Dondurma: Yazın Beklenen Lezzet Yolculuğu!

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Dondurma: Yazın Beklenen Lezzet Yolculuğu!

Hava henüz dondurma keyfini yaşatacak kadar ısınmadı. Hatta bazı günler serin bile sayılabilir!
Üç gün yaz havası, ardından iki gün bahar gibi geçiyor…
Ancak bu durum sürekli değişebilir.
Havaların kararsızlığı, meteoroloji tahminlerini altüst ediyor!
Sıcak havalar kendini gösterirken, poyrazın serinliği baharı unutturur gibi oluyor.
Ama biz konudan sapmayalım. Bugünün konusu: dondurma.
Yazıya meşhur bir davetle giriş yapalım!
“Dondurmam kaymaaaak!”
Bu ses artık büyük şehirlerin mahalle aralarında yankılanmıyor. Hem seyyar dondurmacılar azaldı hem de eski mahalleler kayboldu.
Ayrıca, o sesi heyecanla bekleyecek yaşa çoktan gelmiş bulunmaktayım.
Bu tür anılarla dolu yazılar yazarken aklıma her zaman çocukluğumun Ortaköy’ü gelir. İki, üç katlı evlerin süslediği, daracık sokaklarda koşturduğum günler…
O günlerden aklımda kalan birçok şey var ama dondurmacı tüm detaylarıyla gözlerimin önünde: uzun boylu, pala bıyıklı, belinde beyaz önlük, başında beyaz aşçı şapkası ve davudi sesiyle…
Dondurma arabası da tamamen beyaza boyanmıştı. Tezgâhın kenarlarına, iç içe geçmiş külahlar dizilmişti. Arabanın gölgeliğinin etrafına küçük ziller asılmıştı. Önce zil sesleri duyulurdu, ardından davudi ses evlerin duvarlarına çarpa çarpa yankılanırdı: “Dondurmam kaymaaaak!”
Bu sesi duyduğumuzda hemen oynadığımız oyunları yarıda bırakıp evlerimize doğru koşardık: “Anneee, dondurmacı geldi, para ver!”
Kimimiz, 25 kuruşu kapmanın mutluluğuyla dondurmacıya doğru koşarken, kimimiz de başarısızlığın getirdiği hüzünle sokağın diğer tarafına uzaklaşırdık.
Ramazan ayında ise dondurma bir ziyafete dönüşürdü. Konu komşu, iftardan sonra Tarabya’ya gidip dondurmalı kâğıt helva yerdik. Babam, özellikle vişneli dondurmanın harareti söndürdüğünü anlatırdı. O zamanlar, hararetin ne demek olduğunu bilmediğim için, neyin söndüğünü anlamakta güçlük çekerdim.
Büyüdükçe dondurmaya olan sevgim de arttı. En lezzetlilerini bulmak için peşinden koşmaya başladım. Maraş’ın bıçakla kesilen dondurması, İzmir Kemeraltı’ndaki Menan’ın karadut dondurması (şu an yok), Korkuteli’nin yanık dondurması… Zamanla makineler devreye girdi ve çeşitler arttı. Dondurmacı camekânları, rengârenk dondurma kutuları ile süslendi. Her meyvenin dondurması yapıldı, külahlar çeşitli şekillere girdi.
Dondurma çeşitlendi ama ben “aşkımla” arama mesafe koydum. Bunun nedeni, kilo alma korkusuydu. Ancak sonra birileri beni, dondurmanın kalorisinin düşük olduğu konusunda ikna etti ve tekrar kendimi eski aşkıma kaptırdım.

Dondurma, her fırsatta farklı şekillerde karşıma çıkmaya başladı. Sinemalarda “Frigo buzluuu” oldu, kimi yerlerde su muhallebisinin üstünde yer aldı, bazen resimli paketlerin içinden çıktı, balık lokantalarında irmik helvasının içine gizlendi, revaniye ve baklavaya eşlik etti, bazen de kızartılarak sunuldu. Her biri çok lezzetliydi ama benim tercihim hep külahın içindeki dondurmadan yana oldu.

Dondurma, yaz mevsimiyle özdeşleşmiş bir tat olarak bilinir. Ben de böyle düşünüyordum. Ta ki bir Moskova gezimde, kar fırtınası altında bir dondurmacının önünde bekleyenleri görünceye kadar. Rus arkadaşım, soğukta dondurma yemenin çok keyifli olduğunu söylediğinde ben de kuyruğa girdim ve bir top dondurma aldım. Eksi 15 derecede, bıyıklarımdan buz parçaları sarkarken yediğim dondurmanın tadını asla unutmadım.
Bu deneyimden sonra kafamda birçok soru belirmeye başladı. Bu tüm dünyanın ortak sevgisini kazanan tatlının mucidi kimdi?

İlk kimin dondurma yaptığını kesin olarak bilemiyorum. Ancak rivayetler oldukça çeşitli. Bazı bilim insanları, dondurmanın ilk çağlarda bir kaptaki meyve suyu ve süt karışımının, tesadüfen donmasıyla ortaya çıktığını öne sürdüler.

Bazı belgelerde ise, yaklaşık 3000 yıl önce Çin’de, karla meyve sularının karıştırılarak tüketildiği kaydedilmektedir. Bazı araştırmacılar, Büyük İskender’in Asya seferi sırasında dondurulmuş bal, meyve suyu ve süt karışımını yediğini iddia ediyor. Hatta Romalı bir general olan Quintus’un dondurma bileşimini oluşturmakla ün kazandığına dair kaynaklar dahi var.

Rivayetler arasında, 1292 yılında Venedik’e dönen Marco Polo’nun, Uzak Doğu’da öğrendiği donmuş sütten yapılan tatlıları Venedik ve Kuzey İtalya’da tanıttığı ve böylece Avrupa’da yayılmasına öncülük ettiği öne sürülmektedir.

İtalyan soylusu Caterina de Medici’nin aşçılarının, buzlu içeceklerin yapımında daha fazla süt ürünü kullanarak dondurma sanatını geliştirdikleri de iddialar arasında yer alıyor. Dondurmayı, 1630 yılında I. Charles ile evlenen Caterina de Medici’nin torunu Henrietta Maria, aşçıları Gerrard Tissain ve De Mireo ile birlikte İngiliz asillerine tanıttı. Aşçı Tissain, dondurma çeşitlerini zenginleştirerek bu alanda ün kazandı. Bu çalışmaları nedeniyle de kral tarafından 500 İngiliz lirası ile ödüllendirildi. Sonrasında Tissain, dondurmanın formülünü Paris’teki Cafe Neopolitian’a sattı. Sicilyalı göçmen Procopio Coltelli, 1660’da Paris’te, Comedie Française Tiyatrosu karşısında dondurma satışı yapan ilk kafe olan “Cafe Procope”u açtı. Burada Fransa Kralı XIV. Louis, verdiği bir davetle Fransız asillerinin dondurmayı tanımasını sağladı ve Procopio’yu ödüllendirdi.
Bundan sonra dondurmanın popülaritesi hızla yayıldı. 1676 yılında yalnızca Paris’te 250 civarında dondurmacı külahlara dondurma doldurmaya başladı. İngiltere’de ise ilk dondurma satış yeri, 1785’te New Bond Street’de açıldı. Ayrıca, 1700’lerin başlarında dondurma salgını Amerika’ya sıçradı.
Benim en çok sevdiğim külahları ise ilk kez, 1876 yılında New York’ta, İtalyan kökenli Italo Marchioni üretti.

Türk halkının dondurma ile tanıştığı tarih hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bazı kaynaklar, dondurmanın yaklaşık 100 yıl önce İstanbul’da ilk kez yapıldığını, sonrasında Anadolu’ya yayıldığını öne sürmektedir. Ancak kesin olan bilgi, dondurma üretimini gerçekleştiren ilk modern işletmenin, 1957’de açılan Atatürk Orman Çiftliği Pastörize Süt ve Mamulleri Fabrikası olduğu

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın