
Türkiye’de emniyetin uzun süredir uyguladığı ve resmi olarak inkar ettiği bir yöntem gündeme geldi.
Bu uygulama, mevcut iktidar döneminden önce başlamış ve bu süreçte istikrarlı bir şekilde devam etmiştir. Temelinde “fişleme” ve “nedensiz suçlama” gibi kavramlar yer almaktadır.
Emniyet ve istihbarat birimleri, yasal eylemlere ve anayasaya uygun olarak gerçekleştirilen basın açıklamalarına katılan gençlerin ailelerine telefon açarak, “çocuğunuz örgüte katıldı, eylemde şunları yaptı, dağa çıkacak” gibi asılsız bilgiler veriyor. Böylece panikleyen aileler, belli aralıklarla tekrar aranarak baskı altına alınıyor. Bu yöntemle, reşit olan gençler üzerinde baskı kurulması ve ailelerin çocuklarının olanaklarını kısıtlama yoluna gitmeleri hedefleniyor.
Resmi açıklamalara göre, bu uygulama teröre karşı önleyici bir tedbir olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu kadar kararlılıkla sürdürülen uygulama, “yasalara uygun olmadığı” gerekçesiyle kabullenilmiyor.
Arayan numaralar genellikle garip kayıtlara sahip çıkıyor ve resmi olarak bu konuyu sorduğunuzda “ne ilgisi var?” yanıtıyla karşılaşıyorsunuz.
*
Yıllar önce 1 Mayıs eylemi sonrası, öğrencilerin okullarında sorgulanmasına kadar uzanan bu uygulama, o dönem bir emniyet müdürü tarafından gururla savunulmuştu. Ancak tepkiler sonrası, “Biz sorgulamadık, başka bir birimdir” açıklaması yapılmıştı.
O günden bugüne değişen bir durum yok; aksine, uygulamanın daha sistematik bir şekilde sürdüğü gözlemleniyor.
*
Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencisi İlayda Zorlu da bu uygulama ile yüzleşen birçok öğrenciden biri. Arkadaşlarının aktardığına göre, Hatay Kırıkhan’da polis olan babası bilinmeyen bir numaradan arandı. Kızının terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve 8 Mart eyleminde yasa dışı gruplarla görüldüğü gibi asılsız bilgiler verildi.
İlayda, arkadaşlarına bu telefondan sonra babasından ağır baskı görmeye başladığını ve intiharın eşiğine geldiğini ifade etti. Arkadaşlarıyla 17 Nisan günü saat 17.00’ye kadar bu konuları konuştu. Kısa bir süre sonra, anne ve babası İlayda’yı göğsünden vurulmuş halde buldu, hastaneye kaldırıldı ancak yaşamını yitirdi.
Olay, medyada önce “kaza” ardından “intihar” olarak yer buldu.
Soruşturmada şu ana kadar farklı bir bilgiye ulaşılamadı.
İlayda Zorlu
*
Eğer bu bir kaza ise, nasıl gerçekleşti? İntihar ise, kimin ve nasıl yönlendirdiği sorgulanacak mı? Cinayetse, sorumlular kimlerdir? Bu soruların yanıtları merak ediliyor. Ancak İlayda’nın arkadaşlarına gönderdiği mesajlar hâlâ duruyor.
Babasının arandığı ve sonrası büyük baskı gördüğünü belirttiği mesajlarda, intihar noktasına geldiği ifade ediliyor.
Kim, hangi yetkiyle İlayda’nın ailesini aradı? Binlerce kadının katıldığı 8 Mart eylemlerini kim suç olarak tanımladı? Kim, fişleme yaptı ve aileyle iletişime geçmeye karar verdi?
Demokratik ve legal derneklerde, partilerde siyaset yapmayı kim suç saydı?
*
Aynı yöntemlerin IŞİD’e katılanlar için uygulanmadığını görüyoruz. Aileler, çocuklarının IŞİD’e katıldığını bildirdiğinde bile müdahale edilmediği kaydedilmiştir. Suruç ve 10 Ekim Ankara Gar katliamları bu duruma örnek teşkil ediyor.
İstihbarat zafiyetleri ve ailelerin uyarılarına rağmen yapılmayanların listesi dava dosyalarında mevcut. Tarikatlar, aşırı sağ gruplar ve kampüslerdeki şiddet eylemleri ile ilgili de benzer aramaların yapılmadığını gözlemliyoruz.
Kimin nasıl bir siyasi görüş benimsemesi gerektiğine, düşünmesi gereken konulara bu “yetkili birimler” karar veriyor gibi görünüyor.
*
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Tunceli’de Gülistan Doku dosyasının incelenmesinin ardından, Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kurulduğunu duyurdu. Gürlek, daha önce takipsizlik verilen dosyaların tek tek inceleneceğini belirtti.
Cumartesi Anneleri, 31 yıldır yakınlarının akıbetini sorarak adalet talep ediyor. İlayda Zorlu’nun ölümü gibi yüzlerce dosya, etkili bir soruşturma bekliyor.
Kadın cinayetleri, çocuk ölümleri ve kayıplar gibi meselelerin yıllar süren adalet mücadelesi herkesin malumu. 90’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerle ilgili davaların akıbeti de biliniyor.
Umuyoruz ki, sadece kamuoyunun dikkatini çeken dosyalarla yetinilmez; belki daha kapsamlı ve derinlemesine soruşturmalar yürütülebilir. O zaman gerçek adaletten söz edebiliriz.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



