
Fransa’nın güneydoğusundaki Provence bölgesinde, Vaucluse’ye bağlı, tarihi dokusuyla dikkat çeken ve 6 bin nüfusu olan bir kasaba hayal edin. Etrafı şatolar ve muhteşem üzüm bağlarıyla çevrili, 14. yüzyıldan kalma surlar ile korunmuş bu yer, dışarıdan bakıldığında huzurlu ve güvenli görünüyor. Ancak, bu sakin kasabanın içinde yaşananların hiç kimse tarafından bilinmediği bir gerçek.
Olay, Avignon’a 30 km uzaklıkta, Mazan adındaki bu kasabada geçiyor. Kendi halinde, emekliliğine az kalmış bir kadının hikayesini düşünün. Mutlu bir evlilik sürdüren bu kadın, eşiyle birlikte hayallerini gerçekleştirmek için gün sayıyor. Mavi panjurlu, sarı duvarlı bir evde yaşamlarını sürdürmekte, çocukları ve torunlarıyla vakit geçirmeyi dört gözle bekliyor. Ancak, çocuklarla zaman geçirirken, aslında onların onun için bir kurtarıcı olduğunu bilmemektedir.
2024 yılında tüm dünyanın tanıdığı Gisele Pelicot’tan bahsediyorum. Çocukluğunda, Fransız bahçelerinin yollarında neşe içinde koşan Gisele, cebindeki paralarla bakkaldan karameller alarak çıktığını hatırlıyor. Ancak bu güzel anılar, annesinin kaybından sonra yaşananlarla gölgeleniyor. Annesini küçük yaşta kaybettikten sonra gelen üvey anne, Gisele ve abisinin hayatını bir kabusa çevirmiş. Üvey annenin onlara verdiği yoksunluk ve sevgisizlik, hayatlarında silinmez izler bırakmış.
Gisele Pelicot
Gisele’nin hayatında dönüm noktası, torunlarıyla Paris’te vakit geçirdiği bir günde, eşinin Mazan’daki bir alışveriş merkezinde üç kadının eteğinin altını videoya alması ile başlıyor. Alışveriş merkezinin güvenlik görevlisi olaya müdahale edince, durum polise intikal ediyor ve Gisele’nin hayatı alt üst oluyor. Bu olay, onun karanlık sırlarının ortaya çıkmasına neden oluyor.
Yıl 2020, kasım ayı. Bölge karakolundan bir telefon alıyor. Komiser, ona yatak odasında çekilmiş fotoğraflar gösteriyor. Yatakta yatan kadının ölü gibi göründüğünü ve kıyafetlerinin kendisine ait olmadığını söylerken, Gisele bu durumu kabul edemiyor. Ancak, o odada yapılan konuşmalar sonucunda Gisele, eski eşi Dominique Pelicot’un, 50 yıllık evliliklerinin son yıllarında ona yüksek doz ilaçlar vererek etkisiz hale getirdiğini öğreniyor. Üstelik, 50’den fazla erkek tarafından tecavüze uğradığını da keşfediyor.
Dünya, Gisele’nin yaşadığı bu korkunç olaylarla tanışıyor. Eğer davanın halka açık bir şekilde görülmesini istememiş olsaydı, hiçbirimiz bu durumu bilmeyecek ve bu suçu işleyenler utanmadan yaşamaya devam edecekti. Gisele’nin yaşadığı süreç, eski eşi Dominique ile olan tanışıklığından, çocukluğuna, yetkililere başına gelenleri anlatırken hissettiklerinden, verdiği tepkilerden ve sonrasında çocuklarıyla olan ilişkilerinden kesitler sunuyor. Bütün bu anılar, geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Yaşama Övgü” adlı otobiyografisinde okuyucuları derinden etkiliyor. Kitap, 17 Şubat’ta 22 ülkede ve 22 dilde aynı isimle yayımlandı. Türkiye’de ise Everest Yayınevi tarafından Ebru Erbaş çevirisiyle okurlara sunuldu.
Gisele, her mahkeme duruşmasında ona bunu yaşatanların gözlerinin içine bakarak cesaretini gösterdi. Eski eşinin bilgisayarından 20 binden fazla fotoğraf ve video çıktığı gerçeği ise, bu sürecin ne denli korkunç olduğunu gözler önüne seriyor. Yaşları 25-70 arasında değişen yaklaşık 80 erkeğin dahil olduğu bu durum, mahkeme salonunda halka açık olarak izletilecekti. Gisele, bu görüntülerin izletilmesini kabul ederek, “Ben utanacak bir şey yapmadım, utanç taraf değiştirmek zorunda” diyerek süreci yüreklice yürütmeye karar verdi. Kendisine destek olanlarla birlikte, dünya genelinden gelen mektuplarla güç buldu.
Yaşananları, basından takip ettiğim kadarıyla biliyordum. Ancak, kitabı okumaya başladığımda, daha önce bu kadar zorlanarak okuduğum bir eser hatırlamıyorum. Medyada gördüğümüz kısımların çok daha fazlası bu kitapta detaylı bir şekilde işlenmiş. Bir kadının, 50 yıllık hayatının gerçekliğini sorguladığı, eşinin kendisine neler yaşattığını anlamadığı anları aktarışını okuyacaksınız. Unutkanlıklarının aslında ona verilen ilaçlardan kaynaklandığını keşfetmesi de oldukça çarpıcı bir detay.
Gisele’nin, her sabah kahvaltı hazırlarken yaşadığı duyguları düşünün:
“Kahvaltı sofrasını hep akşamdan hazır ederim. Fincanları,
tabakları, çatal bıçakları, peçeteleri dizer; ardından balı ve reçel
kavanozlarını koyarım. Beni daima kaygılara sürükleyen geceyi
aşmak, ertesi günün ahengini devreye sokmak gibidir bu.
Geriye sadece tereyağını çıkarmak, su ısıtıcısını çalıştırmak, kahve ve
kızaran ekmek kokularının yayılmasını beklemek kalır.
Her şey yolunda gidecektir.”
Gisele Pelicot, gazeteci Judith Perrignon ile birlikte kaleme aldığı “Yaşama Övgü” kitabının lansmanında, Londra’daki Southbank Centre’da binlerce kişinin karşısına çıkmak üzere hazırlandı. Orada bulunmak, ona en içten dileklerimi iletmek için sabırsızlanıyordum. Southbank Centre, o gün kalabalık bir kitleye ev sahipliği yapıyordu. Gisele, en büyük kapasiteli salon olan Royal Albert Hall’de sahne alacaktı.
Kitabım imzalıydı ve salona doğru yürüdüm. Salon dolup taşmıştı. Gisele’nin karşısında gazeteci Samira Ahmed olacaktı ve konuşma soru-cevap şeklinde ilerleyecekti. Gisele salonun kapısından girdiği anda herkes ayakta alkışlamaya başladı. Etrafımdaki insanların gözlerinden yaşlar süzülüyordu. O an, salondaki atmosfer birçok duyguyu barındırıyordu. Gisele, mahkeme sürecinden sonra ilk kez bu kadar kalabalık bir kitleyle karşı karşıya geliyordu. Gözleri dolmuştu, salonun her köşesine bakarak derin bir nefes aldı. Ardından, bazı kadın oyuncular kitaptan bölümler okumak için sahneye çıktılar.
Gisele, sakin bir
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



