
Esra Işık, belki de doğanın hafızamızda kalacak en son çığlığı oldu.
Köyüne, köylüsüne, ağaçlarına ve toprağına yapılan sayısız eziyete sessiz kalanlar, şimdi onun son çığlığı arasından seçtikleri birkaç kelimeyle onu yargılıyorlar.
Geçtiğimiz hafta mahkemeye getirildiğinde, bileklerindeki kelepçeyle birlikte acı bir gülümsemeyle tüm Türkiye’yi selamladı.
İkizköy’deki halk, yaklaşık altı yıldır Akbelen Ormanı ve çevresindeki mahalleler için büyük bir mücadele veriyor. Birçok kişi destek için bölgeye gelse de, zamanla yalnız kaldıkları anlar oluyor; ancak bu duruma rağmen mücadelelerinden vazgeçmiyorlar.
Esra ve annesi Necla Işık en çok bilinen isimler olsa da, köydeki her yaştan erkek ve kadın bu direnişin bir parçası.
Esra’nın tutuklandığı gün, acele kamulaştırma kararının yarattığı karmaşayı ve travmayı yerinde gözlemleme fırsatım olmuştu.
Köy evlerini birbirine bağlayan ana yoldan ilerleyen beyaz sivil minibüs, önünde en az üç jandarma aracı ile kaygı uyandıran bir etki yarattı. Araçlar yaklaştıkça herkesin sessizliğe bürünmesi, karşılıklı bakışların çok şey anlatması dikkat çekiciydi. O tanıdık kaygıyı yaratan araçlar geçtikten sonra, sohbetler kaldığı yerden devam ediyordu.
Maden genişleme alanı olarak köylülerin özel mülklerine yönelik verilen acele kamulaştırma kararı, birkaç gün önce Danıştay’dan döndü.
Yeni bir deneme süreci başladı ve bu durumda bir nebze mutluyuz. Ancak kamu yararının yerine, şirket çıkarlarını gözeten ‘epistemolojik bir kopuşun temsilcileri’ çok geçmeden harekete geçecektir.
Esra’yı ilk tanıdığımda, Akbelen direnişinin en neşeli simalarından biriydi. Eylem alanında bez pankartların hazırlanışını izleyenlerden biriydim.
Ben onu izlerken, Esra Işık da pankarttaki yazıyı tamamlıyordu. Temmuz 2021 (Fotoğraftaki ağaçların hiçbiri yok şimdi)
İlk eylem alanındaki Akbelen Ormanı ağaçları, şimdi yerinde yeller esiyor.
Ne yazık ki, ekonomik ömrünü tamamladığı sıkça dile getirilen termik santrallerinin ülke ekonomisine sağladığı katkıdan çok; bu rantın sürdürülebilmesi için çaba sarf eden şirketlerle mücadele etmek oldukça zor.
Ayrıca, İkizköy’de bir direnç sembolü haline gelen Esra’nın tutukluluğu da oldukça üzücü bir durum.
Bu kökten rantçı sistemin, ülkenin her noktasında sürdürdüğü talan karşısında Esra Işık, neredeyse doğanın son çığlığı olarak öne çıkıyor.
Eğer onun durumundan memnun olanlar varsa, bilmelidirler ki; bileklerindeki kelepçelerle birlikte tutukluluğu devam ettikçe daha fazla duyulacak bir çığlık söz konusu.
Eyvallah.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



