Devlet Baba: Anneliği Eril Dille Tanımlamak

Haber MerkeziHaber Merkezi
2 okunma
Devlet Baba: Anneliği Eril Dille Tanımlamak

Devlet baba, hem anneliğin ne anlama geldiğini tanımlamakta hem de kendi hayvan düşmanlığını açıkça sergilemekte bir araya geldi.

Anneliğin kutsallığı ile babalığın ona eşlik eden baskıcı yapısı arasındaki ilişki, devletin baba olarak kodlanmasına dair kültürel sürecin önemli bir parçasıdır.

Toplumun devleti, koruyucu ve disiplin sağlayan bir baba figürü olarak kabul etmesinin kökleri, insanlığın tarım toplumuna geçiş sürecinde mülkiyet kaygılarıyla atılmaya başlandı.

Eril güçlerin geliştiği dönemlerde, kadınların toplumsal cinsiyet rolleri dahil olmak üzere dişil varoluş biçimlerinin erkeğin hakimiyetine teslim edildiği süreçte, insanlık tiranlıktan imparatorluklara, oradan da ulus devletlere kadar uzanan bir babalık anlayışına yöneldi.

Bu nedenle, babalıkla özdeşleşmiş olan erkeğe olan tapınma ve korku hala devam ediyor.

Eril dille tanımlanan bir dünyada yaşıyoruz. Anneliği sembolize eden kadına, ellerimizdeki eril araçlarla uygun bir yer arıyoruz; ama onu hiçbir yere sığdıramıyoruz. Bu durum, onun büyüklüğünden değil, küçüklüğünden kaynaklanıyor.

Mülkiyet kavramının oluşturduğu değerler hiyerarşisinde kadının erkekten sonra gelmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Çünkü insan, sahip olduğu her şeyi diğer insanlardan koruma zorunluluğuyla karşı karşıya. Bu durum, devletin babalığı ile ailedeki babalık arasında güçlü bir bağ kuruyor ve hayatın tehditleriyle bu koruyuculuğu pekiştiriyor.

Bu sebeplerle, devletler her zaman bir baba figürü olarak algılanıyor; “devlet ana” kavramı ise hayal bile edilemiyor.

İnsanoğlu, kadının tıpkı ev, toprak, mal ve mülk gibi korunması gereken bir varlık olduğuna binlerce yıl önce karar verdi. Bu düşünce, kadının doğurganlığını bir zayıflık olarak değil, en büyük gücü olarak görmeyi engelledi.

Çok eşli bir tür olan insan, ekonomik evrim gereği tek eşliliğe yöneldi ve bu dönüşüm, kadının toplumsal rolünü belirgin bir şekilde etkiledi. Kadın, aslında rahminde taşıdığı yumurtayı döllendikten sonra tek başına büyütme yeteneğine sahipti. Ancak, kadının esareti ve erkeğin egemenliği, onun bu gücünü fark etmediği noktada başladı ve hala devam ediyor.

Annelik, yalnızca belirli bir dönem için gerekli olan bir süreç. Türün devamı için, kadının rahminde büyüttüğü ve doğumdan sonra belli bir süre gözetmesi gereken yavrusunun sorumluluğunu alabilmesi için bedenindeki hormonların yönettiği sınırlı bir dönemdir.

Bunun ötesinde, kültürel bir ziyafet ve çoğunlukla kültürel bir eziyet bulunmaktadır.

Günümüzde, duygusal yüklerden uzaklaşıp anneliğe daha nesnel bir bakış açısıyla yaklaşabilen herkes, bu gerçekliği gölgeleyen pek çok etken olduğunu fark edebilir.

Bu nedenle, kadın meseleleri üzerine tartışmalar genellikle karmaşık bir hal alıyor.

Kimin anne olduğuna, anneliğin ne olduğu ve kadınlıkla ilgili neredeyse her şeye karar vermeye çalışan eril otoritelerin müdahalesi, aslında kadınlığı veya anneliği savunmanın yanıltıcı bir yanı olduğunu gösteriyor.

İnsanlar, yalnızca biyolojik olarak tamamen kadın, tamamen erkek ya da farklı oranlarda her iki cinsiyeti taşıyan varlıklar olabilirler. Kültürel açıdan ise, toplumsal kimliklerin çeşitliliği, zaman ve mekana göre farklılık gösteren karmaşık bir yapıya sahiptir.

Bu açıdan bakıldığında, kadınlık veya annelik üzerine yapılan tartışmalar aslında o atanmış kimliklerin tartışmalarıdır. Bu nedenle, sonuçlar değil nedenler üzerinde durup, değişim koşullarını ele almak gerekir.

Örneğin, şu soruyu sorabiliriz:

Anneliğin bile eril devlet diliyle tanımlandığı bir dünyada, devlet baba değil de ana olsaydı, insanlar daha iyi bir sistem mi kurardı?

Ya da yalnızca annelik ve babalık rollerinin değil, kadınlık ve erkeklik meselesinin de tamamen ortadan kalktığı bir zaman diliminde, devlet diye bir kavram kalır mıydı?

…

Devlet, kalesini aşk üzerine kurmuyor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın