
“Mavi Vatan”
Son günlerde yandaş ve ulusalcı medya aracılığıyla kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, AKP iktidarının haziran ayı başında TBMM’ye sunmayı planladığı “Mavi Vatan” yasa taslağı, Yunanistan’da ciddi tepkilere yol açmış durumda. Yunanistan’daki güçlü medyanın, bu durumu “Yunanistan’da büyük panik” şeklinde yansıtması dikkat çekiyor.
Yunan medyasında Türkiye her zaman öncelikli bir haber konusudur. Özellikle devlet yetkililerinin Türkiye ile ilgili açıklamaları manşetlerde geniş yer bulmaktadır. Bu bağlamda “Mavi Vatan” yasası ile ilgili artan tepkilerin sürpriz olmadığını söylemek mümkün.
“Mavi Vatan” doktrini, Türkiye’nin çevresindeki denizlerde karasuları, kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) gibi haklarını, Yunanistan’a devredilmemiş 152 ada, adacık ve kayalık üzerinde sahip olduğunu iddia eder. Buna göre, Türkiye’nin Ege’deki karasuları 6 mil, Karadeniz ve Akdeniz’de ise 12 mil olarak belirlenmiştir. 12 millik karasularının uluslararası norm olarak kabul edildiği 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (BMDHS-UNCLOS) rağmen Türkiye, bu sözleşmeye taraf olmamakla birlikte, 12 mil genişliğini kabul etmektedir. Ancak Ege’de, denizin özel yapısı dolayısıyla karasularının 6 milin üzerine çıkarılmasına karşı çıkmaktadır.
“Mavi Vatan” anlayışı, BMDHS’nin tanıdığı doğal adaların kıta sahanlıkları ve MEB’leri olduğu hükmünü de red etmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’deki, kendisine ait olmayan adaların ötesindeki kıta sahanlığı ve MEB alanlarına sahip olduğunu belirtir. “Mavi Vatan” bu alanları Türkiye’nin vatanı olarak kabul eder.
Ayrıca “Mavi Vatan”, Lozan ve Paris anlaşmalarıyla Yunanistan’a bırakılan Kuzey Ege Adaları ve Oniki Adalar dışında, bu anlaşmalarda adı geçmeyen tüm ada, adacık ve kayalıkları da vatanın parçası saymaktadır.
“Casus Belli”
Türkiye, Karadeniz ve Akdeniz’de BMDHS’de belirtilen 12 mil karasuyu genişliğini resmi sınır olarak kabul ederken, Ege’deki binlerce ada nedeniyle karasularını 6 mil ile sınırlı tutma gerekliliğini savunmaktadır. Mevcut durumda Yunanistan, Ege’nin yaklaşık yüzde 40’ını kontrol ederken, Türkiye sadece yüzde 6-7 civarında bir deniz alanına sahip olmaktadır.
Eğer Ege’de karasuları BMDHS’ye göre 12 mile çıkarılırsa, Yunanistan’ın kontrolündeki Ege sularının oranı yüzde 70’e yükselecek ve uluslararası suların oranı önemli ölçüde azalacaktır. Türkiye’ye ait karasularının genişliğinde ise kayda değer bir artış söz konusu olmayacaktır. Aksine, Çanakkale Boğazı’ndan Ege ve Akdeniz limanlarına gidecek Türk gemileri, Yunan karasularından geçmek zorunda kalacaktır. Türkiye, Yunanistan’ın olası karasularını genişletme girişimine karşı çıkarak, böyle bir durumun TBMM tarafından 1995’te kabul edilen karar gereği savaş sebebi (“Casus Belli”) olacağını açıklamıştır. Bu nedenle, Ege’de karasuları Yunanistan’ın 12 mil hakkını saklı tuttuğu beyanlarına rağmen, pratikte karşılıklı olarak 6 mil ile sınırlıdır.
Türkiye, Karadeniz’de komşularıyla 12 mil karasuyu genişliği üzerinden gerekli demarkasyonları gerçekleştirirken, Akdeniz’de KKTC hariç, Yunanistan ve Suriye ile şu ana kadar bir demarkasyon gerçekleştirilmemiştir. GKRY, Türkiye tarafından tanınmadığı için bu durum geçerli olmamakla birlikte, deniz haritalarında Kıbrıs adasının çevresi KKTC nedeniyle 12 mil olarak gösterilmektedir.
Bu yaz Ege’de kriz çıkar mı?
Yunanistan’daki gelişmeler nedeniyle tanıdığım bir Yunan gazeteci, bu yaz Ege’de olası bir kriz olup olmadığını sordu. Turizm mevsiminde tarafların kriz yaratmaktan kaçındığını ve karşılıklı bir anlayışın bulunduğunu, büyük bir kriz çıkma ihtimalinin düşük olduğunu ifade ettim. Ancak, yaz aylarının başında, özellikle NATO Ankara zirvesine birkaç hafta kala, bu yasanın zamanlamasını sorgulamadan edemedim.
Sadece “Mavi Vatan” yasası değil, Yunan basınında yer bulan bazı gelişmeler de dikkat çekici. Örneğin, muhafazakâr Kathimerini gazetesi, “Mavi Vatan” yasası çerçevesinde, Kos ve Astipalya adaları arasındaki uluslararası sularda bir Panama bandıralı geminin Türk füze gemisi tarafından taciz edildiğini bildirdi. Yunanistan, bu durumu Türkiye’yi AB’ye şikayet ederek müdahale talep etti. Ayrıca, Türk F-16’larının Rodos semaları üzerinde Yunan uçaklarıyla it dalaşına girdiği ve Türk sahil güvenlik gemisinin Yunan balıkçıları tarafından tehdit edildiği iddiaları da gündeme geldi. Bu durumların bizim basınımızda pek yer bulmadığını söylemek gerekir. Ege sorunlarına dair yıllarını vermiş olan bir arkadaşım, bu tür olayların her yaz mevsiminde görülen sıradan vakalar olduğunu belirtti. Ancak Yunan tarafına bu durumu anlatmak oldukça zor.
Yunanistan, Ege konusunda hassasiyetle yaklaşırken, diğer yandan Atina’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı 19 Mayıs günü her yıl olduğu gibi bu yıl da “Pontus soykırım günü” olarak anıldı. Milli Mücadele’ye ve Atatürk’e yapılan bu hakaret kabul edilemez. Atina’da, resmi makamların desteğiyle Türklerin işlediği iddia edilen “soykırımlar” hakkında bir sergi açıldı. Dışişleri Bakanlığı bu durumu kınayan bir açıklama yaptı. Ege’de yaşanan gerginliklerin yanı sıra Atina’daki bu gelişmeler de göz önünde bulundurulmalı.
Deniz Yetki Alanları Yasası
CHP’nin de destek vereceği “Deniz Yetki Alanları Yasası” taslağının yakında kabul edilmesi bekleniyor. Bu taslağın, 2000’lerin başından beri bazı askeri, sivil ve akademik kesimlerce savunulan “Mavi Vatan” fikrinin üzerine inşa edildiği görülmektedir. Basında yer alan haberlere göre, bu yeni mevzuat, mevcut yönetmeliklerin, kararların ve genelgelerin bir araya getirilmesi suretiyle resmi makamların elini güçlendirmeyi hedefliyor.
Amacın ne olduğu önemli değil, çıkarılacak yeni yasaların resmi makamların elini zora sokmaması ve manevra alanını daraltmaması gerektiğini umalım. Eğer yasada aidiyeti tartışmalı adalar ve sınır içeren haritalar gibi unsurlar yer alırsa, bunun olumsuz sonuçlar doğuracağı aşikardır. Bağlayıcı hükümler içeren bir mevzuatın iki önemli sıkıntısı ortaya çıkacaktır. İlki, anlaşmalarda ismen geçmeyen ada, adacık ve kayalıklar üzerinde ilan ed
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



