
iahaber Haber Merkezi
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirilen duruşmada, sanık Arif Gürkan Alpay’ın avukatı Av. Ahmet Kemal Kumkumoğlu, mahkeme takvimindeki belirsizlikler ve duruşmaların gece yarısına kadar sürmesine itiraz etti. Mahkemeye sunulan dilekçede, 18 Ağustos tarihli oturumun 10.28’de başlayıp 23.36’da bittiği, 19 Ağustos’taki oturumun ise gece yarısını aştığı kaydedildi. Ayrıca, bu uygulamanın yaklaşık altı hafta boyunca devam etmesinin planlandığı vurgulandı.
Kumkumoğlu, 20 Ağustos tarihinde mahkemeye sunduğu dilekçede, 20 Ağustos saat 00.30 civarında duruşma düzenine ilişkin sözlü itirazda bulunulduğunu fakat bu itirazlara dair herhangi bir ara karar verilmediğini belirtti. Dilekçesinde, talepler hakkında ayrı ayrı gerekçeli ara karar verilmesini ve bu kararların duruşma tutanaklarına geçirilmesini istedi.
Dilekçede, duruşmaların 17 Ağustos’ta ikinci celseyle devam ettiği, 18 Ağustos oturumunun 10.28’de başlayıp 23.36’da sona erdiği ve toplamda 13 saati aştığı bildirildi. Ayrıca, 19 Ağustos’taki oturumun da gece yarısını geçtiği ifade edilerek, iki gün üst üste sabah saat 10.00’da başlayan duruşmaların gece yarısına kadar sürdüğü kaydedildi.
“Yaklaşık altı hafta boyunca gece yarısına kadar sürebilir”
Dilekçede, bu uygulamanın geçici olmadığı ve mahkeme başkanının 19 Ağustos tarihli oturumda günde yaklaşık 20 sanığın sorgusunun yapılacağını ve sanık savunmalarının eylül ayı sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını söylediği dile getirildi.
Duruşmaların, Silivri’deki ceza infaz kurumları kampüsünde bulunan 2 bin 295 kişilik salonda yapıldığı ifade edilirken, salonun İstanbul merkezine yaklaşık 1,5 saat uzaklıkta olduğu belirtildi. Ayrıca, tutuklu sanıkların bekletildiği alanda yaklaşık 50 kişiye bir tuvalet düştüğü ve sanıkların saatlerce sandalyede oturduğu, temel ihtiyaçlarına erişimlerinin kısıtlandığı öne sürüldü.
Avukatlar, basın mensupları ve sanık yakınlarının, oturumun geceye sarkan kısmında kantin ve kafeteryadan yararlanamadığı, duruşma salonunda savunmaya tahsis edilmiş bir baro odasının da bulunmadığı ifade edildi.
Dilekçede, müdafiler, basın mensupları ve sanık yakınlarının duruşmanın gece yarısı ya da sonrasında sona ermesinin ardından Silivri’den ayrılarak yaklaşık 02.00’de evlerine ulaşabildikleri ve aynı sabah 10.00’da yeniden duruşmada hazır bulunmaya çalıştıkları aktarıldı. Oturumların ne zaman sona ereceğinin önceden bilinmediği, mahkeme başkanının duruşmaların “gittiği yere kadar gideceğini” birkaç kez ifade ettiği iddia edildi.
“Gittiği yere kadar sürmesi usul kuralı değil”
Kumkumoğlu, duruşmanın “gittiği yere kadar sürmesinin” bir usul kuralı olmadığını, öngörülebilirliğin adil yargılanmanın temel unsurlarından biri olduğunu savundu.
CMK’nın 190. maddesindeki kesintisizlik ilkesinin duruşmanın “fiziksel bir dayanıklılık sınavına” dönüşmesine izin vermediği ifade edilen dilekçede, gece yarısına uzayan oturumların hâkim, savcı, müdafi ve sanığın delillerle sağlıklı temas kurabilme kapasitesini olumsuz etkilediği ileri sürüldü.
Ayrıca, CMK’nın 176. maddesine atıfta bulunarak, tutuklu sanığın duruşma gününün önceden bildirilmesi ve tebligat ile duruşma günü arasında en az bir hafta olması gerektiği hatırlatıldı. Günde yaklaşık 20 sanığın dinlendiği ve hangi sanığın hangi gün, hangi saatte sırasının geleceğinin bilinmediği bir sistemde bu güvencenin fiilen ortadan kalktığı belirtildi.
“Gece yarısına doğru alınan beyan yorma yasağı kapsamında değerlendirilmeli”
Kumkumoğlu, duruşmaların gece saatlerine kadar uzamasının sanıkların özgür iradesi üzerinde de olumsuz etkiler doğurabileceğini öne sürdü.
Dilekçede CMK’nın 148. maddesinde “yorma”nın ifade alma ve sorguda yasak usuller arasında yer aldığı hatırlatılarak, sabah erken saatlerde ceza infaz kurumundan çıkarılan ve gün boyunca yeterli ara, yemek ve dinlenme imkânı bulamayan sanığın gece yarısına doğru savunma yapmak ya da diğer sanıklara ve tanıklara soru yöneltmek zorunda bırakılmasının özgür irade açısından sorun yaratacağı ifade edildi.
“Darbe teşebbüsü sonrası da böyleydi” açıklamasına itiraz
Dilekçede, mahkeme başkanının sözlü itiraz sırasında darbe teşebbüsü sonrasındaki yargılamalarda da geç saatlere kadar duruşma yapıldığına dair açıklamasına itiraz edildi.
Belirtilen dönemin 2016-2018 yılları arasındaki olağanüstü hâl dönemi olduğu ve Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi kapsamında yaptığı derogasyon bildirimini 2018’de geri çektiği ifade edildi. Günümüzde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâl bulunmadığı ve geçerli bir derogasyon bildirimi olmadığı, bu nedenle olağanüstü dönem uygulamalarının bugünkü yargılamalara dayanak oluşturamayacağı savunuldu.
“Kendi takvim tercihinizden doğan sıkışıklığın faturası savunmaya çıkarılamaz”
Kumkumoğlu, uzun duruşma saatlerinin bir kısmının mahkemenin kendi takviminden kaynaklandığını da öne sürdü.
Dilekçede, 9 Temmuz sürecinde mahkeme heyetinin duruşmaların 10 Ağustos’ta yeniden başlayacağını belirtmesine rağmen 8 Temmuz’daki oturumun ardından duruşmanın 17 Ağustos’a bırakıldığı ifade edildi. Aradaki bir haftalık farkın bugün savunmanın ve sanıkların dinlenme hakkından karşılandığı ifade edilerek, “Kendi takvim tercihinizden doğan bir sıkışıklığın telafisi, savunma hakkının ve insani asgari koşulların askıya alınmasıyla sağlanamaz” denildi.
Dilekçede ayrıca avukatlığın kamu hizmeti olduğu ve müdafilerin bu koşullarda görevlerini yeterince yerine getiremeyeceği belirtildi. On dört saatlik bir oturumun ardından yemek, çay ve kahveye erişimi bulunmayan ve müvekkiliyle görüşebileceği tahsis edilmiş bir alanı olmayan avukatın, savunmayı gereği gibi temsil etmesinin beklenemeyeceği ifade edildi.
“Sanıkların hangi güne bırakıldığı açıklansın”
Dilekçede, ot
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



