Dersim’in Kayıp Kızları: Adalet Arayışı Süreçleri

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Dersim’in Kayıp Kızları: Adalet Arayışı Süreçleri

Yıl 1937.

Türkiye Cumhuriyeti, 29 Ekim 2025 tarihinde 102. yılını kutlayacak. Cumhuriyet, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, işgal dönemleri ve Kurtuluş Savaşı’nın getirdiği yıkımdan sonra ortaya çıkmıştır. Yeni kurulan yönetim, bu yıkımın kalıntılarından kendini inşa etmeye çalışırken, daha ilk yıllarda, bu topraklarda yaşayan tüm halkların ortak bir geleceği inşa etme hedefinden uzaklaşılmıştır. Bu dönem, çoğulculuğu reddeden, merkeziyetçi ve tekçi bir anlayışın hâkim olduğu bir sürecin başlangıcını işaret eder. Farklı etnik köken, dil, din ve mezheplere sahip olan halklar, şiddet, sürgün, baskı ve asimilasyon gibi uygulamalara maruz kalmıştır.

Bu dönemde devlet şiddetinin en ağır örneklerinden biri, 1937 yılında meydana gelen Dersim olaylarıdır. 2884 sayılı ve 25 Aralık 1935 tarihli kanunla yeniden yapılandırılan Dersim, “vali-komutan-umum müfettiş” Abdullah Alpdoğan yönetiminde askeri operasyonlara maruz kalmıştır. Halkın hafızasında “Tertele” olarak bilinen bir katliam dalgası başlamıştır. Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan, çoğunluğu Alevi olan halk, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu’nun “gayet gizlidir” ibareli kararıyla “Tunceli Tenkil Harekâtı” ile karşı karşıya kalmıştır.

1937 yazında başlayan ve 1938 yazında en üst seviyeye ulaşan askeri operasyonlar sırasında, kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insan hayatını kaybetmiş, evleri yıkılmış ve hayatta kalanlar yerlerinden sürgün edilmiştir. İnanç liderleri, aşiret reisleri ve köyler sistematik olarak hedef alınmıştır.

Dersim askeri operasyonları, cumhuriyet tarihinin en karanlık katliamlarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Yıllar geçse de, bu olaylara dair detayları incelemek, halkın maruz kaldığı şiddetin boyutu nedeniyle hala son derece sarsıcı olmaktadır.

Bugün.

Dersim katliamı üzerine kapsamlı çalışmalar yapan Prof. Dr. Bülent Bilmez ve Araştırmacı Cemal Taş’ın kaleme aldığı “Dersim Kırım Envanteri Dokuz Örnek Vaka ve Mekan” adlı yeni eserleri Şubat 2026’da yayınlandı. Yazarlar, “Tertele”nin hem siyasi nedenlerle hem de akademik tarih yazımında ihmal edildiğini vurguluyor. Bu konuda çalışanların, katliam mağdurlarını birer sayı olmaktan çıkararak, onların isimlerini belirleyip tarihe geçirmelerinin acil bir görev olduğuna dikkat çekiyorlar.

Bu yazı, Cumhuriyet’in 102. yılı kutlamalarının yapıldığı, “Türkiye Yüzyılı” planlarının gündeme geldiği bir dönemde kaleme alındı. Yazı, Dersim katliamı ve sonrasında hayatları derinden etkilenen Karakoç ailesinin hikayesini merkeze alıyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen, hakikat ve adalet talebi, kayıpların yol açtığı travmanın nesilden nesile aktarılışı ve faillerin kabulü ile hesap verilebilirliğin gerekliliği üzerinde duruluyor. Ayrıca, cumhuriyetin cezasızlık geleneğinde yargı mekanizmalarının rolü ve bu durumun yarattığı karanlık tablo tartışılıyor.

Yıl 1938.

Tertele, 1938 yılında zirve noktasına ulaşmıştır. Dersim’in köylerinde, dağlarında ve yaylalarında büyük bir insan katliamı yaşanmaktadır. 4 yaşındaki Sakine ve 6 yaşındaki Şemsi, bu şiddet sarmalında aileleriyle birlikte yakalanır. Sakine, yıllardır adalet arayışına destek verdiğimiz İsmail Karakoç’un kızı; Şemsi ise kuzeni ve amcasının kızıdır. Karakoç ailesi, Tertele sırasında köylerinden sürülen, katliamda kaybolan ve Ovacık’ta bir süre tutulan bir aile olarak tanınmaktadır.

Tertele’nin en acımasız yöntemlerinden biri, hayatta kalan çocukların ailelerinden ve topraklarından kopartılmasıdır. Bu kapsamda, yüzlerce çocuk farklı yetimhanelere ve yatılı okullara yerleştirilmiş, bazıları ise bürokrat ve asker ailelerine verilmiştir. Sakine ve Şemsi de, katliam sırasında ailelerinden zorla alınan çocuklardandır ve Karakoç ailesinin Ovacık’ta kızlarını bulma çabaları sonuçsuz kalmış, geriye sadece iki tutam saç kalmıştır.

Yıl 1941. Duvarda ilk gedik.

Katliamdan sağ kurtulan Karakoç ailesi, diğer Dersimlilerle birlikte Manisa Salihli Tatarislam’daki bir kampa yerleştirilir. Burada Erdal Karakoç’un babası İsmail, askere alınacak ve Dersim yasak bölge ilan edildiği için ailenin topraklarına dönmesi 1947’ye kadar mümkün olmayacaktır.

Kızını ve yeğenini aramaktan vazgeçmeyen İsmail Karakoç, kamp sırasında Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a bir dilekçe ile ulaşır. Kızların akıbetini sorar ve aileye geri verilmesini talep eder. Dilekçesine 1941’de verilen yanıt, kızların Zonguldak Sahil Muhafaza Alay Komutanı Yarbay Münip Yılmaz Türk’ün himayesine verildiğini belirtmektedir. Yazıda Yarbay’ın İstanbul Beşiktaş’taki adresi de paylaşılır.

Bu mektup ile İsmail Karakoç, 5 Şubat 1941’de izin alır ve çocukların izini sürmek için İstanbul’a gider. Baba Karakoç, bir polis memuru eşliğinde Beşiktaş’ta olduğu tahmin edilen adrese ulaşır. Kapıyı Münip Kemal’in eşi Huriye Hanım açar ve baba Karakoç’u kabul etmez, başka bir zaman gelmelerini ister.

Baba Karakoç’un görevliyle ikinci gidişinde Huriye Hanım, iki kız çocuğunun kendilerinde olduğunu kabul eder; ancak Münip Kemal’in görevde olduğu için evde olmadığını belirtir. Bir süre sonra Huriye Hanım, İsmail Karakoç’a başları tıraşlı iki küçük kız çocuğunu getirir. İsmail Bey, kızların kendi kızları olduğundan emin olamaz ve tereddüt eder. Zaman geçmiş, çocuklar değişmiştir; travmalarının etkisiyle de babalarını tanımamaktadırlar.

İsmail Bey çaresiz evden ayrılır. Huriye Hanım, kızların kendisine ait olmadığına dair yemin ettirmiştir. Geri döndüğünde, kızların kendi kızı ve yeğeni olduğuna dair tereddütleri, bir ömrün en ağır pişmanlığını oluşturur.

Yıl 1990.

Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi, Dersim katliamı üzerine tartışmaları farklı bir boyuta taşıyan “Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi” adlı eserini yayımlar. Beşikçi, bölgede yaşayan Zaza Alevi halkını hedef alan Dersim katliamının, politik arka planı, hedef aldığı grup ve sonuçları itibarıyla bir soykırım olduğunu savunur.

Bu süreçte, adalet ve gerçek arayışı daha etkili bir boyuta ulaşmış, dernekler ve girişimler ortaya çıkmış, bu konudaki hak arama mücadelesi belirginleşmiştir.

<p style

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın