
İlk kez 2017 yılında katıldığım “İleri Diyabet Teknolojileri ve Tedavileri” (ATTD) toplantıları, Koç Üniversitesi’ne geldikten bir yıl sonra başlamıştı. Bu yıl, 11-14 Mart 2026 tarihleri arasında Barselona’da düzenlenen toplantıya katıldım ve planladığım oturumların çoğuna iştirak ettim. Toplantıya 5000’den fazla kişinin kayıt yaptırdığı bildirildi ve diyabet teknolojileri dahil olmak üzere birçok konuya gösterilen ilgi oldukça yüksekti. Eski bir alışkanlık olarak, toplantı salonlarına en erken gelenlerden biri olmayı sürdürdüm ve her gün, aklımda kalan önemli noktaları ekip arkadaşlarımla ve Instagram üzerinden takipçilerimle paylaştım.
ATTD toplantılarını diğer diyabet kongrelerinden ayıran en belirgin unsur, kongreye liderlik eden Profesör Moshe Phillip ve Profesör Tadej Battelino’nun etkisi. Ancak, en önemlisi diyabet teknolojileri endüstrisinin kongre programında baskın bir şekilde yer almasıdır. Genellikle bilimsel oturumlar günün en iyi zamanlarına ayrılırken, bu kongrede endüstri oturumları ile bilimsel oturumların iç içe geçmiş olduğunu söylemek mümkündür.
Bu durum, bilimin endüstrinin belirlediği önceliklerin etkisi altında kalmasına neden olduğu gibi, bazı konuşmacıların ve oturum başkanlarının kazanç kaynağı haline gelmesine de yol açıyor. Bu durum, son yıllarda ülkemizde düzenlenen bazı toplantılar için de geçerli. Ancak, her konuşmacı “çıkar çatışması” beyanında bulunarak konuşmaya başlıyor ve “anlattığım konu ile ilgili bir çıkar çatışmam yok” diyenlerin sayısı oldukça az.
Bir öğle yemeği sırasında bir İsveçli erişkin endokrinolog ile sohbet ederken, diyabetlilerin ihtiyaçlarının ne ölçüde karşılandığı sorusu zihinlerimizde belirdi. Bu toplantıları düzenleyenlerin 19 yıllık çabalarını da unutmamak gerekiyor; zira yaratılan bu ortam, hem diyabet teknolojilerinin gelişimi hem de öğrenilmesi açısından önemli katkılar sunuyor.
İlber Hoca ve tip 2 diyabeti
Kongreye gelirken aklımda, Hacettepe yıllarından beri en yakın arkadaşım Erdoğan Özmen’in zor bir dönem geçirdiğini düşünüyordum. Kongrenin üçüncü günü, hastanede yattığını bildiğim İlber Hoca’nın kaybını öğrendim. Onun tip 2 diyabetiyle ilgili durumu, uzun bir süre boyunca pek önemsemediği bir hastalık olarak kalmıştı. Ancak, 5-6 yıl önce diyabetik ayak komplikasyonları gelişince, diyabetine daha fazla ilgi göstermeye başlamıştı.
Ben de Nuriye’nin sınıf arkadaşı olduğum için her hastaneye yattığında onu ziyarete gidiyordum. İlber Hoca, birçok tip 2 diyabetli gibi, diyabetin komplikasyonları çıkmadan önce önlem almayı ihmal etmişti. Ancak doktoru Hasan Karaman’ın sabırlı çabasıyla sensör kullanmaya ikna olmuştu. Sensörlerin yemekler konusunda kendisini aydınlattığını ve hangi yiyeceklerin şekerini yükselttiğini öğrenince, diyabetle olan ilişkisi daha sağlıklı bir hale gelmişti.
Nuriye, İlber Hoca’nın diyabetle olan ilişkisini şöyle anlattı: “İlber Hoca, diyabetin varlığını kabullenerek yeni bir yaşam kurmanın mümkün olduğuna inanmıyordu. Bu yüzden, diyabetin ilk dönemlerinde basit davranış değişiklikleriyle sağlıklı yıllarını artırabileceği fırsatları değerlendiremedi. Sosyal hayatının aktif bir parçası olmanın getirdiği kısıtlamaları göz ardı ediyordu. Oysa günümüz tıbbı, böyle bir çelişki yaratmıyor.”
İlber Hoca ile ilgili birçok şey söylenebilir. Ancak, onun çok zeki, meraklı, insani değerleri olan bir bilim insanı olduğunu belirtmek isterim. Kendini çok ciddiye alan insanların kavgalarını düşününce, onun uzlaşmacı ve farklı çevrelerle ilişkisini sürdürebilen yapısının kıymetli olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma, onun her konuda söylediklerini merakla okuyacağım.

Kongreden aklımda kalanlar ve tip 1 diyabetin taranması konusu
“İleri Diyabet Teknolojileri ve Tedavileri” (ATTD) kongresine dönecek olursak, bu yılki toplantıda tip 1 diyabetin taranması, sensör verilerinin rolü, sensör kullanımının genişletilmesi, GLP-1 analogları ve Tirzepatide’in (Mounjaro) etkisi gibi konular öne çıktı. Ayrıca, otomatik insülin pompalarının yeni versiyonlarının tanıtılması, kök hücreden elde edilen beta hücrei nakli ve gen tedavisi gibi konular da tartışıldı. Yapay zekanın diyabet teknolojileri ve tedavisindeki rolü, ayrıca sensör verileri ile diyabetlilerin dijital ikizlerinin yaratılması gibi ilginç gelişmeler de gündeme geldi.
Dünya genelinde tip 1 diyabet sıklığı artmakta ve birinci derece yakınlarda bu risk 10-15 kat daha fazladır. Ancak, tip 1 diyabetin önlenmesi mümkün olmasa da, Teplizumab isimli ilacın erken evrede tanıyı geciktirme potansiyeli dikkat çekiyor. İtalya gibi ülkelerde bu konuda yasal düzenlemeler yapılarak tarama programları başlatılmıştır.
Tarama, birinci derece yakınlarında tip 1 diyabet olan çocukları kapsamaktadır ve bu çocuklarda antikor bakılarak yapılmaktadır. Antikoru pozitif olanlar, glukoz dengesindeki bozukluk açısından izleniyor. Ancak, bu süreç aileler için kaygı verici bir duruma yol açabiliyor. Tarama programının en büyük faydası, diyabetik ketoasidozun önlenmesidir. Ancak, Teplizumab oldukça pahalı ve tarama sürecinin maliyeti yüksektir.
Kongrede İtalyanların pilot proje verileri sunuldu ve 4954 örnekte yüzde 0,96 oranında antikor pozitifliği tespit edildi. Antikor pozitifliği olan çocuklarda glukoz dengesinin izlenmesi ile diyabetik ketoasidoz sıklığı yüzde 26 azalmıştır. Ancak, maliyet etkinlik konusunda hâlâ belirsizlikler vardır. Ülkemizde bu konuyu açık bir zihinle tartışmak önemlidir.

Heyecan verici haberler ve esas odaklanmamız gerekenler
Her hafta birçok tip 1 diyabetli çocuk ve ailesini gören bir hekim olarak, kongredeki konuşmaları onların gözünden dinliyorum. Kök hücreden beta hücresi elde edilmesi ve bu hücrelerin nakli konularında yeni bir gelişme yok. Sosyal medya üzerinden yayılan eski araştırmalara dayalı haberler, yersiz umutlara ve hayal kırıklıklarına yol açabiliyor. Ancak, kongrede tip 1 diyabetli fareler ve köpeklerde yapılan araştırmalar ilginç sonuçlar ortaya koydu.
Kongrede Minimed firmasının insü
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



