
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi hakkında yaptığı açıklamada, “Mevcut haliyle bu kanun teklifinin kabulü doğru değildir. Terörün sona ermesi, hem milletimizin hem de partimizin en büyük hedefidir. Ancak bu hedefe ulaşmanın yolu, terör örgütüne hukuki imtiyaz tanımaktan geçmez; aksine, bu örgütü hukukun ve devletin karşısında tamamen çaresiz bırakmak gerekir” ifadelerini kullandı. Destici, “Devletin ceza politikası, bir terör örgütünün eylemlerine göre belirlenemez. Kurşun sıkan veya bomba patlatan hiçbir terörist affedilemez” şeklinde konuştu.
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’ni değerlendirdi.
BU HABERİ, iahaber ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
ABONE OL
Zaten abone misiniz?
Üye girişi yapın
Destici, “Büyük Birlik Partisi, kurulduğu günden bu yana terörle mücadelede tutarlı bir duruş sergilemiştir” diyerek açıklamalarına devam etti:
“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışma konusu yapılamaz. Anayasa’nın ilk dört maddesi, üniter devlet yapısı, tek bayrak, tek dil, tek vatan ve tek millet anlayışı partimiz açısından müzakereye kapalıdır. Terörle ve teröristle müzakere edilmez. Devlet otoritesi, hiçbir şekilde pazarlık konusu olamaz. Şehit ve gazi hukuku dokunulmazdır. Şehit ailelerinin, gazilerimizin ve terör mağdurlarının adalet beklentisi, hiçbir siyasi hedefin gerekçesi olamaz. Kurşun sıkmış, bomba patlatmış hiçbir terör örgütü mensubunun affedilmesi asla kabul edilemez. Ceza adaletinin caydırıcılığı korunmalıdır. Partimiz, kişilere karşı işlenen suçlar bakımından dahi af düzenlemelerine karşıdır; bu karşıtlık terör suçları için de geçerlidir. Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı esastır. Yürütmenin yargısal süreçler üzerindeki etkisini artıran her düzenleme, hangi siyasi amaca hizmet ederse etsin, partimiz açısından sakıncalıdır. Fesih ve nedamet, koşulsuz ve doğrulanabilir olmalıdır. PKK ve türevleri, tamamen silahsızlandığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı üzerinde hiçbir ayrılıkçı hedef taşımadığını açıkça ilan etmedikçe, bu yapılara hiçbir yasal imtiyaz tanınmamalıdır.”
“Teklifte bireyin hukuki durumu, örgütün kolektif davranışına bağlanmaktadır”
Destici, ceza hukukunun temel ilkelerinden birinin, herkesin yalnızca kendi fiilinden sorumlu olması ve cezanın failinin kusuruna göre belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Teklifte bireyin hukuki durumu, büyük ölçüde örgütün kolektif davranışına bağlanmaktadır. Kişi pişmanlık göstermemiş veya fiilini savunmaya devam ediyorsa, örgüt silah bıraktığında bu düzenlemelerden yararlanabilecektir. Bu durum, mevcut hukukumuzdaki etkin pişmanlık kurumundan ayrılmaktadır. Teklif, hukuki sonuçları bütünüyle örgütün kolektif tercihine bağlayarak, ceza hukuku ilkeleriyle çelişmektedir. Nedamet getirmemiş kişilerin, örgütün stratejik tercihi nedeniyle ceza soruşturmalarından kurtulması kabul edilemez” dedi.
“Fiilen, affa eşdeğer netice üretilmektedir”
Teklifin genel af veya özel af kavramlarını kullanmadığını belirten Destici, ama sonuçların genel af niteliğinde olduğunu ifade ederek, “Soruşturmalar ertelenmekte, süre sonunda düşme kararları verilmektedir. Kesinleşmiş cezanın infazı ertelenmekte, bu süre sonunda ceza infaz edilmiş sayılmaktadır. Hükümlüler cezaevinden çıkmakta ve hak yoksunlukları kaldırılabilmektedir. Bu sonuçlar, hukuken af olarak adlandırılmasa da, fiilen affa eşdeğer bir durum yaratmaktadır. Partimizin, kişilere karşı işlenen suçlar bakımından dahi af düzenlemelerine karşı olduğunu göz önüne alırsak, terör suçları bakımından böyle bir sonucun kabul edilmesi mümkün değildir” dedi.
“Örgütün dağıldığını beyan etmesi tek başına hukuki güvence vermez”
Destici, “Hukuki sakıncaların ötesinde, sahadaki gerçekler görmezden gelinerek oluşturulan bir yasal çerçevenin başarısı mümkün değildir. Teklifin 1. ve 3. maddeleri, tüm hukuki sonuçları örgütün ‘fiili varlığına son verdiğinin’ tespitine bağlamaktadır. Bu nedenle bu tespitin sahada ne anlama geldiği sorgulanmalıdır” diyerek, iktidara şu soruları yöneltti:
“Örgüt, uyuşturucu ticareti, haraç ve diğer finans kaynaklarından vazgeçmiş midir? Türkiye’de ve Avrupa’da yürütülen sempatizan toplama faaliyetleri sona ermiş midir? Kandil’deki militan eğitimi durdurulmuş mudur? Dış aktörlerin örgüte yönelik destekleri tamamen sona ermiş midir? Örgüt, resmi yayınlarında ülkemizin bir bölümünü hâlâ başka bir isimle tanımlamaktan vazgeçmiş midir?”
Bu soruların hiçbirine, ne teklif metni ne de gerekçesi cevap vermemektedir. Teklif, bütün bu doğrulama yükünü tek bir cümleyle “Güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı” diyerek devretmiştir.
Ayrıca, türev yapılanmalar meselesinin de ele alınması gerektiğini belirten Destici, “KCK, PJAK, PÇDK, Tevgera Azadi ve PYD/YPG gibi türev yapıların PKK’nın örgütsel ekosisteminin bir parçası olduğu gerçeği ortadan kalkmamıştır” dedi.
“Dibini görmediğimiz suya girmeyiz”
Siyasi ve istihbari açıdan bakıldığında, terör örgütünün sahadaki askeri sıkışmışlığı nedeniyle yasal düzenlemeler aracılığıyla ulaşmayı hedeflediği noktaların olduğunu ifade eden Destici, “BBP olarak dibini görmediğimiz suya girmeyiz. Bu süreç, nihai bir tasfiye değil; kadrolarına hukuki güvence kazandırmayı hedefleyen bir stratejidir. Bağımsız doğrulama mekanizmaları kurulmadan atılacak adımlar, örgüt kadrolarının kamu kurumlarına sızma riskini artıracaktır. Teklifin 7. maddesinin dördüncü fıkrasındaki hak yoksunluğunu kaldırma mekanizması, bu riski hukuken mümkün kılıyor” şeklinde konuştu.
“Teklifin en büyük eksiği, madurun metinde yer almaması”
<p style="font-size: </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



