
Erdoğan, İsrail’in Türkiye’yi yeni bir tehdit olarak göstermesini, hatalı bir yaklaşım ve bölgesel barışa olumsuz etki eden bir söylem olarak değerlendirdi. Ayrıca, “Milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ediyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.
Erdoğan, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarının, Suriye’nin egemenliğine ve bölgesel istikrara ciddi zararlar verdiğini dile getirdi.
Türkiye’nin NATO’daki güçlü konumuna vurgu yapan Erdoğan, olası çatışmalar yerine diplomasi, caydırıcılık ve bölgesel güvenlik mimarisine odaklanılması gerektiğini belirtti.
“İSRAİL-TÜRKİYE ARASINDAKİ GERİLİMLER ASKERİ BİR ÇATIŞMAYA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?”
Erdoğan, “İsrail’in son dönemde Suriye’ye yönelik saldırıları ve Yunanistan ile yaptığı savunma anlaşması gibi konular, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran unsurlar arasında yer alıyor. Bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşme ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları da yakından takip ederiz.” yanıtını verdi.
“WASHİNTON’DAKİ MUHATABIMIZ ABD YÖNETİMİDİR”
Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile olan yakın ilişkisine atıfta bulunarak, “Bazı İsrailli yetkililerin Türkiye’yi İran’dan sonra ‘sıradaki tehdit’ olarak tanımladığı bir süreçte, İsrail’in ABD yönetimi üzerindeki etkisi konusunda endişeleriniz var mı?” sorusunu yanıtlayan Erdoğan, “Türkiye-Amerika ilişkilerini üçüncü bir ülke üzerinden tarif etmiyorum. Washington’daki muhatabımız Amerika Birleşik Devletleri yönetimidir. Sayın Trump’la konuşmamız gereken bir konu olduğunda bunu kendisiyle doğrudan görüşüyoruz.” dedi.
“TÜRKİYE’NİN İSRAİL HALKIYLA VEYA HERHANGİ BİR TOPLUMLA HUSUMETİ YOKTUR”
İsrail yönetimiyle birçok konuda önemli görüş ayrılıklarının bulunduğunu belirten Erdoğan, “Son dönemde İsrail’de Türkiye’yi yeni bir tehdit kaynağı olarak göstermeye yönelik hatalı bir söylem körükleniyor. Bu söylemin İsrail’deki iç siyasi süreçle bağlantılı olduğunu değerlendiriyoruz. Bu tür bir dilin bölgesel barışa katkıda bulunmadığını düşünüyoruz. Türkiye’nin İsrail halkıyla veya herhangi bir toplumla husumeti bulunmamaktadır. İtirazımız, uluslararası hukuka aykırı gördüğümüz politikalara ve bölgemizde istikrarsızlığı artıran adımlara yöneliktir.” ifadelerini kullandı.
“MİLLİ GÜVENLİĞİMİZE, MEŞRU HAKLARIMIZA VE ÇIKARLARIMIZA KARŞI ATILACAK ADIMLARI YAKINDAN TAKİP EDERİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail’in son dönemde Suriye’ye yönelik saldırıları ve Yunanistan ile yapılan savunma anlaşması gibi konular, İsrail-Türkiye arasındaki rekabette gerilimi artıran başlıklar arasında. Bu gerilimlerin askeri bir çatışmaya dönüşmesi durumunda NATO için ne anlama gelir?” sorusuna cevap verdi.
Erdoğan, “Türkiye dış politikasını savaş senaryoları üzerinden kurmaz.” diyerek, Suriye konusundaki yaklaşımlarının net olduğunu vurguladı.
Erdoğan, “Suriye’nin bütünlüğü” konusuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Suriye’nin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve milli birliğinin korunmasını istiyoruz. Ülkenin yeniden ayağa kalkması, devlet kurumlarının güçlenmesi ve terörle mücadele kapasitesinin artması, tüm bölgemizin menfaatine olacaktır. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. İsrail’in uluslararası hukuku ve yerleşik kuralları hiçe sayan saldırıları, Suriye’nin egemenliğine açıkça zarar veriyor ve bölgede istikrarın sağlanmasını güçleştiriyor. Suriye’nin istikrarı, İsrail dahil olmak üzere tüm bölgemizin barış ve gelişmesine katkı sağlayacaktır.” dedi.
Türkiye’nin NATO içindeki güçlü konumuna dikkat çeken Erdoğan, Yunanistan ya da başka bir ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği ilişkilerin kendi tercihi olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmeleri yaptı:
“Türkiye, her ikili ilişkiyi kendisine yönelik bir tehdit olarak görmez. Bununla birlikte, milli güvenliğimize, meşru haklarımıza ve çıkarlarımıza karşı atılacak adımları yakından takip ederiz. Türkiye, NATO içerisinde güçlü bir konuma ve ağırlığa sahiptir. Varsayımsal bir askeri çatışmanın İttifak açısından doğuracağı sonuçları bugünden tartışmak yerine, böyle bir ihtimalin önüne geçecek diplomasiye yoğunlaşmak daha doğru olacaktır. Bölgemizde kalıcı güvenliğin yolu, gerilimi azaltan, caydırıcılığı güçlendiren ve uluslararası hukuku esas alan müttefiklik ilişkileri ile bölgesel ortaklıklar üzerine inşa edilmiş bir güvenlik mimarisinden geçmektedir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



