
Türkiye’de demokrasi, hiçbir zaman tam anlamıyla işlevsel olmadı.
Bu durumun başlıca sebebi, kendilerini demokrat olarak tanımlayan kişilerin aslında gerçek anlamda demokratik değerleri benimsememeleridir.
1950 yılından bu yana, demokrasimiz adına yalnızca, yargı denetiminde gerçekleştirilen ve siyasi partiler tarafından yürütülen serbest seçimler üzerinde durabiliriz.
Ancak, bu özgürlüğün giderek kaybolduğunu görmekteyiz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, her türlü imkânı zorlayarak iktidarını sürdürme çabası, bu noktaya ulaşmamıza sebep olmuştur.
CHP’nin kurultaylarının “yapılmamış sayılmasına” dair mahkeme kararı, demokrasiye yönelik yargı destekli bir darbe sürecinin yeni bir aşamasını işaret etmektedir.
Görevlendirilen mahkemeler, Yüksek Seçim Kurulu’nun yetki alanına müdahale etmekte.
Erdoğan yönetiminin buraya kadar gelmesi, onun için geri dönüşün kalmadığını gösteriyor.
Öncelikle CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, yargı eliyle saf dışı bırakıldı. Şimdi ise, CHP içindeki işbirlikçilerle birlikte partinin tasfiye edilmesi hedefleniyor.
Erdoğan, serbest bir seçimde rekabet etmeyi tercih etmiyor gibi görünüyor.
Normal bir seçimde yeniden seçilme olasılığını düşük gördüğü için, tüm imkânlarını kullanarak alan temizliği yapma çabası içinde.
Muhalefetin bu darbe girişimine karşı ne denli direnç göstereceğini öngörmek oldukça güç.
Rejimin içindeki işbirlikçiler, muhalefeti bölerek Erdoğan’ın işini kolaylaştıracaktır.
Kılıçdaroğlu, önceki seçimde kazanma potansiyeline sahip adayların önünü keserek Erdoğan’a fırsat tanımıştı. Şimdi ise, yargı darbesine destek veren bir figür olarak karşımıza çıkıyor.
CHP seçmeninin karşısına çıkmak için, muhtemelen büyük bir tepki almayı göze almak zorunda kalacak.
Genel olarak, halkın siyasete müdahalelerden hoşlanmadığı biliniyor.
Ancak bu tepkisini gösterebilmesi için tek seçeneği serbest bir seçimdir.
“Serbest seçim” ifadesini özellikle vurgulamak gerekiyor; bu, Rusya, Çin veya Orta Asya’daki otoriter rejimlerdeki seçimlerle karıştırılmamalıdır.
Peki, önümüzdeki genel seçim gerçekten de bildiğimiz anlamda serbest bir seçim olabilecek mi?
Serbest seçim, öncelikle herkesin aday olabilme hakkını tanımak demektir.
Kimin aday olacağına iktidarın karar verdiği bir seçim, asla serbest bir seçim olamaz.
Ayrıca, adaylar arasında eşit bir yarış olmasını gerektirir.
Serbest propaganda hakkı da bu tanıma dahildir.
Eğer muhalefetin propaganda olanakları polis ve jandarma tarafından kısıtlanıyorsa, o seçim serbest bir seçim olarak değerlendirilemez.
Bağımsız hakimlerin gözetiminde gizli oy ve açık sayım da gereklidir.
Bugün Türkiye’de bu görevi gönül rahatlığıyla üstlenebilecek kaç hâkim bulunmaktadır?
Daha önce il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarıyla ilgili yapılan yasal düzenlemelerin gerçek amacını şimdi daha iyi kavrayacağız.
Erdoğan’ın belirlediği HSK ve dikkatle seçtiği YSK ile 1950 öncesi döneme geri dönebiliriz.
Ancak unuttukları, halkın bu duruma vereceği tepkinin ne denli büyük olabileceğidir.
Erdoğan, bir tepki olsa bile bunun etkisinin sınırlı kalacağına inanıyor gibi görünüyor.
Türkiye’de artık “demokrasi” terimini kullanmak mümkün değil.
Bir “otokraside” yaşıyoruz. “Tek adam” yönetiminin tüm özelliklerini taşıyan bir otokrasi!
Yürütme gücü, yasama ve yargıya tamamen hâkim durumda.
Bu durumun geldiği noktada sormamız gereken soru şu: Erdoğan nerede durabilir? Durma imkânı var mı?
E
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



