
21 Şubat 2026 22:55
Güncelleme: 21 Şubat 2026 23:06
Juventus karşısında elde edilen büyük bir zaferin ardından Okan Buruk, maç sonrası “Ayaklarımız yere basıyor” ifadelerini kullanmıştı. Ancak Konya’da yaşananlar, bu sözlerin pek de anlamlı olmadığını gösterdi. Galatasaray, o zaferin getirdiği moralin hızla kaybolmasına neden olan plansızlıkla, önemli bir 3 puanı kaybetti. Şampiyonluk mücadelesi uzun bir maraton; ancak bu kaybın psikolojik etkilerini kısa sürede hissetmemiz mümkün. Eğer bir ekip, kısa bir süre içinde iki zıt motivasyonla sahaya çıkıyorsa, bu durumun faturasının “imza maçını” başarılı bir şekilde yöneten ama Konya’da kadroyu yanlış rotasyonla değerlendiren Okan Buruk’a kesileceği aşikar.
Juventus maçından sonra Victor Osimhen’in dramatik hikayesini dinleyip duygulandık; ancak Nijeryalı yıldız sahada yokken, Galatasaray’ın futbolu adeta “ağlıyor.” Sarı-kırmızılı takım için iki radikal alternatif var: Ya Osimhen’in yokluğunda işleyen bir hücum planı geliştirecekler ya da Osimhen, özel bakım ve tedavi ile bir sonraki maça hazır hale getirilecek. Bu bağımlılık sürdürülebilir bir durum değil.
Osimhen yoksa, takımın “ciğeri” konumundaki Barış Alper neden kulübede bekliyor? Barış yorgun olabilir; ama Torreira nerede? Galatasaray’ın temel taşları olan bu üç isim saha dışında kaldığında, takımın sadece “pres” yapabilme kapasitesinin ne denli sınırlı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu üçlü, mevcut sistemin yarısını oluşturuyor. Galatasaray, bekleyerek oynayıp pasla delmeye çalıştığında sıradanlaşıyor ve kimliğini kaybediyor. Diğer yüzde 50 nerede, sorusu ise hala yanıt bekliyor.
Galatasaray’ın ilk yarılarda oyun disiplinini kaybettiği senaryoları sıkça izledik; ancak Konya deplasmanındaki durum, ayrı bir parantez açmayı gerektiriyor. İlk yarıda Galatasaray, tam anlamıyla bir TFF 1. Lig takımı görüntüsü sergiledi. İnsiyatifi elinde tutamayan, isabetli şutu olmayan ve sadece iki faul yapabilen bir yapı ile sahadaydı. Sadece 4 gün önce devler sahnesinde mücadele eden oyuncuların bu kadar iştahsız ve etkisiz bir performans sergilemesi kabul edilebilir bir durum değil.
Okan Buruk, ikinci yarıda müdahalelerde bulunarak hatalarını düzeltmeye çalıştı, fakat bu çabalar yetersiz kaldı. Sorun yalnızca oyuncularla sınırlı değildi; diziliş de sorunluydu. Aksayan oyuncuları kenara alıp Barış ve Torreira’yı sahaya sürmek doğruydu fakat sahada iyi performans gösteren Abdülkerim’i çıkararak Lemina’yı stopere çekmek, merkezi savunmasız bırakmak açısından hatalı bir karardı. Sayın Hoca, bu kadronun anahtarı 4-3-3 sistemidir; 4-2-3-1 bu yapıya uyum sağlamıyor.
Burada, rüzgara göre yön değiştiren bir yaklaşım benimsemiyoruz. Geniş bir kadroya sahip Galatasaray’ın rotasyona ihtiyacı olduğu elbette; ancak bu rotasyonun “doğru isimlerle, doğru zamanda” yapılması gerektiği vurgulanmalı. Dikkat çektiğimiz nokta tam olarak budur.
Ajax zaferinden sonra Kocaelispor’a, bugün ise Juventus galibiyetinin ardından Konyaspor’a takılmak, tribünlerdeki o meşhur pankarttaki “Konsantrasyon” mottosunun ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Ancak bir detayı da unutmamak gerekiyor: Kocaelispor maçında iptal edilen gol ile Konya’daki iptal kararı arasında dikkat çekici bir benzerlik var. Bu durum, üzerinde durulması gereken ilginç bir tesadüf. Tartışmaların daha da süreceği aşikar, biz de gelişmeleri köşemizden izlemeye devam edeceğiz.
Konyaspor karşısında galip gelemezseniz, Juventus zaferinin o parıltılı havası geçici bir heves olarak kalır. Okan Hoca bu gerçeği unutmuş olabilir mi? Eğer unuttuysa, yardımcı ekibi de bu riski öngörememiş olabilir mi? Bu, tam anlamıyla bir akıl tutulması. Sevgili Hocam, Juventus rövanşına büyük bir avantajla çıkacağınız açık; ancak maçı ikinci yarıda değil, ilk yarıda bitirecek önlemlerle sahaya çıkmanız gerektiğini unutmamalısınız.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



