
22 Mayıs 2026 tarihinde AKP milletvekilleri, TBMM’ye yeni bir torba yasa teklifi sundu. Teklifin 12’nci maddesi, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 19’uncu maddesine önemli bir istisna hükmü eklenmesini öngörüyor. Bu düzenleme ile birlikte, Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrasının (I) bendi kapsamındaki biletle girilen eğlence yerlerinde, 18 yaşını doldurmamış kişiler ve öğrenim gören 25 yaş altındaki gençlerden eğlence vergisi alınmayacak.
Halen mevcut sistemde, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde faaliyet gösteren eğlence işletmeleri eğlence vergisine tabi tutulmakta. Vergi oranları, faaliyet türüne göre değişiklik gösterirken, Cumhurbaşkanına bu oranları sıfıra indirme ya da bir katına kadar artırma yetkisi tanınmakta.
Sinema, tiyatro, opera, bale, spor müsabakaları, at yarışları ve konser gibi etkinliklerde eğlence vergisi oranı şu anda yüzde sıfır seviyesinde bulunuyor. Ancak sirkler, lunaparklar, çalgılı bahçeler gibi eğlence yerlerinde yüzde 20 oranında eğlence vergisi uygulanmaya devam etmekte.
Teklif edilen düzenleme ile özellikle lunapark ve sirk gibi alanlarda çocuklar ile öğrenciler için eğlence vergisi yükünün kaldırılması hedefleniyor. Bu sayede 18 yaş altındaki çocuklar ve gençler ile öğrenim gören 25 yaş altındaki öğrenciler için bilet maliyetlerinin bir miktar azaltılması amaçlanmakta.
Eğlence vergisinin ne olduğunu anlamak için kısaca değinmek gerekirse, bu vergi 17. yüzyıl Fransası’na kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. İlk dönemlerde “yoksulların hakkı” anlayışıyla uygulanan bu vergi, eğlence faaliyetlerinden elde edilen gelirin bir kısmının yoksullara aktarılması amacıyla toplanmaktaydı. Başlangıçta özellikle tiyatro ve opera gösterilerinden alınan bu vergi, zamanla açık hava gösterilerini de kapsayan daha geniş bir yapıya dönüşmüştür.
Eğlence vergisi ilk nerede alındı?
Fransa’da yoksulluğun artmasıyla birlikte eğlence vergisinin oranı yükseltilmiş ve bir dönem bilet bedelinin dörtte biri oranında uygulanmıştır. Bu durum, dönemin Fransa’sında bu verginin “fakirler için çeyrek” olarak anılmasına neden olmuş ve 1789 Fransız Devrimi’ne kadar bu isimle anılmaya devam etmiştir.
Fransız Devrimi sonrasında vergi oranı azaltılmış ancak kapsamı genişletilmiştir. 1942 yılına kadar farklı biçimlerde uygulanmaya devam eden eğlence vergisi, ardından yerel yönetimlere devredilerek yeniden düzenlenmiştir. Fransa’daki bu uygulama, zamanla başka ülkelere de örnek olmuş; Almanya ve İsviçre gibi birçok ülkede benzer eğlence vergileri uygulanmaya başlanmıştır.
Biz bu vergiyle ne zaman tanıştık?
Türkiye’de eğlence vergisi, bağımsız bir “eğlence vergisi kanunu” ile değil, 29 Mayıs 1981 tarihinde yürürlüğe giren 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 17 ila 22’nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu nedenle eğlence vergisi, yerel bir vergi niteliği taşımakta olup uygulaması bu tarihten itibaren kesintisiz bir şekilde sürmektedir.
Ancak Türkiye’nin eğlence vergisi ile tanışması yalnızca 1981 yılına dayanmamaktadır. Daha önce, 1 Temmuz 1948 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda “eğlence resmi” adı altında benzer bir düzenleme bulunmaktaydı. Ancak bu düzenleme, mevcut sisteme kıyasla daha sınırlı bir uygulama niteliği taşımaktaydı.
Eğlence vergisinin konusu nedir?
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 17’nci maddesine göre, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde faaliyet gösteren eğlence işletmeleri eğlence vergisinin konusunu oluşturmaktadır. Ancak verginin kapsamı tüm eğlence faaliyetlerini değil, yalnızca Kanun’un 21’inci maddesinde belirtilen işletme ve faaliyet türlerini kapsamaktadır.
Bu kapsamda yerli ve yabancı film gösterimleri, tiyatro, opera, operet, bale, karagöz, kukla ve ortaoyunu gösterileri, spor müsabakaları, at yarışları, konserler, sirkler, lunaparklar, çalgılı bahçeler ve benzeri eğlence yerleri ile müşterek bahis faaliyetleri eğlence vergisine tabi tutulmaktadır. Ayrıca, biletle girilmesi zorunlu olmayan bazı eğlence yerleri de Belediye Gelirleri Kanunu’nda belirtilen oranlar üzerinden vergilendirilmektedir.
Uygulamada, özellikle bar, pavyon ve benzeri işletmeler açısından eğlence vergisinin kapsamı tartışma konusu olabilmektedir. Buradaki temel ölçüt, işletmede yemek veya içeceğe ek olarak canlı müzik hizmetinin sunulup sunulmadığıdır. Eğer işletmede canlı müzik varsa eğlence vergisi doğmakta; yalnızca yiyecek ve içecek hizmeti sunuluyorsa eğlence vergisi uygulanmamaktadır. İdari görüşler de bu ayrımı esas almakta.
Ayrıca, müşterek bahis faaliyetleri de eğlence vergisinin kapsamı içindedir. Türkiye’de müşterek bahis düzenleme yetkisi esas olarak Türkiye Jokey Kulübü ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığı tarafından kullanılmaktadır. Ancak Spor Toto Teşkilatı tarafından düzenlenen bahis faaliyetleri eğlence vergisinden istisna tutulduğundan, uygulamada eğlence vergisine tabi müşterek bahis faaliyetleri genellikle at yarışlarıyla sınırlı kalmaktadır.
Kim ödüyor bu vergiyi?
Eğlence vergisinin yasal mükellefi, yani vergiyi ödemekle yükümlü kişi veya kurumlar, eğlence yerlerini işleten gerçek ya da tüzel kişilerdir. Başka bir deyişle, verginin hukuki sorumluluğu işletme sahiplerine aittir.
Ancak uygulamada bu vergi çoğu zaman doğrudan işletme tarafından karşılanmamaktadır; biletli etkinliklerde bilet fiyatına, bilet uygulanmayan yerlerde ise hizmet bedeline eklenerek müşterilere yansıtılmaktadır. Böylece eğlence vergisinin resmi mükellefi işletme sahibi olsa da ekonomik yük, fiilen hizmetten yararlanan kişiler tarafından taşınmaktadır.
TBMM’ye sunulan teklif, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda önemli bir değişiklik yaparak özellikle çocuklar ve öğrenciler için eğlence vergisine yeni bir istisna getirmektedir. Düzenleme ile biletle girilen eğlence yerlerinde, 18 yaş altındaki kişiler ve öğrenim gören 25 yaş altındaki gençlerden eğlence vergisi alınmaması öngörülmektedir. Bugün sinema, tiyatro, konser ve benzeri birçok kültürel etkinlikte eğlence vergisi oranı fiilen yüzde sıfır olarak uygulanıyor olsa da lun
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



