DEM Parti’den Barış ve Demokrasi İçin Acil Çağrı!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
DEM Parti’den Barış ve Demokrasi İçin Acil Çağrı!

DEM Parti Meclisi (PM), 11-12 Nisan tarihlerinde gerçekleştirdiği toplantıların ardından bir Sonuç Bildirgesi yayımladı. Bildirgede, yasal düzenlemelerin derhal TBMM gündemine alınması gerektiği vurgulanarak, “Toplum artık söz değil güvence beklemektedir. Toplum artık vaat değil hukuk istemektedir. Toplum artık belirsizlik değil somut irade görmek istemektedir. Barışın kurumsallaşması için Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür ve etkin çalışma koşullarının sağlanması; fikirlerini toplumla, siyaset kurumuyla ve ilgili çevrelerle doğrudan paylaşıp tartışabileceği demokratik ve hukuki zeminin oluşturulması gerektiğini yineliyoruz” ifadeleri yer aldı.

DEM Parti, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısıyla başlayan dört günlük toplantı serisini tamamladı. Parti Meclisi, 11-12 Nisan tarihlerinde Ankara’da toplanarak, Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmelerini, bölgedeki savaş ve yürütülen süreçleri değerlendirdi. Açıklanan sonuç bildirgesinde şu ifadeler de yer aldı:

“ABD ve İsrail’in Orta Doğu’da sürdürdüğü savaş, sıradan bir saldırganlık değil, dünya hegemon ve kapitalist sistemin siyaseten çöküşünün bir göstergesidir. Bu nedenle Orta Doğu’daki savaş, etkileri itibarıyla bölgesel bir savaş olmaktan öte, tüm dünyayı etkileyen bir paylaşım savaşıdır. Petrol ve enerji kaynaklarını kontrol etme arzusuyla yürütülen bu hegemonya savaşlarında en büyük bedeli halklar ödemektedir. İran’a yönelik askeri saldırganlık, emperyalist savaş tablosunu derinleştirerek yalnızca Orta Doğu’nun değil, dünyanın ve Türkiye’nin siyasal ortamını ve ekonomisini de doğrudan etkilemektedir.

Hegemonik güçler ile statükocu güçler arasında süren çatışma yalnızca sınırda yaşanmıyor; hayat pahalılığı, enflasyon, yoksulluk, göç, güvencesizlik ve otoriterleşme olarak tüm toplumların yaşamına yansıyor. Orta Doğu’da hiçbir halk, dışarıdan egemen güçlerin dayattığı savaşla özgürleşemez. Hiçbir ülke de baskı rejimi, diktatörlük ve militarizmle demokratikleşemez.

DEM Parti olarak; İran halkları başta olmak üzere bölgedeki tüm halkların özgürlük, demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesinin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz. Kürtlerin, Beluçların, Azerilerin, Türkmenlerin, Farsların, kadınların, gençlerin, inanç ve kimlik gruplarının demokratik taleplerinin tanınması, bölgesel çözümün ve barışın ön koşuludur. Kalıcı çözüm ise halk iradesini esas alan çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü toplumsal modellerin inşasındadır.

“Barış ertelenerek değil, cesaretle ve karşılıklı güven temelinde inşa edilir”

Parti Meclisimiz, ülkenin temel gündem maddelerinden biri olan Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana hedefine ulaşması için üstlenmesi gereken görev ve sorumlulukları ele almıştır. Türkiye’nin en temel meselelerinden biri, Kürt sorununun demokratik çözümü ve toplumsal barışın sağlanmasıdır. Gelinen aşamada bu yol, sadece bir siyasi tercih değil, aynı zamanda ülkenin demokratikleşmesi, ekonomik refahı ve toplumsal bütünleşmesi açısından da tarihsel bir zorunluluktur.

Parti Meclisimiz, Barış ve Demokratik Toplum Sürecini Kürt sorununun çözümü için bir müzakere başlığı olarak değerlendirirken, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik geleceğinin temel zemini olarak da ele almıştır. Orta Doğu’daki savaş politikaları gerekçe gösterilerek sürecin yavaşlatılması ve güncel siyasetin parçası haline getirilmesi kabul edilemez bir durumdur. Bugün açıkça görülmektedir ki Kürt sorununda çözümsüzlük derinleştikçe Türkiye demokratikleşememektedir. Demokratikleşme sağlanmadıkça, ekonomik kriz kalıcı hale gelmekte; hukuksuzluk ve otoriterleşme toplumsal kutuplaşmayı artırmaktadır. İç barış sağlanmadan, dış tehditlere karşı toplumsal barış ve tarihsel kardeşlik sağlanamaz. Bu nedenle, barış meselesi yalnızca Kürt halkının değil; işçinin, emekçinin, kadının, gencin, emeklinin ve ezilen tüm toplumsal kesimlerin ortak meselesi olmuştur. Barış, ertelenerek değil, cesaretle ve karşılıklı güven temelinde inşa edilmelidir.

“Cezaevlerindeki politik tutsaklar serbest bırakılmalı, demokratik hukuk normlarına uygun düzenlemeler yapılmalı”

Gerçek bir barış ve sürecin ilerletilmesi için:

Gerekli yasal düzenlemeler gecikmeden Meclis gündemine alınmalıdır. Çözüm için bütünlüklü bir yasanın tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla çıkarılması hedeflenmelidir. Demokratik siyasetin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Kayyım uygulamalarına son verilmeli, kayyım atanan belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir. Cezaevlerinde bulunan politik tutsaklar serbest bırakılmalı ve demokratik hukuk normlarına uygun düzenlemeler yapılmalıdır. Toplumsal barışı güvence altına alacak bir Barış Yasası çıkarılmalıdır.

Toplum artık söz değil güvence beklemektedir. Toplum artık vaat değil hukuk istemektedir. Toplum artık belirsizlik değil somut irade görmek istemektedir. Barışın kurumsallaşması için Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür ve etkin çalışma koşullarının sağlanması; fikirlerini toplumla, siyaset kurumuyla ve ilgili çevrelerle doğrudan paylaşıp tartışabileceği demokratik ve hukuki zeminin oluşturulması gerektiğini yineliyoruz.

“Barış yalnızca silahların susması değildir, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün tesisidir”

Türkiye’de barışın inşası ile demokrasinin gelişimi birbirini tamamlayan süreçlerdir. Barış olmadan demokrasi eksik kalır, demokrasi olmadan barış kalıcılaşamaz. Bu nedenle, DEM Parti, barış mücadelesini Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerinin, emek-meslek örgütlerinin ve toplumsal muhalefetin ortak mücadele başlığı haline getirmeyi tarihsel bir görev olarak görmektedir. Barış yalnızca silahların susması değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün tesisi, ifade özgürlüğünün güvence altına alınması, örgütlenme hakkının korunması, toplumsal adaletin sağlanması ve eşit yurttaşlığın inşasıdır. Bu mücadele hepimizin ortak geleceği içindir.

“Yeni kadın kazanımlarına alanlar açmak ve erkek egemenliğine karşı mücadele etmek görev ve sorumluluktur”

Dünyada yükselen erkek egemen sistem ve yürütülen savaşlar, kadınları ve kadınların özgürlük ile eşitlik mücadelesini hedef almaktadır. Siyasetin ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı eril dili ve cinsiyetçilikten beslenen politikalar, yaşadığımız coğrafyada da kadın katliamlarını derinleştirmektedir. Ülkede her gün en az dört kadın cinayetinin işlenmesi, cezasızlık politikalarıyla faillerin cesaret bulması ve kadın bedeni üzerinde tahakküm oluşturan yasal düzenlemelere her gün bir yenisinin eklenmesi bunun bir göstergesidir.

Tüm bu saldırılara karşı 8 Mart’ta kadınların ortaya koyduğu irade, onurlu barışın ısrarının, erkek egemen sisteme karşı özgür ve eşit yaşam iradesidir. Dünyanın farklı yerlerinden kadınların cesaretle yürüttükleri özgürlük ve eşitlik mücadelesini her yerde büyütmek, yeni kadın kazanımlarına alanlar açmak ve erkek egemenliğine karşı mücadele etmek,

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın