Endophasia ile Dijital Şifa: Sanat ve Teknoloji

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Endophasia ile Dijital Şifa: Sanat ve Teknoloji

Gökçe Uygun’un yönetmenliğinde, babası Sinan Uygun’un performans sanatçısı Selim Cizdan ile birlikte sahne aldığı Endophasia, beyin kanaması sonrası gelişen afazi (konuşma güçlüğü) sürecini yapay zekâ ve dijital avatarlar aracılığıyla disiplinlerarası bir “şifa laboratuvarına” dönüştürüyor. Nörobilimsel verileri Unreal Engine ve ses klonlama teknolojisi ile birleştiren bu performans, dilin sona erdiği noktada “iç konuşmanın” (endophasia) estetiğine ve belleğin dijital restorasyonuna odaklanıyor.

Multidisipliner sanatçı Gökçe Uygun, babasının 10 yıllık sessizliğini sahneye taşıyan Endophasia projesini, bedenin mülkiyetini sorgulayan yeni performansı Autopsy’yi ve teknolojiyle bütünleşen sahne dilini iahaber’e anlattı.

Söyleşiyi okumak yerine dinlemek için tıklayın

– Öncelikle yeni sezona Autopsy ile başladığın için tebrikler. Aynı zamanda Endophasia projesi de devam ediyor. İki farklı dünya arasında bu yoğun tempoda nasıl hissediyorsun?

Gerçekten zor bir soruyla başladık. Yeni bir projeye başlamanın heyecanı içindeyken birçok şeyle karşılaşıyorsun. Her projenin kendine özgü zorlukları var, fakat sürdürülebilirlik elbette önemli bir mesele. Yoğun bir tempo içindeyiz. Bağımsız bir sanatçı olarak birçok farklı alanı keşfetmeye çalışıyoruz; sadece Endophasia ve Autopsy ile sınırlı kalmıyoruz. Sürdürülebilirliğimizi korumaya çalışırken projelerimiz de bize güç veriyor ve devamlılık kendi kendine geliyor.

– Kendi yolculuğuna da değinelim. Kendinden biraz bahsedebilir misin?

Eğitimime müzikle başladım; konservatuvarda piyano eğitimi aldım. Sonrasında bestecilik ve caz eğitimiyle devam ettim. Üniversiteden mezun olduktan sonra sahne eserleri ve filmler için ses ve müzik tasarımı yapmaya başladım. Provalara katıldıkça sahne işlerine daha fazla dahil oldum. Sahnede kendimi bulmam, performansın açıklığına akış bir yolculuğa dönüştü. Eğitimimden ziyade, sahnede kendi kendime eğitim aldığım bir alan haline geldi. Süreç şöyle gelişti: Sahneye çıktım, beni gören yönetmenler farklı projelere davet ettiler. En sonunda Endophasia ile yönetmenlik deneyimi kazandım ve kendi projem üzerinden bu alana adım attım. Autopsy’de de performansçı olarak devam ediyorum.

Gökçe Uygun

– Endophasia projesine gelecek olursak, oldukça kişisel bir hikâyeden yola çıktın. 2010 yılında yaşanan gerçek bir beyin kanaması ve afazi süreci var. Bu performansla sahneyi nasıl bir hafıza laboratuvarına dönüştürüyorsun? Bilimsel bir veriyi sanatsal bir performansa dönüştürmek kolay mı? Ayrıca Endophasia’nın ne olduğunu da anlatır mısın?

Endophasia süreci altıncı yılına girdi ve iki yıldır sahneleniyor. Bu, hem altı yıllık bir araştırma süreci hem de çok kişisel bir hikâyenin tezahürü. 2010 yılında bu beyin kanamasını geçiren kişi, babamdı. Sürecin her aşamasına bizzat tanıklık ettim. Bir yıl sonra gelişme beklemememiz gerektiği söylendiğinde bu durumu kabullenmek zor oldu. Kendi eğitimime devam ederken, babamla farklı iletişim kanalları keşfetmeye çalıştık; dilin ötesinde işaret dili gibi yollarla haberleşmeye başladık. İlk başta sadece “yavrum” diyebiliyordu.

