
Türkiye’de doğum izninin uzatılmasına dair tartışmalar, TBMM’ye sunulan yeni kanun teklifiyle tekrar alevlenmiş durumda.
AKP’nin önerdiği kanun teklifi, kadınlar için ücretli doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya, erkekler için ise babalık izninin 5 günden 10 güne çıkarılmasını öngörüyor.
Teklifin gerekçesinde, doğum sonrası ilk ayların çocuğun bakım ve gelişimi açısından kritik olduğu vurgulanıyor. Ayrıca, düzenlemenin nüfus politikalarının desteklenmesi hedefiyle de ele alındığı ifade ediliyor. Bu bağlamda teklif, hükümetin “Aile Yılı” ilanı çerçevesinde aile yapısını ve doğurganlığı teşvik eden politikaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu tartışma, yalnızca çocuk bakımının güçlendirilmesiyle sınırlı değil.
Kadın örgütleri ve uzmanlar, düzenlemenin kadınların çalışma hayatındaki durumunu nasıl etkileyeceğine odaklanıyor. DW Türkçe’ye konuşan feminist avukat Selin Nakıpoğlu, bu meselenin sadece bir izin süresi olarak ele alınamayacağını belirtiyor.

Avukat Selin Nakıpoğlu, doğum izni süresinin uzatılmasının kadınlar açısından yeterli bir kazanım olmadığını vurguluyor.
“İznin uzatılması teknik olarak bir hak gibi görünse de pratikte kadınların iş piyasasındaki konumunu zayıflatacak bir durumdur” diyen Nakıpoğlu, bu tür düzenlemelerin işverenlerin kadınları işe alırken daha temkinli davranmalarına yol açabileceğini ifade ediyor.
Kadınlar zaten iş gücünden uzak
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, kadınların iş gücüne katılım oranının erkeklere göre belirgin şekilde düşük olduğunu gösteriyor. Kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36,8 iken, erkeklerde bu oran yüzde 72’dir.
Üzerinde 3 yaş altı çocuğu bulunan 25-49 yaş arası kadınlarda istihdam oranı ise yüzde 26,9’a kadar düşüyor. Yarı zamanlı çalışan kadınların oranı ise yüzde 18 civarında. Yani istihdama dahil olan beş kadından neredeyse biri yarı zamanlı çalışıyor.
Tarım dışı kayıt dışı istihdam oranı kadınlarda yüzde 19,4 olarak ölçülürken, tarım sektöründe bu oran yüzde 91,1’e kadar çıkıyor.
Ücret eşitsizliği de dikkat çekici bir diğer sorun. Üniversite mezunu kadınların kazancı, erkeklere göre ortalama yüzde 17,4 daha düşük. Nakıpoğlu, Türkiye’deki kadınların iş gücüne katılım oranının Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) ortalamalarının oldukça altında olduğunu belirtiyor ve bunun yapısal bir soruna işaret ettiğini ifade ediyor:
“Bu sadece bir sayı değil; kadınların iş gücüne dahil olamadığını gösterir. Devlet politikalarının veya çalışma koşullarının, kadınların iş hayatında kalmasını sağlayacak şekilde güçlü bir biçimde tasarlanmadığını ortaya koymaktadır.”
Bakım yükü kadınların sırtında
Resmi veriler, kadınların iş gücüne katılamamasında bakım yükünün belirleyici bir faktör olduğunu gösteriyor. TÜİK’e göre, kadınların iş gücüne dahil olmama nedenleri arasında ev işleri ile meşguliyet yüzde 35 pay alıyor.

Resmi veriler, Türkiye’de bakım yükünün kadına ait olduğunu gösteriyor.
Aile yaşamına dair veriler, bu yükün eşitsiz dağıldığını ortaya koyuyor. Hane içindeki işlerin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği görülüyor. TÜİK verilerine göre, kadınların hane halkı ve aile bakımına harcadıkları süre günde 4 saat 35 dakika iken, erkeklerde bu süre sadece 53 dakikadır. Çocuk bakımında kadınların payı yüzde 94,4 iken, erkeklerin payı sadece yüzde 2,3’tedir.
Uzmanlar, bu verilerin bakım emeğinin Türkiye’de hâlâ kamusal bir hizmet alanı olarak değil, ağırlıklı olarak kadınların üstlendiği görünmez bir yük olarak kaldığını gösterdiğini belirtiyor.
Nakıpoğlu, yetersiz bakım hizmetlerinin kadınları iş gücünden uzaklaştıran temel nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. Kreşler, gündüz bakımevleri ve esnek çalışma modellerinin sınırlı olması nedeniyle kadınların bakım yükünü çoğu zaman tek başına üstlenmek zorunda kaldığını aktarıyor.
Okul öncesi eğitimde gerileme
Türkiye’de kreşler, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğunda. Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı ve belediyelere bağlı dernekler de kreş açabiliyor.
Ancak ülkede yüzde 100 ücretsiz kreş, belediyelerle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın uyguladığı bazı sosyal programlar dışında bulunmuyor.
Eğitim Reformu Girişimi’nin Milli Eğitim Bakanlığı İstatistikleri üzerinden yaptığı değerlendirme, okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısının 2022-2023 eğitim-öğretim yılından bu yana azaldığını ortaya koyuyor.
2023-2024 eğitim-öğretim yılında 1 milyon 954 bin 202 olan öğrenci sayısının, 2024-2025’te 1 milyon 741 bin 314’e düştüğü gözlemleniyor. 5 yaşta okul öncesi eğitim net okullulaşma oranı 1,8 yüzde puan düşerek yüzde 82,5 olurken, 3-5 yaşta net okullulaşma oranı yüzde 51,9’dan yüzde 49’a ve 4-5 yaşta ise yüzde 64’ten yüzde 60,8’e geriliyor.
Eleştiriler: “Eşitsizliği derinleştirir”
CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikaları Kurulu Başkanı Gamze Taşcıer, doğum izninin uzatılmasını içeren düzenlemeyle ilgili eleştirilerde bulunarak, teklifin kadınların çalışma hayatındaki konumunu güçlendirecek bütüncül bir yaklaşım sunmadığını savunuyor.

CHP’li Gamze Taşcıer, bu düzenlemenin cinsiyet eşitsizliğini derinleştireceği uyarısında bulunuyor
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



