
Galatasaray’ın şampiyonluk yolunda bu denli rahat bir döneme girmesi, koparılan suni fırtınayı anlamakta zorluk çekmeme neden oldu. Matematiksel olarak durum oldukça net: Kazanırsan şampiyon oluyorsun, berabere kalırsan da iki maçla kaderini belirleme şansın var. Hatta kaybettiğin senaryoda bile zirvenin tek puanla sahibiysen, yönetimin sahayı unutup hakemlerle savaş açması, mantıksız bir yaklaşımdan başka bir şey değil.
Bu ligde işler uzun zamandır liyakatle değil, hakemlerin keyfi yönetimiyle dönüyor. Adalet yerine kaosun sürekliliğinin esas alındığı bir ortamda, Galatasaray’a karşı bu düzenin ilk kez ortaya çıkmış gibi davranmak, mevcut kadro kalitesine ve kulüp vizyonuna yakışmıyor.
Hakemlerin, futbolun mantığına aykırı pozisyonlarda bile kendilerine göre kurallar uydurduğunu biliyorsanız, Yasin Kol ismine takılıp kalmanız oldukça ilginç. Galatasaray bu ismi hiçbir zaman istemedi; ancak Türk futbolunda Yasin Kol’u gerçekten isteyen kimse yok. Onu sadece TFF Başkanı, tuhaf bir sevgi ve bağlılık hissiyle orada tutuyor gibi görünüyor; aralarında bizim anlayamadığımız bir bağ var gibi.
Dışarıya bağırmayı bir kenara bırakırsak, o meşhur iğne ve çuvaldız hikâyesine dönecek olursak, başkalarını suçlamak en kolayıdır. Asıl mesele, elinizdeki muazzam gücü neden doğru kullanamadığınızdır.
Galatasaray’ın mevcut kadro değeri 350 milyon Euro civarında ve bu rakam, kulüp tarihinin en pahalı vitrinini temsil ediyor. Ancak bu topraklarda pek çok kadro ve kriz gördüm; paranın büyüklüğü, sahadaki oyunun kalitesizliğini örtmeye yetmiyor.
5 Nisan kararlarının ekonomiyi sarstığı, doların 42 TL’ye fırladığı dönemde Mehmet Cansun’a “Saftig, Kuzmanovski ve o isimsiz Türk futbolcuları hangi akılla buldunuz?” diye sormuştum. O, o günkü ekonomik krizi ve kulübün geleceğini nasıl korumak zorunda olduklarını anlatmıştı. Şimdi ise tam tersi bir durum söz konusu; Okan Buruk’un işaret ettiği isimler birer birer tesislere alınırken, Osimhen gibi bir dünya yıldızı için 75 milyon Euro gibi alışılmadık rakamlar harcandı.
Avrupa’da başarılı bir grafik çizen Galatasaray, bu güçlü kadro derinliğiyle ligi hâlâ domine edememesi karşısında şaşkınlık yaşıyorum. Evet, Fenerbahçe de büyük harcamalar yaptı; ancak Trabzonspor gerçeği var. Matematiksel olarak hâlâ yarışın içinde kalabiliyorlarsa, Galatasaray’ın sezon sonunda şampiyonluktan bağımsız olarak ciddi bir öz eleştiri yapması şart.
Gençlerbirliği gibi bir alt lig ekibine kupada elenmek, Galatasaray’ı derbi öncesi taraftarına Şampiyonlar Ligi hayalleri kurduramıyor. Bunun Yasin Kol’un düdüğüyle ya da federasyon atamalarıyla alakası yok; taraftar sahaya baktığında güven ve dayanıklılık hissiyatını bulamıyor. Sorun, hakemlerde değil, takımın ruhundaki kopuklukta yatıyor.
Ligde haftalardır kale önüne otobüs çeken takımlara karşı bile, Osimhen’in kırık kolla oyuna dahil edilmesi bir planlama hatasıdır. Bu durum, kadronun baştan aşağı bir revizyona ihtiyaç duyduğunun en açık kanıtıdır.
Bu takımın MR görüntülerine, saklı hasarlarına bir göz atalım. Teşhis koymadan tedavi mümkün değildir; oyuncuların bireysel form grafiklerindeki keskin düşüşler, asıl hikâyeyi ortaya koyuyor.
Lemina, geçen sezon geldiği bölgede yaraya merhem olmuştu; ancak bu yıl adeta bir estetikçi gibi davranıyor. Sadece estetik hareketlerle göz boyuyor, ama oyunun sertleştiği anlarda sorumluluk almaktan uzak.
Singo, zamanla Luyindama’ya benzemeye başladı. Fiziksel üstünlüğüyle dikkat çekerken, artık sahada hata yapmaya müsait, sıradan ve tedirgin edici bir stoper görünümünde.
Lucas Torreira, takımı için bir cümle kurmaya çalışıyor, her yere koşuyor ama o cümlenin sonuna bir türlü nokta koyamıyor. Sanki iki kıta arasında sıkışmış bir gezgin; enerjisi var ama bunu galibiyet senaryosuna dönüştürmekte zorlanıyor.
Sacha Boey’in durumu ise tam bir hayal kırıklığı; Bayern Münih’ten döndüğündeki o “modern bek” kimliği kaybolmuş, yerine daha sıradan ve özgüveni zedelenmiş bir oyuncu geçmiş.
Eren, Galatasaray seviyesinin ve bu formanın ağırlığının futbolcusu değil. Ligdeki birkaç parladığı maça bakarak aldanmayın; büyük hedeflerin takımıysanız, kapasitesi bu kadar düşük olan isimlerle yol alamazsınız.
Jakobs ise tam bir “münasebet” oyuncusu; Avrupa’da etkileyici bir performans sergileyen bu adam, yerel ligde adeta yokları oynuyor. Seçiciliği, profesyonellik anlayışına ve istikrara gölge düşürüyor.
Icardi, sahada artık sadece “taraftar kontenjanından” yer buluyor gibi görünüyor; geçmişteki efsane performanslarının kredisini tüketmekle meşgul. Futbolda dün yoktur, yalnızca bugündür ve bazen o parlak geçmiş, bugünün gerekliliklerini karşılamaya yetmez.
Davinson Sanchez de eski, güven veren kimliğinden oldukça uzak. Belki o da kendi en iyi versiyonunu arıyor ama bulduğu şey yalnızca yorgun bir gölge.
Derbiyi geçmek bir şekilde mümkün, sonuçta 3 ihtimal de Galatasaray’ın lehine sonuçlanabilir. Ancak kulübün içine düştüğü bu öfke kontrolü kaybı ve her şeyi bir kavgaya dönüştürme isteği, anlamakta zorluk çektiğim bir durum.
Büyük maçların ve derbi zaferlerinin tek bir altın anahtarı vardır: Öfke kontrolü. Sakin kalan ve aklını kaba kuvvetin önüne koyan her zaman kazanır.
Yasin Kol atamasının ardından iki kulüp arasında başlayan sosyal medya savaşı, seviyesiz açıklamalar beni gerçekten rahatsız etti. Bu paylaşımları, büyük kulüp yöneticileri yerine, klavye başında birbirine laf yetiştiren gençlerin yaptığını düşünmek oldukça üzücü; Türk futbolunun marka değeri adına bu durum oldukça acı verici.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



