
Bazı inanç sistemleri, kaderimizin doğuştan belirlenmiş olduğuna inanır: “Hayatımızda ufak değişiklikler yapabiliriz, ancak genel anlamda özgür değiliz.”
Benzer bir görüşü savunan geleneksel doğa felsefesi, her şeyin doğa tarafından belirlendiğini ve fizik yasaları ile sınırlı olduğunu ileri sürer: “İnsan türü olarak doğa yasalarının esaretindeyiz ve bu yasaların izin verdiği ölçüde özgür iradeye sahibiz.”
Bu anlayışa göre, her şey neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde şekillenir; geçmiş, şimdiki an ve bu da geleceği etkiler.
Dolayısıyla, geçmişte gerçekleşen olayları biliyorsak, fizik yasalarını kullanarak gelecekte neler olacağını tahmin edebilmemiz mümkündür. Bu bağlamda, gelecek, mevcut an ve o da geçmişle bağlantılı olarak meydana gelir.
Deterministik Evren
“Determinizm” olarak adlandırılan bu anlayış, M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllarda Sokrates öncesi filozoflara kadar uzanır.
Bu deterministik perspektif, maddenin davranışının tamamen fizik yasaları tarafından belirlendiğini savunur. Fizik, doğayı anlamak için matematik dilini kullanır.
Fizikçiler, bu mantık çerçevesinde evrenin 13,8 milyar yıllık kozmik tarihinin büyük bir kısmını mantıklı bir şekilde açıklayabilmektedir. Bu süreçte evren, deterministik yasalar çerçevesinde hareket eder.
Ancak bu öngörünün tam olarak doğru olduğu söylenemez.
Büyük Patlama anına yaklaşıldıkça, uzay ve zaman anlayışımız bulanıklaşmaya başlar ve evrenin yapısı temel düzeyde bozulur. Zaman kavramı bozulduğunda, deterministik yasalar da geçerliliğini yitirir.

Bu nedenle, evrenin başlangıcına doğru ilerlerken Newton’un gerçekliği parçalanmaya başlar. Büyük Patlama anı ile 10^-35 saniye arasındaki “tekillik” evresi, deterministik yasaların geçersiz olduğu olağanüstü kısa bir zaman dilimini tanımlar.
Büyük Patlama’dan sonra, 10^-35 saniye ile günümüz arasında geçen 13,8 milyar yıllık süre boyunca evren, deterministik bir görünüm sergiler.
Bu durumda, evren ilk 10^-35 saniyeden günümüze kadar deterministik doğa yasalarına tabi iken, daha öncesinde bu durum geçerli değildir.
Peki, sorun nedir?
Kuantum Belirsizliği
Bilim insanları bu önemli sorunu çözmek için 20. yüzyılın başında iki teori geliştirdi: Kuantum mekaniği ve Görelilik Kuramı.
Görelilik Kuramı, uzay ve zamanın iki ayrı boyut değil, bir bütün olduğunu öne sürerek evrenin dokusunu tanımlıyordu. Bu bağlamda, uzay-zaman tüm zamanın ve mekanın geçmişi ve geleceğiyle birlikte evreni şekillendiriyordu. Dahası, Görelilik Kuramı, evrene deterministik bir bakış açısı sunuyordu.
Kuantum mekaniği ise bilime rastlantısallık ve belirsizlik getirdi.

İlk bakışta, bu belirsizlik, fiziği determinizmin kısıtlamalarından kurtarıyor gibi görünse de, kuantum belirsizliğinin evrenin ilk anlarındaki olayları açıklamada yetersiz kaldığı anlaşılmıştır. Kuantum kuramı, rastgele bir belirsizlik sunsa da, yine de bir seçim yapma şansı vermemektedir.
Bilim insanları, bu iki kuramın yerini alacak, üzerinde uzlaşılmış bir kuantum kütleçekim teorisine ihtiyaç duymaktadır.
Süperdeterminizm
Peki, tüm doğa yasalarının Büyük Patlama öncesinde belirlenmiş olması mümkün mü?
“Süperdeterminizm” bu olasılığı öne sürüyor. Ancak, bunu test etmenin veya çürütmenin bir imkanı yok.
Son zamanlarda bazı kuramsal fizikçiler, süperdeterminizmin, yani her şeyin evrenin başlangıcında belirlenmiş olduğu fikrinin, kuantum fiziğindeki ölçüm probleminin çözümü olabileceğini düşünmeye başladılar.
Bu yaklaşım, süperdeterminizm ile kuantum rastgeleliğinin ortadan kalkacağını öne sürüyor. Ayrıca, kuantum mekaniğinin diğer özelliklerine de atıfta bulunuluyor: İnsan gözlemi veya ölçümü, bir noktada yapılan bir ölçümün başka bir yerde anlık etkisi ve tünelleme etkisi gibi kuantum fenomenleri de bu kapsama girebiliyor.
<p style="color </p>Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



