
Florya’nın futbol yapısını ve oyunun gerekliliklerini yönetimden daha iyi anladığı düşünülen taraftarlar, mevcut kadro derinliğiyle Şampiyonlar Ligi’nde ilk 16 hayallerinin gerçekleşemeyeceğinin bilincindeler. Erzurum’daki “resmi maç görünümündeki hazırlık maçı” üç puanla tamamlandı; ancak alışık olduğumuz baskılı oyundan uzak bir Galatasaray izledik. Saha dışındaki sorunlar ve orta sahadaki zayıflıklar, ocağa kadar sürdürülemeyecek bir durum oluşturuyor.
Geçtiğimiz hafta, ligin yeni ekibi Çorumspor karşısında son dakikada kurtarılan puanı bir “iş kazası” olarak değerlendirmek mümkün olabilirdi; fakat Erzurum deplasmanında, ligin diğer yeni ekibi Erzurumspor’dan alınan üç puan, tamamen antrenman temposu içinde geçti. Dolayısıyla, yazının başında net bir değerlendirme yapalım: Sahada, alıştığımız Galatasaray anlayışını yansıtan bir performans yok ve futbol üzerine söylenecek fazla bir şey de bulunmuyor.
Saha dışında, camiada başkana yakın isimlerin pozisyonları tartışılırken; Florya’nın soyunma odasında ayrılmak için fırsat kovalayan bazı oyuncular var. Taraftarlar ve ekran başındakiler ise mantıklı bir şekilde, stoper alternatifi, Osimhen’e yedek ya da partner arayışında yeni yüzler için sosyal medya üzerinden baskıyı artırıyorlar.
Bu düşüncelerinde haklılar. Zira geçmişte Fatih Terim’i Tarabya’dan alıp Florya’nın kapısına getiren kolektif akıl, bu oyunun doğasını iyi biliyor. Ne olursa olsun, “Icardi kalsın” dediler, o da kaldı ve iki şampiyonluğun mimarı oldu. Osimhen’i Florya’nın iklimine ikna eden de yine bu toplumsal güçtü. Avrupa’dan gelen astronomik teklifleri reddeden Nijeryalı, bu aidiyet duygusuyla İstanbul’da kalmayı seçti. Ancak şu anki taraftar, mevcut kadro derinliğiyle Şampiyonlar Ligi’nde aynı hayalin peşinden koşmanın imkansız olduğunu çok iyi biliyor.
Transfer, masada bekleyen bir konu. Ancak saha dışındaki yönetim bloğundaki sorun, ne yazık ki Okan Buruk’un teknik direktörlük kariyerine olumsuz yansıyacak kadar ciddi bir kriz potansiyeli taşıyor. Umarız bu sorunlar derinleşmez; çünkü Okan Buruk’un görevden ayrılması, Galatasaray’da domino etkisi yaratabilir ve birçok şeyi kökünden değiştirebilir. Buruk’un bu durumdan ciddi şekilde rahatsız olduğu yönünde söylentiler dolaşıyor.
Dün akşamki “resmi müsabaka” görünümündeki hazırlık maçına gelecek olursak… Galatasaray ne kadar ritmsiz, eksik ve organize olmaktan uzaksa; Erzurumspor da ligin sertlik ve kalite düzeyinden bir o kadar uzak. Geçen hafta Çorumspor’un organizasyonuna yaptığımız övgüleri, dünkü Erzurumspor için söylemek mümkün değil. Eğer Doğu temsilcisi bu anlayışla devam ederse, “asansör takım” etiketi altında kalmaya mahkum olur ve ilk durakta tekrar gerilere düşer. Anadolu kulüplerinin; Göztepe, Samsunspor ve Alanyaspor’un sürdürülebilir akıllarını kendilerine örnek alması şart. Aksi takdirde, hikayenin sonu yine aynı kabusla sonuçlanır.
Dün gecenin en dikkat çekici ismi ise kuşkusuz Osimhen’di. Daha ikinci haftada 4 gol ve 1 asistle Galatasaray’ın en önemli oyuncusu konumuna geldi. Ayrıca, dün akşamki maçta dikkat çekmeyen bir diğer kahraman Jakobs’tu. Barış Alper ve Abdülkerim’in açtığı boşlukları kapatırken, sahada olgun ve etkileyici bir performans sergiledi. Yunus da yükselen bir form grafiği ile dikkat çekti.
Büyük resmi göz önünde bulundurduğumuzda, tablo netleşiyor: Galatasaray, geçen hafta pozisyonları harcayıp bir puana razı oldu. Erzurum’da ise skoru aldı ve kalesinde tehlike yaşamadı. Sarı-Kırmızılı ekibin en büyük avantajı, birbirleriyle oynama alışkanlığı yüksek ve kriz çözme becerisi olan deneyimli bir kadroya sahip olması. Ancak kabul etmek gerekir ki orta saha artık eski gibi rakiplere geçit vermeyen bir baraj değil. Kanatlar da takımı o eski gücüyle uçuramıyor. Galatasaray’ın rakibi boğan oyun ritmi kaybolmuş durumda. Erzurum deplasmanında bu tempoyla galip gelebilirsiniz, ama sertlik düzeyi arttığında ilk virajda zorluk yaşayabilirsiniz. Bu kadro yapısı, geçtiğimiz sezon olduğu gibi ocağa kadar sürdürülemez.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



