Doğu Karadeniz’de Deprem Tehlikesi Artıyor!

Haber MerkeziHaber Merkezi
2 okunma
Doğu Karadeniz’de Deprem Tehlikesi Artıyor!

Doğu Karadeniz, son yıllarda heyelan, kaya düşmesi, taşkınlar, sel ve diğer doğal afetlerle baş başa kalabilmiş bir bölge olma özelliğini taşımaktadır. Bu doğa olayları, hem can ve mal kaybına hem de yapısal hasarlara yol açmaktadır. Doğu Karadeniz’de ayrıca deprem ve korozyon riski de oldukça yüksektir. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) DE-YAS bilim insanları, bölgedeki sismik hareketliliğin arttığını ve korozyon nedeniyle yapısal zayıflamaların tespit edildiğini belirtmekte. Bu bağlamda, bölgedeki yapı stoku hakkında kapsamlı bir değerlendirme ve belirleme çalışmaları sürdürülmektedir. Uzmanlar, özellikle 2000 yılından önce inşa edilen yapıların, deprem tehlikesi açısından bölgede önemli bir risk taşıdığını vurgulamaktadırlar.

‘BÖLGEDE ÖNEMLİ TİTREŞİMLER HİSSETMEYE BAŞLADIK’

DE-YAS Müdürü Ahmet Can Altunışık, Türkiye’nin büyük bir kısmının deprem tehlikesi altında olduğunu belirtirken, “Ülkemizin ve coğrafyamızın her bir noktası deprem tehlikesi altında diyebiliriz. Nüfusumuzun büyük bir çoğunluğu, sanayi merkezlerimiz ve önemli mühendislik yapılarımız depremle iç içe yaşamak zorunda. Son dönemlerde Doğu Karadeniz’de önemli titreşimler hissetmeye başladık. Biz, bölgedeki yapıları; özellikle Yusufeli ve Deriner Barajı, Rize-Artvin Havalimanı, Yomra’daki yüksek katlı binalar ile camilerimizi ve tarihi eserlerimizi izliyoruz. En son Rize’de ve Trabzon’da meydana gelen depremlerdeki sismik sinyalleri hissettik. Halkımızın belli bir kesimi de bu depremleri hissetti. Artık Türkiye’de hangi bölgede, ilçede yaşıyorsanız yaşayın, deprem gerçeğini bilmek zorundayız. Deprem gerçeğini bilmeliyiz. Buna göre yaşamamız ve yapılarımızı depreme karşı dayanıklı bir hale getirmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

KRİTİK NOKTA 2000 ÖNCESİ İNŞA EDİLEN YAPILAR

Altunışık, bölgede özellikle 2000 yılından önce inşa edilmiş yapıların önemli bir risk taşıdığına dikkat çekti. “Elimizde, Türkiye’nin tüm yapı stoku ile ilgili veriler mevcut. Neredeyse tüm illerde durum aynı. 2000 yılından önce inşa edilmiş yapıların deprem açısından yetersiz durumu oldukça fazla görülmekte. Kritik noktamız, kesinlikle 2000 yılından önce inşa edilmiş yapılardır. Bu bölgede dolgu üzerinde inşa edilmiş birçok yapı bulunmaktadır. ‘Dolgu’ denilince ilk akla zemin gelmelidir. Kötü zemin üzerinde inşa edilmiş yapıları düşünmemiz gerekiyor. Örneğin İzmir depremini hatırlayalım; depremin merkezinin çok daha uzağında, kötü zemin şartlarından dolayı meydana gelen sıvılaşmalar büyük can kaybına yol açmıştı. Dolgu alanlarda deprem ivmeleri ve etkileri artarak yapıya ulaşıyor. Bu durum da dolgu bölgelerindeki yapıların depreme karşı daha hassas olduğunu ortaya koyuyor. Depremler sonrasında meydana gelen sıvılaşma ise en kritik etkilerden biri” diye belirtti.

‘ÖNEMLİ SIKINTILARDAN BİRİ KOROZYON’

Ahmet Can Altunışık, bölgedeki önemli sorunlardan birinin de korozyon olduğunu vurgulayarak, “Nemi yüksek olan bir bölgede yaşıyoruz. Şu an bodrum katı olan binalarda yaşayanlar, eline bir keser ve çekiç alarak kolon kenarındaki paslı bölgeleri kaldırsa, paslanmış demirleri görebilir. Korozyon, nemli bölgelerde ve bodrum katlarında çok daha fazla etkili olmaktadır. Betond

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın