
“Ben araştırma yapan birisiyim. Anlamaya çalışırım sadece gerçeğe yaklaşabilmek için”
– Edgar Morin
Bu sabah uyandığımda üzücü bir haberle karşılaştım. 1921 yılında Selanik’te Yahudi bir ailede dünyaya gelen Edgar Morin, 104 yıllık hayatının ardından aramızdan ayrıldı. Hayatı boyunca, eko-sistem ve doğa konularında derinlemesine düşünerek geliştirdiği bilimsel perspektif ile tanınan Morin, son dönemlerinde Amazon yerlileriyle Filistinlilerin haklarını savunmuştu.
Sosyolog, düşünür, bilim filozofu ve insan bilimci olarak bilinen Morin, geç döneminde hayat, aşk, dostluk, doğa ve siyaset üzerine derinlemesine düşüncelerini paylaşarak geniş bir kitleyi etkilemeyi başarmıştı. Post-modern bir bilge olarak, düşüncelerinin derinliğiyle dikkat çekiyordu.
1981 yılında, Paris VIII Üniversitesi’nde, Saint-Benoit’dan tanıdığım arkadaşım Arif Esin ile birlikte bir ders izliyorduk. Aşırı sol eğilimli olan bu deneysel üniversitedeki derslerden biri dikkatimizi çekmişti: “Niteliksiz Adam”. Bu ders, 1979 yılında Jean-François Lyotard’ın çok tartışılan eseri “Postmodern Durum”un hemen ardından geliyordu. 1980 yılı, neo-liberal ekonominin yükselişe geçtiği ve Refah Devleti modelinden uzaklaşmanın başladığı bir dönemdi. Ancak Fransa, Sosyalist Parti ile yönetiliyordu ve ders, bu karmaşık dönemi ele alıyordu. Hoca Yunan kökenli Elie Theofilakis, Lyotard ile Les İmmateriaux sergisi (1985) kapsamında çalışmıştı. Bu aşırı solcu üniversitede dogmaların dışına çıkma vurgusunu yaparak, bize Edgar Morin’in “20. Yüzyıldan Çıkmak” adlı kitabını önerdi.
Fransa’nın entelektüel tarihi, 1970’lerde Marx ve Freud üzerinden Nietzsche’yi keşfetmişti. Nazi filozofu olarak bilinen Nietzsche, bu dönemde karmaşık bir okuma ile solun düşünürü haline gelmişti. Edgar Morin ise bu süreçte, gelişmiş Alman düşüncesinin ötesine geçerek yeni bir düşünce tarzı geliştirmeye başlamıştı. “20. Yüzyıldan Çıkmak” adlı eseri, sol dogmaları aşma niyetiyle kaleme alınmıştı. Yöntem üzerine yazdığı kitaplar da 1977 ve 1980 yıllarında yayımlanmaya başlamıştı. 1970’li yıllarda Kaliforniya’daki Salk Enstitüsü ile yürüttüğü çalışmalarda geliştirdiği düşünceler, 1977’de “Doğanın Doğası” adlı eseriyle ortaya çıkmıştı. 1980’de ise “Hayatın Hayatı” adlı kitabını yayımladı. Bizim okuduğumuz kitap ise siyasi bir veri ile başlıyordu.
1933 yılında Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesinin ardından, 1939’da Hitler, Stalin ile bir antlaşma imzalamıştı. Bu duruma en çok şaşıranlar arasında Yahudi entelektüeller de vardı. Morin, o dönemde Fransa’da Nazi yanlısı hükümete karşı “Direniş” hareketine katılmıştı. Nasıl olur da anti-sağ ve Komünist bir devlet, Naziler ile bir antlaşma yapabilir? Bu durum, entelektüel çevrelerde büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Yahudileri toplum dışına iten ve hukuki haklarını ellerinden alan ırkçı bir devletin, Komünist bir devletle yaptığı bu antlaşma, Sovyetler Birliği’ne duyulan güveni sarsmıştı. Artık ideolojik olarak bilinenlerin, siyasi stratejilerle ittifak yapabileceği gerçeği gözler önüne serilmişti.

Bu bağlamda “Kompleks düşüncesi” devreye girmeye başlamıştı. Yöntem kitapları, çeşitli başlıklarla altı cilt halinde yayımlandı. Morin, Marx’ı iki ayrı yöntemden bağımsız düşünmeyi önermekteydi. Bir yandan Hegel ve Marx’ın diyalektik düşüncesinin basitliğinden uzaklaşmayı önerirken, diğer yandan Marx ve Engels’i birleştiren düşüncenin dışına çıkmanın önemine vurgu yapıyordu. Bu tartışma, epistemolojik olarak yeni bir yönteme geçişi zorunlu kılıyordu.
Kompleks düşüncesinin kökeni, bilim, sibernetik ve yapısal antropoloji gibi alanlara dayanıyordu. K. Popper’in her deneyin gerçeği yansıtmayabileceği düşüncesine yaslanarak, teorinin önemini vurguluyordu. Karmaşık düşüncenin çeşitli boyutlarını bir araya getirerek, bilimsel epistemolojiyi de bu çerçevede ele almayı öneriyordu. Teorilerin eleştirel araştırması ile uygunluk, ahenk ve değerleri ortaya koymak, bilginin ve tanımanın kendilerine eğilmek gereklidir. Zihinsel yapılar, bilginin, kültürün ve sosyal alanın yer aldığı bu süreçte, araştırma alanlarının sosyolojik olarak doğru yönlendirilmesi sağlanabilmelidir.
Bu noktada “Kompleks Yöntem” ile üretim, teori ve olguların bilimsel pratiklerle işlenmesi söz konusudur. Bilimsel bilgi ile deney ve olaylar birbiriyle etkileşim halindedir: Mantık, psikoloji, anlambilim, kültür ve sosyoloji bir arada ele alınmalıdır. Bu yöntem, oto-analize açık olmalı ve oto-düşünce, refleksiyon ve oto-kritik düşünce ile epistemolojik bir analiz yapılabilmelidir. Bu yaklaşım, Pierre Bourdieu’nun yöntemini andırmakta; oto-analiz onun yönteminin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Bu iki sosyolog, 20. yüzyılı 21. yüzyıla bağlayan sosyal analizlerin içinden geçmişlerdir.
Günümüzde, siyasi ve hukuki alanda “Kompleks teorisi”ni düşünmek, yeni yollar açabilir mi? Bu sorunun üzerine düşünmek, elbette değerlidir!
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



