
Eminönü’ndeki bazı hanlar, geçmişin yankılarını hala duyurmakta. Yüzyıllık taş duvarların arasında yükselen ritmik çekiç sesleri, geçip gidenler için bir gürültü gibi görünse de, o seslerin değerini bilenler için hayatın ritmini temsil ediyor. İçeride, dar ışık aralıklarından süzülen ışık altında, ustalar tozlu tezgâhlarında çalışıyor; metal şekil alıyor, parlatılıyor ve sabırla yeniden hayat buluyor. Dışarıda ise şehir, kendi hızlı akışına devam ediyor.
Timurtaş Onan, yaklaşık on yıl boyunca bu hanlarda dolaşarak hikayeleri biriktirdi. Kapı kapı gezdi, çay içip sohbetler etti, insanları ve mekanları gözlemledi. Sevdiği hikayeleri keşfettiğinde, o anları ölümsüzleştirmek için deklanşörüne bastı. Onun kadrajında, mekânlar ve onları yaşatan son ustalar yer aldı. Ancak, günümüzde o ustaların bir kısmı artık hayatta değil; hanlar belki duruyor ama sesleri giderek azalıyor.
Profesyonel fotoğrafçılığın ticari kaygılarından uzaklaşarak İstanbul’un görsel arşivine kendini adayan Timurtaş Onan ile hanları konuştuk.
Timurtaş Onan
– “Tarihi Yarımada / Yansımalar” isimli projenizi hazırlamaya nasıl karar verdiniz?
1980’li yıllardan beri Tarihi Yarımada’da çalışıyorum ve bu bölge üzerine birçok kitap yazdım. Tarihi Yarımada’nın içini, Çakmakçı Yokuşu’nu, Mahmutpaşa’yı, Kurşunlu Han’ı ve ticaret hanlarını çok seviyorum. Başlangıçta hanları, bu bölgenin bir parçası olarak çekmeye başladım; zamanla ustalar, özellikle Ermeni ustalar dikkatimi çekti.
– Uzun soluklu olan bu projenin ilk çekimleri ne zaman başladı?
İlk çekimlerimi 2012-2013 civarında yapmaya başladım. Bölgeye tam anlamıyla uyum sağladım ve hanları dolaşarak ustalarla tanıştım. Gümüş kakmacı, sıvacı, cilacı gibi pek çok farklı meslekten ustaları gözlemledim. Bir ürünün ustaların ellerinden geçerek nasıl şekillendiğini görmek, bana derin bir farkındalık kazandırdı. Her biri kitapta yer alıyor.
– İlk neler gözlemlediniz?
Gezdikçe, gümüş kakmacı, sıvacı, cilacı gibi ustaların işlerini kayıt altına aldım. Bir gümüş objenin işlenme sürecini gözlemlemek oldukça öğreticiydi. Bu ustaların isimleri ve meslekleri kitapta yer alıyor. Ayrıca öğrencilerimle bir sosyal sorumluluk projesi de gerçekleştirdim.
Kakmacı ve rölyef ustası Aydın Karaman
– Projelerinizi hazırlarken heyecanınız neydi?
O insanların görünmesini sağlamak istiyorum. Projelerimde insan odaklı çalışıyorum, mekanlar da önemli fakat öncelikle insanları yansıtmak hedefim. Profesyonel bir işte, hanları çekmek istesem, bir haftada teslim edebilirim. Ancak burada her fotoğrafın bir anlamı var; siyah beyaz, sanatsal ve tonlar açısından titizlikle çalışılmış. Her bir fotoğrafın kendine has bir özelliği var. Dergi çekimleri gibi değil, tamamen ruhunu yansıtmak için çekim yapıyorum.
– Aslında geze geze çektiniz, değil mi? Bir yerde keşfettiğiniz bilgileri kullanarak başka yerlere yöneldiniz mi?
Evet, çok gezdim ve tarihi dokuyu, insanları iyice tanıdım. Örneğin, bir usta 10 yaşında gelmiş ve hala orada çalışıyor. Emekli olmuş ama her gün hana gidiyor. Bu, mesleğine olan tutkusunu gösteriyor.
– Çalışma biçiminizi öğrenebilir miyim?
Profesyonelce çalışmam. Gidip iletişim kuruyor, onlarla oturup çay içiyorum. Belki bir gün içinde sadece bir fotoğrafı “oldu” diyebilirim. Çünkü iyi bir fotoğrafın oluşması için tüm unsurların birbirini desteklemesi gerekir. Ön arka plan, hikaye çok önemlidir. Anlamaya çalışırım, orada ne olduğunu gözlemlerim.
Kayıkçı sıvamacı Kevork
– Olmayan nedir peki?
Çeken kişi orada ne olduğunu bilemez. O kişiyi av gibi yakalayıp fotoğrafını çekiyor, sonra da o fotoğrafı bir yarışmaya gönderiyor. O insanı anlamadan yapılan bir iş haline geliyor.
– Siz nasıl yapıyorsunuz? Çektiğiniz kişilerle iletişim kuruyor musunuz?
Çektiğim her fotoğraf için defalarca gitmişimdir. Sokaktaki insanları tanırım, örneğin dilenciyi de tanırım. Y
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



