
Bu yazı, uzun zamandır içimde biriken duyguları ifade etme fırsatı sundu. Geçtiğimiz haftalarda Antalya’da gerçekleştirilen Ulusal Pediatrik Endokrinoloji ve Diyabet Kongresi’nin açılışında değerli arkadaşım Dr. Murat Aydın’a ithafen, Dr. Abdullah Bereket ile bu konu üzerine bir söyleşi de gerçekleştirdik. Ülkemizin zorlu ve kısır gündemi göz önüne alındığında, bu tür konuların “çiçeklerden, böceklerden konuşmak” anlamına gelme ihtimali olsa da, önemli bir meseleyi gündeme taşımakta kararlıyız.
Dünyada kötülüklerin sıkça görünmesine rağmen, onlara karşı bir panzehir olarak pek çok iyilik de mevcut. Çocuklar, bu iyiliklerin temsilcisi gibi duruyor. Bir çocuğun kendiliğinden kollarını boynuma dolaması, bir kuşun omzuma konması gibi içten bir sevgi gösterisidir.
Geçen perşembe akşamı hastaneden çıkarken, Diyarbakır’da yaşayan Dr. Mahmut Ortakaya ile bu konuları ele aldık. Bana, “Şükrü, senin ve çocuklarla olan fotoğraflarını görüyorum; o resimlerdeki iyilik, neşe ve umut bana kadar ulaşıyor, var ol!” dediğinde oldukça mutlu oldum. Bu hisler, bana daha fazla çocuklardan ve kuşlardan bahsetme konusunda cesaret verdi.
Yusufçuk Kuşu
Domaniç Aksu Köyü’nden hatırladığım anılardan biri, evimizin karşısındaki caminin üzerinde tüneyen, annemin “Yusufçuk kuşu” dediği kuşların dünyasına dalmakla ilgilidir. Onların isimleri ve ötüşleri hakkında bilgi sahibiydim, ancak daha çok aralarındaki iletişimi ve kendi dilleri olup olmadığını merak ederdim. Şimdi anlıyorum ki, bu kuşlar sosyal bir yapıya sahipmiş ve genellikle eşleriyle birlikte durarak birbirlerine o ritmik sesleriyle yanıt verirlerdi. Annem, peygamber öykülerine meraklıydı ve kuşların dilinden anlayan peygamberlerin var olduğuna dair masallar anlatırdı.
Yusufçuk kuşlarının ötüşünü daha sonra birçok Avrupa şehrinde duyduğumda, çocukluğumun bu hayal arkadaşına tekrar kavuşma sevinciyle o şehirlerle dost olurdum. Bu kuş türünün 20. yüzyılın ortalarından itibaren Anadolu’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yayıldığını öğrendiğimde, her türlü kentsel alana uyum sağladıklarını fark ettim.
Abdullah Bereket, daha önce bahsettiğim söyleşide, güvercinlerin dünyada insan kadar yaygın bir tür olduğunu, güvercingiller familyasına ait 300’den fazla vahşi güvercin ve kumru türü bulunduğunu vurguladı. Anadolu, birçok güvercin ırkının anavatanıdır ve güvercinlerin tarih boyunca insanın en eski dostlarından biri olduğunu belirtti.
Çocuklar ve Kuşların Benzerlikleri
Son on yıl boyunca Koç Üniversitesi Hastanesi’nde çalışırken, farklı bölgelerden gelen binlerce diyabetli çocukla karşılaştım. Bir süre sonra onların yüzlerinin fotoğraflarını çekmeye, bazılarına bakarken gözlerimin dolmasına neden olacak kadar duygulanmaya başladım. Arkadaşım Abdullah Bereket’in Instagram’da paylaştığı kuş resimleri ile benim çektiğim çocuk yüzleri arasında belirgin benzerlikler bulmaya başladım. Bu, Yusufçuk kuşuyla kurduğum dostluğun, çocukluğumun birçok anısının tekrar gün yüzüne çıkması gibiydi.
Arkadaşlarım bu duruma benim kadar güçlü bir tepki vermeseler de, yüzlerinde beliren gülümsemeler bana yetiyordu. Abdullah da bu başlıkla bir söyleşi yapmayı ilginç buldu. Ayrıca torunum Mavi ile eşleştirdiğim kuşun isminin “Mavi baştankara” olması, hem benim hem de onun için keyifli bir anı oldu. Kongrede yaptığımız söyleşi dinleyenlerde olumlu bir etki yarattı.
Çocuklar ve kuşlar arasındaki benzerlikler arasında çeşitlilik, renk zenginliği, özgürlük, koruma içgüdüsü, öğrenme ve dayanıklılık, uçma arzusu, cıvıltı ve neşe, saf bakış, hayal arkadaşı olma gibi unsurlar yer alır. Bir kuşun başını yana çevirip dünyayı izlemesiyle, bir çocuğun yeni bir oyuncağı keşfederkenki dikkatli ifadesi arasında bir bağ kurmak mümkündür. Büyüme süreci, bir kuşun kanat çırpmayı öğrenmesi ve sonunda yuvadan ayrılmasıyla da ifade edilebilir.
Edebiyatta, özellikle şiirlerde ve folklorda çocuklar ile kuşlar arasında pek çok ortaklık ve benzerlik bulunmaktadır. Rainer Maria Rilke’nin Duino Ağıtları’nda kuşlar ve çocuklar, insanın varoluşsal parçalanmışlığına karşıt olarak “bütünlüğü” ve “saf varlığı” temsil eden temel figürlerdir. Rilke, kuşların “açık olana” (sınırsızlığa) baktığını, insanların ise sürekli bir nesneye veya amaca odaklandığı için bu bütünselliği göremediğini ifade eder.
Rilke için çocukluk, insanın dünyayı henüz kavramlarla bölmediği, meleklerin mertebesine en yakın olduğu evredir. Çocuklar, dünyayı bir fayda sağlamak ya da analiz etmek için değil, olduğu gibi görürler; buna “saf bakış” denebilir. Çocukluk, insanın henüz toplumsal rollerin bir parçası olmadığı bir durum olarak ele alınır.
Kırlangıçlarla Dostluğum ve Çocuk İsimleri
İnsan için kader, sürekli bir şeylere “karşı olmak” ve engellerle yüzleşmek anlamına gelirken, hayvanlar ve kuşlar, bu sınırlamaları bilmeden, saf bir dinginlik içinde var olurlar. Kırlangıçlar, göç yollarındaki sınır tanımazlığı ve her bahar geri dönmesiyle bağımsızlığın ve özgürlüğün simgeleridir. İzmit’teki evimde kırlangıçlar, en yakın dostlarım oldular ve gün batımına yakın sevinçle uçmalarından çok etkileniyorum.
Yıllar önce, 15-20 Ağustos 2011’de Güneydoğu Anadolu’daki diyabetli çocuklarla gerçekleştirdiğimiz kampta, her sabah kahvaltıdan sonra çocukların isimlerini okurken, kız çocuklarının Kürtçe isimleri beni derinden etkilemişti. İsimlerinin anlamlarından bir şiir yazmaya çalışmıştım. O dönemde çocuk
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



