
Adalet Bakanlığı, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nı kurarak önemli bir adım attı.
Gülistan Doku dosyasındaki gelişmelere bakıldığında, merkezi bir iradenin müdahalesinin ne denli kritik olduğu net bir şekilde görülüyor. Bu bağlamda, daire başkanlığının kurulması tek başına anlam taşıyor.
Diğer yandan, bu daire başkanlığının oluşturulması, yargının işleyişi ve özellikle de devlet yetkililerinin dahil olduğu suçlarla ilgili nasıl bir tutum sergilediği hakkında önemli bir gösterge niteliği taşıyor.
Bağımsız yargının bu tür durumlarda, merkezi bir talimat almaksızın ve ayrı bir inceleme gereksinimi duymadan harekete geçmesi gerekmektedir. Ancak bu durumun zayıf olduğu ortada. Bu sebeple, kurulan daire başkanlığının, her türlü dosyaya aynı titizlikle yaklaşması bekleniyor.
*
Bir örnek üzerinden ilerleyecek olursak…
AKP, iktidara geldikleri dönemde, “Bizim dönemimizde faili meçhul cinayetler sona erdi. Tek bir faili meçhul cinayet yaşanmadı” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Elbette, cinayetlerin azalmasının nedeni yalnızca iktidarın politikaları değil, aynı zamanda değişen sosyal dinamiklerdir; ancak bu iddia da gerçeği yansıtmıyor.
İktidarın ilk yıllarında yaşanan Necip Hablemitoğlu cinayetinin dosyasındaki sorunlar herkesin malumu. Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin sokak ortasında öldürülmesi dosyasındaki gelişmeler de benzer şekilde dikkat çekiyor.
Bu liste uzatılabilir.
*
Bu cinayetlerden biri, 3 Mart 2004 tarihinde, İstanbul’un göbeğinde işlendi.
Önder Babat, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi, toplumuna duyarlı bir gençti. Kültür ve sanatla ilgileniyor, mezun olduktan sonra başarılı bir avukat olmayı hedefliyordu.
Fakülte bünyesinde oluşturduğu “Hukuk Oyuncuları” tiyatro grubu ile klasik eserleri sahneye taşıyor, çeşitli dergilere yazılar gönderiyor ve eğitimine devam ediyordu.
Babat, 3 Mart 2004’te, iki arkadaşıyla birlikte İstiklal Caddesi’ni kesen İmam Adnan Sokak’ta yürüyüş yaparken, aniden yere yığıldı. O an, sokaktaki kalabalık nedeniyle kimse ne olduğunu anlayamadı.
Arkadaşları ve çevredeki insanlar, düşüp kafasını mı çarptı yoksa kafasına bir cisim mi isabet ettiğini bilemedi. Asfalta sızan kanın sebebi belirsizdi.
Hızla hastaneye kaldırıldı ancak çok geçti. Önder Babat, hayatını kaybetti.
Olay yerini inceleyen polis, Babat’ın düştüğü yerde kanlı bir taş buldu. Taşın başına düşmüş olabileceği ihtimali üzerinde duruldu ve kriminal laboratuvarında incelenmesine karar verildi. İlk andan itibaren basına, Babat’ın başına yukarıdan düşen bir taş sonucu hayatını kaybettiği bilgisi verilmeye başlandı.
Kimse bir ses duymamıştı. Bu nedenle taş ihtimali pek de uzak görünmüyordu. Ancak gariplikler o noktada başlamıştı.
*
Avukatların ön otopsi raporunu alacağı gün, Adli Tıp önünde çok sayıda çevik polis konuşlandırılmıştı. Siyasi bir cinayet olabileceği ihtimali üzerinde durmayan arkadaşları ve avukatları bu durumu anlamlandıramadı.
Ancak otopsi raporu çıktığında, durum netlik kazandı. Önder Babat, yukarıdan ateşlenen bir silahla vurulmuştu. Kafasına hedef gözetilerek tek bir atış yapılmıştı.
O noktada gariplikler yeniden ortaya çıktı.
Taksim Polis Merkezi, Beyoğlu Tabipliği’ne, “Birden yere düşerek fenalaştı, hastaneye kaldırıldı ama hayatını kaybetti, gerekli muayene yapılarak şüpheli değilse defin ruhsatı verilsin” şeklinde bir yazı gönderdi.
Ancak otopsi raporu, defnedilmesinin önüne geçti. Başından çıkan merminin 9 mm çapında Parabellum tipi bir mermi olduğu saptandı.
Fakat bu kez de merminin faili meçhul herhangi bir olayla örtüşmediği yönünde bir rapor verildi.
*
Bu aşamada basına, Babat’ın başına “yorgun mermi” olarak tarif edilen, hedef gözetmeksizin ateşlenen bir merminin isabet etmiş olabileceği bilgisi verildi.
Oysa resmi bilgilere göre, “Maktülün kafasından çıkan merminin deforme olmadığı, dolayısıyla olayın bir sekme sonucu meydana geldiği ihtimalinin zayıf olduğu” tespitleri yapılmıştı.
Atışın uzak mesafeden yapıldığı da aynı raporda yer alıyordu.
Ailenin avukatı Anıt Baba, 12 Temmuz 2004’te savcılığa bir dilekçe sundu. Dilekçede, “Maktülün ailesini emniyet mensubu olduğunu söyleyen ancak ismini vermeyen bir şahsın aradığı, bu şahsın ‘Önder Babat cinayetinde kullanılan mermi çekirdeğinin emniyetteki ekspertiz incelemesi sırasında silah aidiyetini anlaşılmaz kılmak için çekirdek üzerinde kasıtlı olarak yapılmış kimi silinti ve kazıntılar tespit edildiğini ancak balistik raporu hazırlanırken bunun raporlara yansımadığını’ söylediği” ifade edildi ve çekirdeğin jandarma tarafından incelenmesi talep edildi.
*
12 Eylül 2004’te Adli Tıp Kurumu, “atışın kısa namlulu silahlarda barutun ulaşabildiği en uzak mesafe olan 35-40 cm’den daha uzak bir mesafeden yapılmış olduğu, mermi çekirdeğinin vücuda isabet ettiği bölge ve vücutta izlediği yolun atış yönünün tayinine esas teşkil edemeyeceği” şeklinde bir rapor hazırladı.
5 Mayıs 2005’te ise Adli Tıp Kurumu, “mermi çekirdeği üzerinde delil karartma amacına yönelik silinti veya kazıntı bulunmadığı” raporunu verdi.
*
Cinayetin “çözülmeyeceği” o aşamada aslında anlaşılır bir durumdu.
11 Mart 2005’te, cinayetten bir yıl sonra, savcı, faillerin tespiti için “daimi arama kararı
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



