
Siyasetin, kaçınılmazlık politikalarından sonsuzluk politikalarına geçiş olup olmadığı sorusu gündemdeki yerini koruyor.
Faili meçhul cinayetler ve bu cinayetlere dair dosyalar, belirsizliğin ve karanlığın gölgesinde kalmaya devam ediyor.
Bu cinayetlerden hangileri gündeme geliyor?
Her iki tür de şiddet içerir; failleri vardır, ancak çoğu zaman bulunamazlar.
Hangisi hangisidir?
Demokrasi ve hukukun üstünlüğünün ihmal edildiği anlarda, şiddetin düzeni tesis edilir. Bu durum, demokrasinin ve hukukun yok olmasına sebep olur. Tarih ise, kaçınılmazlık ve sonsuzlukları kaydeder.
Amerikalı tarihçi Timothy Snyder’a göre, kaçınılmazlık politikaları başlar ve geçmişe dönmenin en eski yolu “sonsuzluk politikası” haline gelir.
Bu durum ne anlama geliyor? Bu politikalar neleri kapsıyor ve ne gibi sonuçlar doğuruyor?
Her iki politika da tarihi gerçekleri gizleme eğilimi taşır.
Bu eğilim, toplumda “mağduriyetlerle yaşama alışkanlığı” ve unutma kültürü yaratmaktadır.
Siyaset, bireyleri gerçeklerin tartışılmasından uzaklaştırır ve hafızayı siler.
Sürekli kriz halindeyiz ve bu durum kalıcı bir nitelik taşır. Siyasete göre düşman, kapının önünde beklemektedir; dış güçler, dış mihraklar ve iç düşmanlar her gün artmaktadır.
Snyder, “Karşı karşıya olduğumuz tehlike, kaçınılmazlık politikalarından sonsuzluk politikalarına doğru bir geçiştir; yani saf ama kusurlu bir demokratik cumhuriyetin yerini, şaşkın ve alaycı bir faşist oligarşinin almasıdır.” diyor.
Kaçınılmazlık politikası, yaşadığı şoka karşı oldukça savunmasızdır. Alıştığımız efsaneler parçalanırken, zamanın ortak bir biçimde akmadığı durumlarda deneyimlerimizi organize etmenin yeni yollarını arıyoruz. En az direnç isteyen yol ise bizi kaçınılmazlık yerine, doğrudan sonsuzluğa yönlendirir.
Eğer bir kez her şeyin iyi olacağına inanmışsanız, şimdi hiçbir şeyin iyi olmayacağına ikna olabilirsiniz; ya da gelişimin kaçınılmaz olduğuna inandığınız için geçmişte hiçbir şey yapmadıysanız, tarihin kendini tekrarlayacağı düşüncesiyle ileride de eylemsizlik içinde kalmaya devam edebilirsiniz.
Adalet Bakanlığı’nın 2020 verilerine göre, 4 milyon 226 bin 101 faili meçhul dosyasından sadece 7 bin 238’inin failleri bulunmuştur (13.10.2021). Adalet Bakanlığı’nın Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan istatistikler, Cumhuriyet başsavcılıklarında bulunan toplam 8 milyon 995 bin 141 dosyanın yüzde 47’sinin faillerinin meçhul olduğunu ortaya koymaktadır.
Geçmişte, “faili meçhuller” ve “siyasi cinayetler” hakkında bir rapor hazırlanmıştır.
Raporda, TBMM DYP Grup Başkanvekili Güneş Müftüoğlu, ANAP Grup Başkanvekili Mustafa Kalemli, SHP Grup Başkanvekili Aydın Güven Gürkan, RP Grup Başkanvekili Şevket Kazan ve CHP Grup Başkanvekili H. Uluç Gürkan’ın imzası bulunmaktadır. Bu rapor, “Ülkemizin Çeşitli Yörelerinde İşlenmiş Faili Meçhul Siyasal Cinayetler Konusunda Anayasa’nın 98. Maddesi, İçtüzüğün 102 ve 103. Maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge” olarak kayıtlara geçmiştir.
Komisyon, 12.10.1995 tarihinde “Ülkemizin Çeşitli Yörelerinde İşlenmiş Faili Meçhul Siyasal Cinayetler Konusunda Meclis Araştırma Komisyonu (10/90) Raporu”nu Meclis Başkanlığına sunmuştur.
186 sayfa olan rapor, 1000 adet basılmıştır. Ancak, Meclis Genel Kurulunda görüşülmemiş ve TBMM’nin tozlu raflarında unutulmuştur. Üzerinde “Rapor Görüşülmedi (Hükümsüz)” ibaresi bulunmaktadır.
Faili meçhul siyasal cinayetler raporu, sonsuzluk politikasına terk edilmiştir. Tozlu raflara konmuş ve unutulmuştur. Kaçınılmazlık politikası gereğince rapor yok sayılmaktadır.
Faili meçhul siyasal cinayetler, “siyasal düşüncesinden ötürü cinayet eylemine kurban gidenlerin ya da bu cinayetlerin faillerinin bilinmemesi” olarak tanımlanmaktadır.
Komisyon, en büyük zararın hukuka verildiğini vurgulamaktadır. Rapor, devlet hakimiyetinin sağlanmasını şart koşmaktadır:
“Devlet, vatandaşın anayasal hakkını tüm kuruluşlarıyla teminat altına almalıdır. Seçilenler, beklenen sorumluluk duygusuyla hareket ederek devletin kurumlarına hâkim olmalı ve devlete hakim olan birtakım odakların devlet içinden temizlenmesi gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde, komisyonun çalışmaları sırasında karşımıza çıkan odaklar devlete hakimiyetlerini sürdürmeye devam edecek ve hukuka aykırı davranışlarını sürdürmeye devam edeceklerdir.
Hukuk devletlerinde, hukuk dışı hiçbir oluşumdan medet umulamaz ve bu tür oluşumlar fark edildiği anda ortadan kaldırılmalıdır. Eğer hukuk devletinin yetkili kuruluşları, hukuk dışı oluşumların faaliyetlerine göz yumarlarsa, en fazla zarar görecek olan hukuk devletidir.”
Bu durum akılda kalmalı ve unutulmamalıdır.
05 Mart 2023 tarihinde Bursa’da oynanan Bursaspor-Amed Beyaz Grup futbol maçında tribünlerde “Beyaz Toros” ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’a ait pankartlar açılmıştı.
Maçta meydana gelen olaylar ve kamuoyunda tepki toplayan görsellerin stada sokulmasında ihmali görülen kamu görevlileri hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Peki, bu soruşturmanın akıbeti ne oldu? Failler kimler? Yoksa failleri meçhul mü?
Bursa’daki maçta açılan “Beyaz Toros” ve “Yeşil Kod” pankartları, Susurluk kazasının kalıntıları olarak değerlendirilmektedir.
Beyaz Toros, aydınlatılmamış faili meçhul siyasal cinayetlerin polis aracı süsü verilmiş bir suç aracı olarak hafızalarda yer etmektedir.
Faili Meçhul Siyasal Cinayetler Meclis Araştırma Komisyonu (10/90) ve Susurluk Raporlarındaki bilgilere göre, raporda adı geçen (Yeşil Kod) “siyasal cinayetlerin” faillerindendir ve devlet tarafından kullanılmıştır.
Bir şeyler yapma vaad
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



