Erdoğan’ın İktidar İddiası ve Seçim Meşruiyeti

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Erdoğan’ın İktidar İddiası ve Seçim Meşruiyeti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta AKP TBMM Grup toplantısında dikkat çeken açıklamalarda bulundu:

“Bu hareket, en başından beri millet ve memleketin, büyük Türkiye davasıdır. Aynı zamanda bu hareket, ümmet davasıdır. Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir.”

AKP’nin geçmişte sahip olduğu bir “dava” anlayışının kalıp kalmadığı konusunda belirsizlikler var. Ancak kesin bir şekilde ifade edebiliriz ki:

“Bu dava”, zamanla “bir Tayyip Erdoğan’ın” iktidarını koruma mücadelesine dönüşmüş durumda.

Eğer “Birinci Recep Tayyip Erdoğan”, “nasıl olsa arkamda bin tane var, dava garanti” düşüncesindeyse, Cumhuriyetin ve “seçimli demokrasimizin” önemli kurumlarını bu hale getirmezdi.

Ana muhalefet partisi, halk arasında giderek daha fazla etkili olmaya başlıyor; yargı operasyonları ise bu durumu durdurmaya yetmiyor.

Şu anda hedef, muhalefet partisini etkisiz hale getirip kendi sorunlarıyla meşgul etmek gibi görünüyor.

Erdoğan, deneyimli bir siyasetçi olarak normal bir seçimde kazanamayacağının farkında.

Yenebileceği rakiplerle seçime girme hayali kuruyor ve bu uğurda, kendi meşruiyetinin temelini oluşturan Anayasal düzeni sarsıyor.

Recep Tayyip Erdoğan ve partisi, neredeyse çeyrek yüzyıldır iktidarda.

Bu süreçte birçok seçim kazandı ve bu seçimlerin meşruiyeti tartışmalara yol açmadı.

Seçim Kurullarının mührünü taşımayan zarf ve oy pusulalarının, oylama sürerken “geçerli sayılması” yönündeki YSK kararı bile tartışılmadı.

Ancak CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir kayyıma devredilmesi, gelecekteki seçimlerin meşruiyetini tartışmalı hale getirecek.

Zira bu hamle, Türkiye’de 1950’den bu yana belki de demokrasimizin en az tartışılan kurumunu ciddi bir şekilde zedeledi.

Askeri dönemlerin ardından bile yürütülen süreçleri olumsuz etkiledi.

12 Eylül döneminde kurulan partinin, darbecilerin tüm gücüne rağmen seçimde üçüncü parti olarak çıkması, seçimlerin bile kontrol edilemediğini gösteriyor.

Yetkisiz mahkemelerin, temyiz sürecini beklemeden uygulamak istediği kararlar ve YSK’nın kendi verdiği mazbataları yok sayması dikkat çekici.

Önümüzdeki seçimler, parti rozetini çıkarıp hakim cüppesi giyen partizanların gözetiminde gerçekleştirilecek ve itirazlar, partinin bir uzantısı olan seçim yargısı tarafından değerlendirilecek.

Erdoğan aslında tarihte kendisinden önceki tek adamların yaşadığı sorunları tecrübe ediyor.

Elindeki gücü kullanmakta tereddüt etmeden, sonuçlarının ne olacağını düşünmeden hareket ediyor.

Hatta bazı durumlarda onun talimat vermesine bile gerek kalmadan, sadece göz önünde olma kaygısıyla hareket edenler de benzer bir tutum sergiliyorlar.

Seçimlerin meşruiyetini tartışmalı hale getirmek ve muhalefeti kontrolsüz bir güçle ezme çabalarının geçmişteki muktedirlere ne kazandırdığını hatırlatmak istesem de, bu tür müdahalelerin uzun vadede başarı getirmediğini biliyorum.

Geçmişin muktedirleri de bu tür girişimlerden kalıcı bir zafer elde edemediler.

Elde edilmek istenen sonuçlar, bu tür eylemlerle asla sağlanamıyor.

Bu tür tohumların nihai hasadı her zaman olumsuz sonuçlar doğuruyor.

Tarihe o son hamlenin sahibi olarak geçmek de ayrı bir mesele.

AKP yargısının CHP’ye tayin ettiği kayyım Kemal Kılıçdaroğlu’na gelince, bu hamlesiyle Türk siyasi tarihinde ve CHP’nin tarihinde kendisine özel bir yer edinmiş durumda.

Gelecekte bu tarihleri okuyanlar, bir insanın kendisine nasıl böyle bir kötülüğü reva gördüğünü anlamakta güçlük çekecekler.

Polis zoruyla, biber gazlarıyla ve partililerini dövdürerek oturduğu makamda ne kadar kalabileceğini zannediyor?

Günün birinde o koltuktan inmek zorunda kalacağını ve insan içine çıkamaz hale geleceğini nasıl düşünemiyor, anlamak oldukça zor.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın