Devin Özgür Çınar ile 10 Bin Adım’ın Sırları!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Devin Özgür Çınar ile 10 Bin Adım’ın Sırları!

10 Bin Adım dizisinin ilk sezonunu izlediğimde hemen kendimi kaptırdım. Fikrin basitliği, evrensel komedi anlayışı ve şehir insanını anlatmadaki cesareti beni derinden etkiledi. O günden beri dizinin yaratıcısı Devin Özgür Çınar ile konuşmayı hayal ediyordum ve nihayet bu fırsatı yakaladım.

Çınar’ı yalnızca 10 Bin Adım ile tanımıyoruz. Daha önce İkinci Bahar dizisindeki Cennet karakteriyle, ardından Gönül Yarası’ndaki Piraye ile gönlümüzde taht kurmuştu. Onun oyunculuğu o kadar doğal ve gerçekçiydi ki, kendimizi onun yerine koymakta zorlanmıyorduk.

Zamanla oyunculuğun yanı sıra yazarlık da yapmaya başladı. Bu yıl 10 Bin Adım’ın üçüncü sezonu ile tekrar karşımıza çıktı ve bu kez yanında Binnur Kaya vardı. İkili, abla-kardeş olarak yeni maceralara atılıyor ve yine çeşitli absürtlüklerin peşinden koşuyorlar. Çınar, bu hikayelerin ilham kaynağını gerçek hayattaki dostluklarından almış. Bazı arkadaşlıklar, başınıza gelen saçmalıklarla doludur ve bunlar yıllar sonra gülümseyerek hatırladığınız anılara dönüşür. Arkadaşlıklarının kimyasının 10 Bin Adım’ın ruhuna girdiğini görmek oldukça belirgin. İzlerken bölümlerin kısa olmasına bile sinirlenebilirsiniz, hazırlıklı olun.

Eğer Çınar’ın kalemini daha uzun formatta keşfetmek isterseniz, yeni biten Fer dizisinin ilk sezonunu izleyebilir ya da oyunculuğunu özlediyseniz, onu sahnede Bir Aile Provası’nda görebilirsiniz. Röportajımızda bu konular üzerinde de durduk. Ancak her şeyin merkezinde gerçeklik var. Çınar’ın esas gündemi, mış gibi yaşadığımız şeyler, günlük hayatımızda üstlendiğimiz roller ve sosyal medyada sergilediğimiz haller üzerine kurulu. Küçük bir yer kapladığımız dünyada, hiç kimsenin kaçamadığı performatif hayatların yüzeyselliğine hem gülüyor, hem de kendisini bu hallere özgür bırakmadan analiz ediyor, yazıyor ve oynuyor. Onun eserlerini izlemek, hakikate biraz daha yaklaşmak gibi bir şey.

– On Bin Adım’ın üçüncü sezonu başlamak üzere. Senaryosunu yazdığın Fer’in ilk sezonu yeni sona erdi ve Bir Aile Provası ile tiyatro sahnesinde yer alıyorsun. Bu kariyerinin en yoğun dönemlerinden biri mi?

Bana da öyle geliyor. Ben de “Ne oldu da birden bu kadar yoğunlaştım?” diye düşünüyorum (gülüyor).

– On Bin Adım’ın son sezonunun üzerinden dört yıl geçti. Ancak insanlar yeni sezonu heyecanla karşıladı. Bu kadar ilgi seni şaşırttı mı?

İlk sezona Engin ile (Günaydın) “Böyle bir şey yapalım” diyerek hızlı bir şekilde başladık. Bu tür şeylere gülüyorum. Birbirimize komik hikayeler anlattığımızda, bunlar genellikle böyle oluyor. Ancak insanların bu kadar seveceğini beklemiyordum. Hem şaşırdım, hem de çok mutlu oldum.

– On Bin Adım, evrensel bir şehir hikayesi ve küçük şeyler komedisi olarak neredeyse her ülkede karşılık bulabilecek bir yapım. İlk sezondaki “Jeton” bölümü, rahatlıkla bir Seinfeld bölümüne dönüşebilir. Bu dili nasıl oluşturduğunu ve neden böyle bir hikaye yazmak istediğini merak ediyorum.

Biz Engin ile gençliğimizden beri çok Seinfeld izlerdik. Oturup bölümleri izler, birbirimize anlatırdık. Oradaki dil, “hiçbir şey olmuyor” hissi, insanların küçük hesapları, utançları ve itirafları… Bu sohbetlerin içinde her zaman Binnur (Kaya) da yer alırdı. Binnur, hayatımda en çok güldüğüm insanlardan biri. Çok farklı bir düşünce yapısı var. Bizim kendi aramızda güldüğümüz şeyleri insanların sevmesi de “Boşuna yaşanmamış, bir karşılığı varmış” hissini yarattı. Demek ki insanlar da bizim güldüğümüz saçmalıklara bakmak istiyor. Çünkü bakılmayan yerlerde hayat çok hızlı akıyor. Hepimizin o kadar önemli işleri varmış gibi görünse de, çoğu zaman her şey oldukça absürt değil mi? Ben de bu saçmalıklara kapılmakta zorlanmıyorum.

– İnsan kendini bir rol oynar gibi buluyor. Telefonda iş konuşan Binnaz, yazı yazan Binnaz, bilmem nereye giden Binnaz…

Günlük yaşantımda kendimi sürekli gözlemliyorum. Ciddi bir şey yapmak ya da konuşmak zorunda kaldığımda, o an kendi kendime komik geliyorum. Her şeyi bilen birisi gibi görünmek zorundasın ve bu durum bana çok eğlenceli geliyor. Engin ve Binnur ile karşılaşınca benzerliklerimizi fark ettikçe kendimizi yalnız hissetmemeye başladık. “Burada eğlenceli bir şey var, hayat böyle devam eder” diye düşündük.

10 Bin Adım üçüncü sezonuyla Gain’de yayında

– İlk iki sezonda Ezgi ve Mehmet’in hikayesini izledik. Bu sezon ise Ezgi ve Süreyya var. Sen ve Binnur Kaya abla kardeş olarak oynuyorsunuz. Neden böyle bir değişiklik yaptınız? Ezgi ve Mehmet’in macerası sona mı erdi?

Engin bunu çok istemedi çünkü “Artık yeter” dedi. Her zaman Binnur ile bir şey yapma hayalimiz vardı. O “hayır” dese başka biriyle olmazdı. Arkadaşlığımızın içindeki çeşitli çatışmalardan esinlenerek bu sezonu yazdım. Bilge Coşkun ile birlikte kaleme aldık. İlk üç sezonda Ezgi ve Mehmet aptaldı, bu sezon da Ezgi ve Süreyya iki aptal olarak karşımıza çıkıyor.

– Karakterleri ve ilham kaynaklarını merak ediyorum. Bu tipleri nasıl yarattın?

Süreyya, Ezgi’nin zıttı bir abla. Evlenmiş, boşanmış, bir çocuğu var. Geleneksel olmaya çalışıyor, ama bir yandan da olamıyor; sıkışmış bir hayatı var. Ezgi ise her şeyden kayıtsız kalan, uzakta duran bir karakter. Ancak her ikisi de farklı açılardan başkalarının ne düşündüğünü önemseyen karakterler. Aynı ailede yetiştiklerinden dolayı dünyayı ortak bir perspektiften tanıyorlar. Binnur ile birçok ortak yönümüz var. İkimiz de orta sınıf ailelerden geldik. Bizim annelerimiz, bizden daha geleneksel beklentiler içinde oldular. Birlikte bir şeyler yapmaya kalktığımızda genelde komik durumlara düşüyoruz ve bu anılar daha sonra hikayelerimize dönüşüyor. Bu nedenle kendimi çok şanslı hissediyorum; böyle anılar herkesin başına gelmiyor.

<p style

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın