DW Muhabiri Alican Uludağ’ın Gözaltı Süreci

Haber MerkeziHaber Merkezi
1 okunma
DW Muhabiri Alican Uludağ’ın Gözaltı Süreci

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklanarak Silivri 9 Nolu Cezaevi’ne yerleştirilen DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, gözaltına alındığı andan itibaren tutuklanma sürecini detaylarıyla paylaştı. Avukatları aracılığıyla sorularımızı yanıtlayan Uludağ, hem Ankara hem de İstanbul’daki yargı süreçlerinde yaşanan ilginç olayları, savcılık ve mahkeme aşamalarındaki dikkat çekici anekdotları, hem de cezaevindeki ilk günlerini aktardı.

Uludağ, cezaevine girmeden önce yaşadığı tüm süreçte karşılaştığı kişiler ve cezaevi koşullarına dair gözlemlerini de dile getirdi. Şu an, kendisine yöneltilen suçlamaların somut hale getirilmesini ve savunma yapabilmek için iddianamenin hazırlanmasını bekliyor. Alican Uludağ’a yönelttiğimiz ilk soru ve yanıtı aşağıda bulabilirsiniz:

DW Türkçe: Ankara’daki evinde gözaltına alındıktan sonra Silivri 9 Nolu Cezaevi’ne götürülene kadar yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde anlatabilir misin? Özellikle kara yoluyla İstanbul’a taşınman ve savcılık ile mahkeme sorguları sırasında yaşadıkların hakkında kamuoyunun bilmesini istediğin noktalar neler?

Alican Uludağ: “Aslında gözaltına alınmam, beklenen bir durumdu. Uzun zamandır bunun olacağını düşünüyordum. Türkiye’de yargı muhabiri olarak, özellikle İstanbul’daki yargı uygulamalarına eleştiride bulunan birinin rahat bırakılması mümkün değildi. Hakkımda açılan basit soruşturmalar bunun habercisiydi. Beni gözaltına almak için fırsat kolladıklarını, bir hata yapmamı beklediklerini biliyordum. Bu nedenle, 19 Şubat’ta sosyal medya üzerinden başlatılan bir soruşturma ile gözaltı kararı almak zorunda kaldılar.

19 Şubat Perşembe günü polis kapımı çaldığında, tutuklanacağımı biliyordum. Güvenlik şubesine bağlı beş polis kapıda bekliyordu. Saat 20.00’yi gösteriyordu. Hemen avukatım Tora Pekin’e haber verdim. Onun önerisiyle birkaç kıyafet hazırladım. Üzerimi değiştirmek istediğimde, kapıdaki polis amiri acele etmem gerektiğini söylüyordu. Pantolonumu giydim ama gömleğimi kapıda ilikleyebildim. Bu sırada 10 yaşındaki kızım arkamda ağlıyordu; o da bu durumu bekliyordu. Polisleri görünce ne olduğunu anladı. Beş yaşındaki oğlum ise kapıda endişeli bir şekilde bekliyordu. Eşim onu odasına götürdü. Polislerin aceleci tavırları nedeniyle çocuklarıma veda edemedim. Asansörden zemin kata indim, o sırada polisler koluma girdiler. Apartmandan çıkarken kapıda bir polis kamerasının çekim yapmaya hazır olduğunu gördüm. Akşam karanlığında bir polis de spot ışığı açmayı ihmal etmemişti. İki kolumdan tutan polislerle binadan çıktım, araca bindirildim ve önce hastanede sağlık kontrolü, ardından Ankara Emniyeti Güvenlik Şubesi’ne götürüldüm. Emniyete girerken yine kameralar açıldı. Burada parmak izim alındı, fotoğrafım çekildi ve diğer işlemler yapıldı. Saat 23.00 sıralarında İstanbul’a gitmek üzere yola çıktık.

Ne gözaltına alınırken ne İstanbul’a götürülürken ne de adliyeye çıkarılırken kelepçe takılmadı. İstanbul’a götüren ekip bana genel olarak iyi davrandı. İstediğim zaman mola verebileceklerini söylediler. Ancak ’emanetlerini’ bir an önce İstanbul’a teslim etme konusundaki aceleleri dikkat çekiciydi. İstanbul ekibinin yol boyunca sık sık arayıp konumumuzu sormaları ve avukatımı bilgilendireceklerini söylemeleri de dikkatimi çekti. Bu acele neden kaynaklanıyordu?

Ankara polisleri, bir yemek siparişini soğutmadan teslim etmeye çalışan bir kargo görevlisi gibiydi; İstanbul ekibi ise iştahla yemeğini bekleyen bir müşteri gibiydi. Polisler, beni yetiştirmek için aracın sınırlarını zorluyordu.

İstanbul’a vardığımızda Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyeti Güvenlik Şubesi’ne çıkarıldım. Devir teslim işleminden sonra bir süre burada bekletildim. Ardından avukatlarım Tora Pekin ve Abbas Yalçın geldi. Sarıldık. Tora, ‘Seni İstanbul’da böyle ağırlamak istemezdik’ dedi. Tecrübeli olan Tora, ‘Emniyet’te ifade verirsen savcıyı görmeden doğrudan tutuklamaya sevk edilirsin’ uyarısında bulundu. Kısa bir avukat görüşmesinin ardından Emniyet’te ifade vermeme kararı aldık ve bunu tutanağa geçirdik.

Emniyetteki kalabalıktan adliyedeki yalnızlığa

Sonrasında Organize Şube’nin eksi 1’dekinezarethanesine alındım. Demir parmaklıklarla kaplı koridor boyunca uzanan hücreler doluydu. Konulduğum hücrede iki sünger yatak vardı. Birinde genç bir şüpheli yatıyordu; dört gündür oradaymış. Neden alındığımı merak etti. Cumhurbaşkanına hakaret deyince, söylenip tekrar battaniyesini başına kapattı. Gözaltı hücresi oldukça kötü görünüyordu. Nezarethaneye konulurken su, sandviç ve battaniye verildi. Yol boyunca uyumadığım için biraz uzanıp uyumaya çalıştım.

Sabah 6.00 gibi yanımdaki genç adliyeye sevk edildi. Yan hücrelerden de bir grup çıkarıldı. Yerlerine hemen o sabah yapılan yeni operasyonlarda alınanlar konuldu. Hücreden hücreye seslenerek konuşuyorlardı. Tek suçlarının İbrahim adındaki birini tanımak olduğunu söylüyorlardı. Biri berber, biri fırıncı, biri taksici. Derken tek kaldığım hücreye futbolda bahis operasyonundan alınan Malatyaspor’un eski yöneticisi konuldu; sabah evinden alınmanın şokunu hala yaşıyordu.

Gün aydınlanınca, polisler beni alıp Çağlayan Adliyesi’ne götürdü. Adliyenin eksi yedinci katından girdik. Yedinci kattaki Örgütlü Suçlar Savcılığına çıkarıldık. Adliyeye sokulurken de savcılıkta bekletilirken de sulh cezaya sevk edilirken de polisler, ısrarla beni kimseye, özellikle destek için gelen gazeteci arkadaşlarıma göstermemek için yoğun çaba içindeydi. Adliyenin güvenlik müdürü de bu duruma yoğunlaşmıştı.

Savcılıkta ilk soru: Furkan Karabay paylaşımı

Bir süre sonra ifade için avukatlarımla beraber savcı odasına alındık. Sicil numarasından da görüntüsünden de savcının genç olduğu belli oluyordu. Savcı, suçlandığım 22 tweetin çıktısını alıp ‘kolaylık olsun diye’ bize verdi. İlk sorduğu konu, gazeteci Furkan Karabay’ın iddianamesinin 78 günde hala hazırlanamamış olması üzerine attığım eleştirel tweetim oldu. Bunu açıklamak isterken, söz alıp o dosyanın savcısı olduğunu belirterek kendisini savunmaya çalıştı. Özellikle bir paylaşımımda yer alan ‘devlet içindeki derebeylikleri’ ifadesini sordu. Ancak bunu soruşturma için değil, bu sözlerden dolayı beni suçlamak amacıyla sordu.

Aslında neden gözaltına alındığımı, meselenin

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın