Empati ve Siyaset: La Grazia’nın Derin Anlamı

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Empati ve Siyaset: La Grazia’nın Derin Anlamı

Empatinin bir sınırı olduğu elbette aşikâr. Yani bir diktatörün duygularını anlamaya çalışmak, pek de mantıklı bir çaba değil. Ancak, doğal bir felaket anında ya da zorlu bir durum söz konusu olduğunda, bir devlet başkanının düşüncelerini ve hislerini merak etmemek elde değil. On binlerce insanın sorumluluğunu üstlenmek, kişisel bir ego ve karakter derinliği gerektiriyor. Kendi sıkıntılarımı bir kenara iterek, bu konular hakkında zaman zaman düşündüğüm ve akademik yayınlar aradığım doğru.

Bu bağlamda, bir sinema filmiyle karşılaşacağımı ve hem görsel estetiğine hem de insan olmanın derinliklerine dalarak izleyeceğimi hiç tahmin etmemiştim. Sinema, insanları her daim şaşırtmayı başarabiliyor.

Dün akşam Venedik Sarayı’nda gerçekleşen bir davetle, mimarisiyle uyum içinde izlediğimiz La Grazia, İtalyan yönetmen Paolo Sorrentino’nun 2025 yapımı filmi. Sorrentino’nun önceki eserlerine hayranım; fakat bir önceki filmi Parthenope beni hayal kırıklığına uğrattığı için La Grazia’yı izlemeyi ertelemiştim. Neyse ki film, bugün MUBI platformunda gösterime girdi ve tekrar tekrar izleme fırsatım oldu.

Oscar ödüllü Toni Servillo ve yönetmen Paul Sorrentino

Bir hukuk fakültesi mezunu ve eski avukat olarak, filmin hukuk temalı tespitleri ve Ceza Hukuku ile ilgili eleştirileri beni derinden etkiledi. Ceza Hukuku dersini çok sevmiştim; bunun yanı sıra, İtalya’da eğitim görmüş değerli hukukçu rahmetli Prof. Dr. Esin Konanç’ın öğrencisi olmanın da etkisi yadsınamaz. Ancak avukatlık dönemimde Ceza Hukuku alanında çalışmayı asla düşünmedim; çünkü bu benim için bir vicdan muharebesi olurdu. Zira hukukun, insan vicdanını koruma amacı taşıyan bir sistem olduğunu düşünüyorum.

La Grazia, katmanlı anlatımıyla bu sorgulamaları derinleştiriyor. Film, Paolo Sorrentino’nun yönettiği, başrolünde Toni Servillo’nun yer aldığı, bir devlet adamının içsel ve etik yolculuğunu anlatan melankolik bir dram. Oscar ödüllü Toni Servillo, halk tarafından sevilen bir ülke başkanı olan Mariano De Santis’i canlandırıyor. Santis, görev süresinin son altı ayına yaklaşmış, dindar bir Katolik ve yıllar önce kaybettiği eşine hâlâ aşık bir lider. İronik olan şu ki, Toni Servillo ve Sorrentino daha önce altı filmde birlikte çalıştılar. Bu filmlerden ikisinde Servillo, İtalyan tarihinin önemli liderlerinden ikisini canlandırdı: 2008 yapımı Il Divo’da, soğukkanlı ve gizemli politikacı Giulio Andreotti’yi, 2018 tarihli Loro’da ise tanınmış İtalyan lider Berlusconi’yi canlandırdı.

Filmde renkler, mimarinin tasarımı ve kamera açıları muazzam bir şekilde işlenmiş

Sorrentino’nun “siyasi üçlemesi” olarak nitelendirilebilecek filmlerin üçüncüsü olan La Grazia, gerçekte var olmayan bir başkan hakkında; ancak hikaye gerçek bir olaya dayanıyor: 2019 yılında İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, Alzheimer hastası olan ve büyük acılar çeken bir adamı affetmişti. Sorrentino, bu hukuki ve vicdani ikilemin kendisini çok etkilediğini dile getiriyor. Filmin etrafında dönen bir diğer tartışma ise, son on yıldır İtalya’da en çok konuşulan konulardan biri olan ötenazi yasası. Katolik gelenekleri ile modern birey hakları arasındaki bu çatışma, filmin en hassas noktalarından birini oluşturuyor. Bir devlet başkanının ailesi, vicdanı, hukuku ve halkı arasındaki iç çatışmanın merkezine yerleşiyor. Bir insan, başka bir canlının ölümüne nasıl karar verebilir? Böyle bir kararın arkasındaki kibir, inanç ve vicdan nedir? Üstelik filmde sadece ötenazi hakkında karar vermekle kalmıyor başkan… Sonuçta, bir kişinin kendi yaşamı üzerine bir karar vermesi isteniyor. Oysa günümüzde başka canlıların yaşamına son vermekten çekinmeyen, işkenceye göz yuman liderler de mevcut.

Can çekişen bir at için ölüm fermanı vermek insanlık mıdır?

Filmi izlerken, bu olayların Türkiye’de yaşanması durumunda neler olabileceğini düşündüm. Ardından kalbimi susturdum. Coğrafya ve ülke başkanının etkisi, kaderi belirliyor ve belki de herkes için empati duymak gerekmiyor.

Not: Filmin üzerinde en çok durulması gereken noktalardan biri, başkanın mütevazı evi, sıradan mutfağındaki küçük masası ve hiçbir hizmetlisinin olmaması. Bir eski başkanın neden sarayları, yalıları, korumaları yoktur, bunu anlamakta zorlanıyor insan, sevgili İtalya!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın