
Dün akşam saatlerine kadar;
Bu ülkede hâlâ bir Yüksek Seçim Kurulu mevcuttu.
Seçim güvenliğinin sağlanmasında son söz sahibi olan merci.
Artık o da tarihe karıştı.
O kurulun vermiş olduğu karar, tartışmasız bir kesinlik taşıyordu.
2017 yılındaki tartışmalı referandumda bile kesin kararlar almış olan bu kurul, şimdi yok.
Artık herhangi bir savcı, herhangi bir mahkeme veya hâkim, onun kararlarını geçersiz kılabilir.
Bir “Güçlendirilmiş Cumhurbaşkanı” seçildiğinde, bir mahkeme seçim için mutlak butlan kararı verebilir ve seçilmiş başkanı görevden alıp, daha önce seçilmemiş olanı iktidara getirebilir.
Düne kadar hâlâ bir Anayasa Mahkemesi vardı
Dün akşam saatlerine dek, bu ülkede bir Anayasa Mahkemesi bulunuyordu.
Anayasanın belirlediği siyasi partilerin kaderini tayin etme yetkisi yalnızca o mahkeme tarafından kullanılabiliyordu.
Artık o da yok….
Herhangi bir savcı veya mahkeme, ana muhalefet partisini bile ortadan kaldırabilir durumda.
Düne kadar bu ülkede hâlâ bir Meclis vardı
Dün akşam saatlerine kadar, bu ülkede Türkiye Büyük Millet Meclisi varlığını sürdürüyordu.
Bir zamanlar iktidar ve muhalefet milletvekillerinin, yakalarında kırmızı karanfillerle birlikte, ülkenin savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını önlemek için bir arada durduğu gurur verici bir Meclis’ti.
Artık o da yok…
O Meclis, ana muhalefet partisine yapılan, hukuki bir dayanağı dahi bulunmayan saldırıya bile sessiz kalıyor.
Ama en önemlisi bu ülkede bir siyasi mertlik vardı
En önemlisi, bu ülkede bir siyasi mertlik ve şövalyelik mevcuttu.
Ancak, öncesinden itibaren o da kayboldu.
“Bay Kemal’in Mutlak Muradı” ve bir mahkeme kararıyla, Türk demokrasisinin dört temel direği de yok oldu.
Bu partiyi bir kere askerler kapattı, şimdi de sivil bir mahkeme fiilen kapatıyor
Dün, yargı kararıyla fiilen kapatılan Atatürk’ün kurduğu bu partiyi, ilk olarak 12 Eylül’de askeri darbeciler kapatmıştı.
Ancak onlar bile, sorumluluğu üstlenerek yargı yoluna başvurmuştu.
En azından adaleti sulandırmaya kalkmamışlardı.
Bülent Ecevit
Bir zamanlar o koltukta oturan Ecevit askeri darbeye direnmişti
Şimdi o koltuğa en açgözlü haliyle oturmaya çalışan kişinin koltuğunda, bir zamanlar rahmetli Bülent Ecevit oturuyordu ve o darbeye direnmişti.
Üç defa hapse girmişti.
O koltukta oturan Baykal rakibinin siyasi yasağını kaldırtmıştı
O koltukta bir zamanlar oturan rahmetli Deniz Baykal, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’a siyasi yasak getirildiğinde ne yapmıştı?
Anayasa değişikliğine oy vererek onu Başbakanlık koltuğuna oturtmuştu.
Cumhuriyeti kuran partiye ve demokrasiye yakışan şerefli bir hareketti.
Erdoğan, Uğur Dündar ve Baykal
O gün ne demişti CHP Genel Başkanı Baykal?
O gün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ne söylemişti?
Unutanlar için hatırlatmak gerek:
“Demokrasiye inandığım için yaptım.”
Bir de şunu demişti:
“Neyin pazarlığını yapacağız? Biz demokrasi ve hukukun üstünlüğü için yola çıktık.”
İşte öyle bir partiydi CHP ve genel başkanları…
Kendi partisini satmak yerine, rakip partiler için bile demokrasi ve adalet isteyen bir yapıydı.
Böyle bir siyasi mertlik dönemiydi.
Ne demişti o gün Erdoğan CHP ve genel başkanı için?
Bir de bunu hatırlayalım.
Erdoğan, o siyasi mertlik için ne demişti?
“Sayın Baykal ve CHP demokratik bir tavır ortaya koymuştur.”
İşte böyle bir demokratik mertlik, bir şövalyelik dönemiydi.
Şimdi, onlardan aynı mertliği AKP’den bekleme hakları yok mu?
Kemal Bey dün akşam üzeri sadece partisini değil, mertliği de öldürdü
Bay Kemal, dün akşam sadece partisini değil, birçok kurumu ve geleneği de yok ettirdi.
Bir gecede, tüm bu kurumlar ve değerli gelenekler tarihe gömüldü.
Peki, bu tutum egosuyla uyumlu bir sonuç doğurdu mu?
Bomboş bir binada, Kafka’nın “Metamorfoz” romanındaki kahraman gibi tek başına oturmaksa amacıyse…
<p style="font-size: 21px </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



