Dansın Zirvesinde: Efe Burak’ın Hikayesi

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Dansın Zirvesinde: Efe Burak’ın Hikayesi

Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde çocuk yaşta başlayarak, Gürcistan’da baş dansçı unvanına ulaşan ve ardından dünya bale tarihinin en prestijli topluluklarından biri olan Béjart Ballet Lausanne’a katılan dansçı Efe Burak, uluslararası ödüllerle dolu kariyerini ve eşi Ana Ksovreli ile birlikte sürdürdüğü dans serüvenini aktardı.

Burak, klasik baleden modern dansa geçiş sürecini, sahnede eşiyle kurduğu profesyonel bağı, Maurice Béjart’ın eserlerindeki zihinsel zorlukları ve yıllar sonra ilk kez kendi seyircisi önünde 20-21-22 Şubat tarihlerinde Béjart Ballet Lausanne’ın OSKAR, The Firebird ve Bolero koreografileri ile İstanbul’da sahne almanın heyecanını iahaber’e anlattı.

– İlk olarak dans yolculuğundan bahseder misin?

Çocukluğumda çok hareketli biriydim. Ailem, bu enerjimi değerlendirmek için beni futbol, voleybol, basketbol ve yüzme gibi çeşitli sporlara yönlendirdi. Sonunda uzaktan bir akrabamızın önerisiyle Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin çocuk bale kursuna gitmeye başladım. İlk sınavda başarılı olduktan sonra üç yıl boyunca birçok eserde figüran olarak yer aldım. Bu süreçte sahneye çıkmak ve başka karakterlere bürünmek büyük bir keyifti. Özellikle Çizmeli Kedi balesinde küçük kedileri canlandırmak benim için unutulmaz bir deneyimdi.

Çizmeli Kedi’den sonra, bu işi profesyonel olarak yapma arzusuyla konservatuvara yönlendirildim. Eğitimim boyunca birçok uluslararası yarışmaya katıldım ve 2016 yılında İstanbul Uluslararası Bale Yarışması’nda diploma aldım. İlk yarışmamda heyecanım had safhadaydı; ancak sonrasında Kazakistan’da birinci olarak altın madalya kazandım ve ardından İtalya, Almanya ve Ukrayna gibi ülkelerde ödüller aldım.

Ukrayna’daki yarışmada beni gören bir jüri üyesi, Gürcistan’daki operaya davet etti. Orada beş yıl boyunca başrol oynadım ve birçok klasik eserde yer aldım. Ayrıca dünya çapında ünlü koreografların modern eserlerinde de dans etme fırsatı buldum.

Ana Ksovreli ve Efe Burak, Jiří Kylián’ın Petite Mort eserinde

Geçen yıl eşime evlilik teklif ettim ve kabul etti. Evlilik hazırlıklarımız sırasında yeni deneyimlere yelken açmak istedik. Eşim Gürcü ve o dönemde yurt dışında başka fırsatlar araştırırken, Béjart Ballet Lausanne’ın dansçı aradığını gördüm. Hemen başvurdum ve sürecin ilerlemesi için eşim için de online bir seçme ayarlandı. Böylece ikimiz de bu topluluğa kabul edildik ve yeni bir sayfa açmış olduk.

Efe Burak ve Ana Ksovreli

– Ankara’da eğitim aldığını söyledin. Vaganova tekniği ile Gürcistan’daki Rus tekniği üzerine, Béjart Ballet’in modern bir topluluk olduğunu nasıl değerlendiriyorsun?

Béjart Ballet ne tam klasik ne de tam modern; ikisinin karışımını barındırıyor. Maurice Béjart’ın eserleri, ciddi bir klasik teknik gerektirse de modern unsurlar da içeriyor. Bu toplulukta her eserin müzikalitesi anlaşılmadan dans etmek zorlayıcı olabiliyor. Yeni eserlerde modern yaklaşımlar olsa da, Béjart’ın orijinal eserleri klasik ve modernin harmanlandığı bir yapıya sahip.

OSKAR temsilinden bir kare

– OSKAR gibi farklı bir eserde sahne almak zihin açısından nasıl bir değişim gerektiriyor?

Bir operadan diğerine geçişte, fiziksel adaptasyon kadar zihinsel hazırlık da önem kazanıyor. Yeni bir eserde farklı kasları çalıştırmak zorunda kalmak, dansçının mental olarak da yeni bir duruma alışmasını gerektiriyor. Bu geçişler, hem fiziksel hem de zihinsel olarak yeni zorluklar getiriyor.

İstanbul’daki temsilde, kendi seyircimle karşılaşmak beni hem heyecanlandırdı hem de sarstı. İlk gösterimde aşırı sakardım; ama seyircinin sıcak karşılaması, beni çok daha güçlü kıldı. İzleyicilerin düşüncelerini anlayabilmek, performansımı daha da etkiledi.

– Ailen daha önce seni izlemiş midir?

Annem ve babam Gürcistan’da başrol oynarken beni izlediler, ancak diğer aile üyelerim profesyonel olarak ilk kez izlediler. Bu, onlar için duygusal bir an oldu.

– Bale tutkusu aileden mi geliyor? Çocukken sanata ilginiz var mıydı?

Evet, dedem sanat düşkünüydü ve beni bale ile tanıştırdı. Çocukken onunla birlikte gittiğimiz Kuğu Gölü balesi, sanat yolculuğumun başlangıcıydı. Dedemin desteği, bu alanda ilerlememde önemli bir rol oynadı.

– Eşin Ana Ksovreli ile sahnedeki ilişkinizden bahsedebilir misin? İşle özel hayatı nasıl dengeliyorsunuz?

Eşim, dans kariyerimin en disiplinli eleştirmenlerinden biri. Birbirimizi geliştirmek için sürekli çalışıyoruz. Provalarda ve evde birbirimize yardımcı olarak hem partnerlik hem de dansçılık açısından kendimizi ilerletiyoruz.

Ana Ksovreli ve Efe Burak OSKAR temsilinin provasında

– Gelecek için planlarınız nelerdir? Kendi topluluğunuzu kurmayı düşünüyor musunuz?

Kendi topluluğumuz olmasa da, gelecekte koreografi yapma arzum var. Bu konuda henüz yeterli deneyime sahip olduğumu düşünmüyorum; ancak Béjart’ta edindiğim deneyimler, bana ilham veriyor.

– Gürcistan’da baş dansçı olarak kariyerine başlamak, Béjart’ta bir grubun içinde dans etmeye başlamanı nasıl etkiledi?

Farklı bir his yarattı. Ancak Béjart topluluğundaki herkesin yetenekli dansçılar olduğunu fark edince, kendimi bir grup içinde dans eden bir solist olarak görmeye başladım. Bu durum beni mental olarak rahatlattı.

– Türkiye’deki seyirciyi nasıl değerlendiriyorsun? Avrupa seyircisi ile kıyasladığında hangi seyirci daha etkili?

Türk seyircisi benim için en özel olanı. Performans sonunda aldığımız coşkulu alkış, sahneden ayrılmak istememize neden oldu. Türkiye’de daha fazla dans etme fırsatım olmasını umuyorum.

– Son olarak, Timothée Chalamet’in opera ve balenin “modasının geçtiği” yönündeki görüşleri hakkında ne düşünüyorsun?

Bale, tarih boyunca birçok değişim yaşadı ve bu süreç devam edecek. Timothée’nin görüşleri, gerçekliği yansıtmakta yetersiz. Bale, her dönem kendine has bir izleyici kitlesi bulmaya devam ediyor.

– Yurt dışında kariyer hedefi olan genç dansçılara önerilerin nelerdir?

Eğitimlerine devam etmeleri,

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın