Fransa’da Aşırı Sağ Yükselişi ve Sol İttifak Umudu

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Fransa’da Aşırı Sağ Yükselişi ve Sol İttifak Umudu

Fransa’daki yerel seçimlerin ikinci turu, dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu:

1. “Sağ”ın ötesinde, “aşırı sağ” tüm faşizan unsurlarıyla yükselişini sürdürüyor. Bu durum yalnızca Fransa’da değil, Avrupa’nın birçok bölgesinde de gözlemleniyor. Bazı ülkelerde ise zaten “otoriter rejimler” mevcut.

2. Bu “faşizan” yükseliş ve “otoriterleşme” karşısında, tek ciddi alternatif artık yalnızca “merkez” değil; “birleşik sol-ekolojist” bir cephe oluşturma ihtiyacı belirginleşiyor.

Fransa’nın güneyindeki büyük şehirler, özellikle Nice ve bazı orta büyüklükteki kentlerde, kırsalda “aşırı sağ” RN’nin hâkimiyeti kuruldu. Paris gibi (Sol’un bölünmemiş olsaydı yüzde 63 oy aldığı, ekolojistler destekli sosyalist adayın yüzde 51’le kazandığı) şehirlerde; Lyon, Marsilya, Nantes, Lille, Rennes ve Pau gibi yerlerde “Sol”, çeşitli ittifaklarla başarı elde etti veya kazandığı yerleri korudu.

Geçen yıl sonunda, “ittifak ya da cephe” oluşturmanın zorunluluğuna dair düşüncelerimi içeren “Dünyanın Tozunu Atalım! (Sınıf, İttifak, Mücadele Umut)” adlı kitabımı yazmıştım. Önümüzdeki dönem bu temalar etrafında şekillenecek!

Bu “hikaye”, I. Dünya Savaşı’ndan sonra başarısız olan İkinci Enternasyonal’in dağılma sürecinden ve faşizmin yükselişi karşısında “merkez sol-sol” deneyimlerinin yaşadığı zorluklardan ders almak için bir fırsat sunuyor.

Bir başka önemli ders, “çalışan sınıflar” ve orta halli-yoksul kesimlerin neden aşırı sağa yöneldiğine dair soruların yanıtını bulmaktır.

New York, Seattle gibi ABD şehirlerinde, İrlanda’daki “çalışan sınıflar ve gençler” koalisyonlarının başarıları ve İngiltere’de aşırı sağa karşı “eko sosyalist”lerin nasıl yükseldiği, Fransa’nın kalbi Paris ile Akdeniz’in etnik çeşitlilik merkezi Marsilya’daki “Sol”un kazanma hikayeleri ders alınması gereken örnekler arasında yer almalıdır!

Ayrıca, sadece “savaş ve ABD-İsrail karşıtlığı”nın yeterli olmadığını da belirtmek gerekir. Bu durum, dünyada bir “vicdan enternasyonali” oluşmasına sebep olsa da, aşırı sağ kesimlerin bu temayı benimseyebildiği de gözlemlenmiştir. Japonya’nın “aşırı sağ” eğilimli yeni kadın başbakanı, Trump ile görüşmesindeki aşağılanma ile bu gerçeği anlamıştır!

Türkiye, “otoriter” bir iktidar ile ABD-İsrail saldırganlığının ortasında “kıvrak bir dans” sergiliyor. Fakat bir yandan da Avrupa ve AB için stratejik bir değer kazanıyor gibi görünüyor!

Medyayı büyük ölçüde kontrol altına alan bir iktidar, bağımsız gazetecilik açısından zorluklarla dolu bir ortamda varlığını sürdürmeye çalışıyor. Seçilmişlerin cezaevinde tutulduğu bu ortamda, aynı iktidar Ortadoğu’da “barış güvercini” rolünü oynamaya çalışıyor.

Bu “denge” içinde, Riyad’daki “Körfez Paniği” toplantısında ABD ve İsrail’i göz ardı eden ve yalnızca İran’ı suçlayan bir bildiriye imza atabiliyor. Trump-Netanyahu “Gazze Barış Kurulu” projesine de dahil olmuş durumda!

AKP seçmeninin, bu politik kıvraklığı fark etmesi hayati. Diğer seçmenler ve çok sayıda parti için neyin karşısında ne yapılması gerektiği ise yazının başında kısmen belirtilmiştir!

Kasvetli bir dünyada, “iki heyula var” demiştim: Biri faşizmin, faşizanlığın, ırkçılığın ve otoriter iktidarların güçlenmesi. Bu gerçek. Diğeri ise bunların karşısında birleşebilen insanlar ve siyasi akımların sunduğu umut. İkincisinin “heyula” olabilmesi, geçmişin “hayalet”inden sıyrılma yeteneği, ciddi akıl, emek, mücadele ve dayanışma gerektiriyor.

Bu daha zor, ancak kesinlikle gereklidir!

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın