
Elvin Beşikçioğlu, hem sahnede hem de ekranda izlemeye doyamadığımız, yetenekli bir oyuncu olarak dikkat çekiyor. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu olan Elvin, Devlet Tiyatroları’nın kültürel zenginliğini ve TRT’nin disiplinini benimsemiş bir sanatçı. Aynı zamanda, tanınmış oyuncu Erdal Beşikçioğlu’nun eşi ve Tatbikat Sahnesi’nin kurucularından biridir.
Elvin Beşikçioğlu ile, yeni oyunu “Serin Bir Sabah” vesilesiyle bir araya geldik. O, Ankara’dan gelirken, oyun Londra’da geçiyor ve biz de Sultanahmet’te, tarihi İstanbul manzarası eşliğinde sohbet ediyoruz. Her ikimizin de yolları Diyarbakır’daki TRT GAP çocuk programları aracılığıyla kesişmiş. Üzerinde renkli bir kimono, gözlerinde Türkiye’nin ilk yerli gözlük markası Memo Sunglasses’ın güneş gözlükleri, pembe babet spor ayakkabılarıyla, kıvırcık saçları rüzgarda dans ediyor. Bahar gibi bir kadın! Bu muhteşem ortam, sohbetimizi tatlı bir aşk hikayesine dönüştürüyor. Sohbet sırasında, birlikte büyüyecekleri, yaşlanacakları ve güzelleşecekleri bir aşk diledim.
“Serin Bir Sabah” oyunu, tesadüflerle doğan bir aşkı anlatıyor. Erdal Beşikçioğlu’nun yönetimindeki bu çalışmada, Elvin Beşikçioğlu (Alex) ve Fatih Sönmez (Rupert) etkileyici performanslar sergiliyorlar. Oyun, “Eğer yeterince istersen her şey mümkün müdür? Yoksa bazen sadece birbirine tutunmak mı gerekir?” sorusunu gündeme getiriyor. İstanbul’daki ilk gösterim 14 Mayıs’ta DasDas’ta gerçekleşecek. Ardından 18 ve 19 Mayıs’ta Ankara’daki Tatbikat Sahnesi’nde sahnelenecek. Bilet almak için buraya tıklayabilirsiniz.

– Nasıl hissediyorsunuz?
İyi hissediyorum. Bu manzarada kötü hissetmek mümkün değil.
– Bir oyun ilk kez seyirciyle buluşmadan önce neler yaşıyorsunuz?
Oyun bulma süreci zaten zorlu bir yolculuk. Tatbikat, yıllardır sahnelediği oyunların getirdiği bir mirasa sahip. Genellikle toplumda yankı uyandıran, mesele olan oyunlara yönelmeyi tercih ediyoruz. Bu oyunun öncesinde iki kişilik bir eser arıyordum ve Fatih Bey bu oyunu bulup bana önerdi. “Elvin, oku istersen” dedi. Bu öneri çok değerliydi, çünkü oyunu okuduğumda anlatım şekli beni etkiledi. İki insanın ilişkisini bu şekilde anlatmak çok çarpıcıydı. Seyirci ile kurulan diyalog ve karakterlerin içsel çatışmaları üzerinde düşünmeye başladım. Toplum odaklı eserlerimiz çoktu, ama aşk ve iki insan arasındaki ilişkiyi işleyen bir oyunumuz olmamıştı. Bu durumu büyük bir eksiklik olarak gördüm ve hemen, “O zaman bu oyunu sahneleyelim” dedim. Maceramız böyle başladı.
– Tatbikat Sahnesi’nin tüm oyunlarını önce siz mi okuyorsunuz?
Genellikle biz başta okuruz. Önceki dönemlerde, Belediye Başkanı Erdal okurdu. Kararlarımızı birlikte alıp ona göre oyunları belirleriz. Dramaturji çalışmalarını da hep birlikte yaparız. Okuldan edindiğimiz bu eğitimle dramaturji konusunu ele aldık. “Serin Bir Sabah”ta da aynı yöntemi benimsedik.
– Aşık olduğunuz kişiyle birlikte çalışmak ve birlikte büyümek nasıl bir deneyim?
Birlikte yaşlanmak.
– Evet, “birlikte yaşlanmak”…
Harika bir deneyim. Bu akışta, özellikle gençler için konuşursak; tahammülleri ve anlayışları kalmadı. Bir şey bittiğinde ya da onlara ters geldiğinde, aşk dedikleri şeyin yok olduğunu düşündüklerinde başka bir heyecanın peşine düşüyorlar. “Aynı hissetmiyordum, aşk hissetmiyordum” diyerek ilişkiyi bitiriyorlar. Ancak birliktelik, sevgi doğurur. Yaşanmışlıklar ve anılar birikiyor, birlikte inşa ettiğiniz dünya ortaya çıkıyor. Hayat sürekli değişiyor, bireyler de değişiyor. Fakat bu süreçte birbirinizi görüp anlamak çok kıymetli. Yani bir insanın zevklerinin değiştiğini, bakış açısının evrildiğini görmek, zamanla bu noktaya gelmek… Bu, bir arada yaşarken oluşturduğunuz anı kutucuğunu zenginleştiriyor. Aşkın yerini sevgi ve derin bir dostluk alıyor. Benim hiçbir yere aidiyetim yok. Ama Erdal’a, çocuklarıma ve tiyatroya karşı güçlü bir bağlılık hissediyorum. Onların olduğu her yerde var olabiliyoruz.
– Bir yere, birine ait hissedebilmek günümüzde zor bir durum.
Kesinlikle. Egoların çok fazla olduğu bir çağdayız. Hayat hızlı akıyor. Maddiyat da işin içine giriyor. Evliliklerde sorunlar, ilişkileri zedeliyor. Belki biz biraz geçmişte kalmışız. Annelerimiz ve babalarımız gibi, sorunları atlatmayı, oturup konuşabilmeyi ve çözüm bulabilmeyi başarmışız. Bu sayede ilişkilerimizi sürdürebiliyoruz.

– Kesinlikle. Peki, sizden daha genç kişilerle çalıştığınızda o heyecanı veya saflığı görebiliyor musunuz?
Gençlerde o kadar saf bir şey göremiyorum. Bizim zamanımızdaki gibi “saf aşk” ya da platonikler yok. Aşk bile artık bir beklentiler yığını haline geldi. “Ben bunu yapıyorsam, o da yapmıyorsa olmaz” gibi. İlişkiler sürekli bir beklentiyle yürütülemez. Beklentilerin içimizi kemirdiğini fark ettim. Tiyatroda ve hayatta beklentileri bıraktım. Bir şey beklemek, bir beklenti içinde olmak çok zararlı. Zamanla sizi çürütüyor. Bu yüzden yeni ilişkilerde o saflığı göremiyorum.
Bir ilişki, tiyatroyla veya bir insanla kurduğunuz bağ, beklentisiz olabilir mi? Yani attığınız adımın karşılığını görmek istemez misiniz?
Elbette ki isterim. Ama burada bahsettiğim şey, içsel bir beklentinin yarattığı çürüme duygusu. İlişkilerde her şey karşılıklı olmalı. Tek taraflı bir ilişki çok korkunç. Bu düşüncenin üstesinden gelmek, zamanla öğrenilebilecek bir şey. İlişkiler, karşılıklı etkileşimle büyüyor. Bunu öğrendiğinizde, partnerinizin davranışlarını anlamaya başlı
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