Pandemi sürecinde, ona bir şey bulaştırma korkusuyla ziyaret edememeye başladım. Bu süreçte, “Her gün WhatsApp üzerinden 10 dakika görüntülü egzersiz yapalım.” dedim ama ne yapacağımı tam olarak bilmiyordum. Performans sanatlarından ve müzik geçmişimden edindiğim çeşitli egzersizler geliştirdim. Her gün buluşmaya başladık ve bir ay sonra ciddi bir gelişme kaydetti. Artık sayıları sayabiliyordu ve sorulara yanıt alabiliyordum. “Baba, bunu arşivleyelim” dedim çünkü elimde Türkçe afazi literatürüne dair bir kaynak yoktu. Babam terapiyi reddeden biriyken, “Tamam, olsun.” dedi. Birilerini davet ettiğimde “Et tabii.” dedi ve katılımcılar gelince motivasyonu değişti. “Burada bu var, bunu anlıyorum ama şunu söyleyemiyorum” diyerek daha istekli hale geldi.

Gökçe Uygun ve babası Sinan Uygun | Fotoğraf: Tolga Bayraklı

2022’de, eski bir diş hekimi olan babam bilgisayar ve kodlama ile de ilgilendiği için ona yapay zekâ ile tanıştım. Egzersizlerimize yapay zekâ araçlarını eklediğimizde büyük bir gelişme kaydettik. Yapay zekâ, cümlesinin bitmesini bekleyerek iletişimi çok rahat sürdürebiliyordu. Bu süreç, Endophasia’nın ilk tohumlarını attı. Yapay zekâ, babamı “aynalayarak” onunla etkileşim kuruyordu. “Bunu mu demek istedin?” gibi sorularla iletişimi destekliyordu.

Yapay zekâ babam gibi bir karakter üretilse, babamın diyaloğu nasıl olurdu sorusunu düşündük. Görsel ve 3D tasarımcımız Can Memişoğulları ve ses/müzik kompozisyonunu tasarlayan Güneş Bozkır ile bu konuyu tartıştık. Can, “Unreal Engine ile yüz klonlama yapabiliyoruz.” dedi; Güneş de ses klonlama yapabileceklerini söyledi. Bu fikir, babamın kendisiyle konuşabileceği dijital bir avatar oluşturma fikrini doğurdu. Babama “Sahneye çıkmak ister misin?” dediğimde önce dalga geçti. “Yok ya.” dedi ama ciddi olduğumu anlayınca heyecanlandı ve “Tamam, hadi.” dedi. Prömiyer günü biz ondan daha heyecanlıydık, o hepimizi sakinleştiriyordu.

Selim Cizdan Endophasia performansında | Fotoğraf: Tolga Bayraklı

– Dijital avatarlar, yapay zekâ araçları… Bunları diğer afazik bireylerle paylaşma veya bu alanda çalışan doktorlarla görüşme imkânınız oldu mu? Geleceğin “protezleri” olabilir mi?

Bu süreçte bilimsel danışmanlarımız ve etik kurul kararlarıyla bize destek olan isimler oldu. Engelli bir bireyi sahneye çıkardığınızda bu kararın etik boyutu önemlidir. Babam kendi kararlarını verebilen bir birey. İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Hakan Gürvit ve Prof. Dr. Öget Öktem Tanör hocalarımız bize büyük destek verdiler. Onlar için de ilginçti; 10 yıl sonra, plastisitesi oturmuş bir yaş grubundaki insanda ani bir gelişim başlıyordu. İncelemeye aldılar ve sahneye çıkmasında bir sorun olmadığına kanaat get

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın