
(ANKARA) – İnsan Hakları Derneği (İHD), Gezi Parkı eylemlerinin 13. yıl dönümü vesilesiyle bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Toplantı ve gösteri hakkını kullanmak, kent hakkını savunmak, tarihsel hafızaya sahip çıkmak, düşüncesini açıklamak ve demokratik itirazda bulunmak suç değildir. Gezi’yi kriminalize eden siyasal ve yargısal yaklaşım terk edilmeli; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Gezi bağlantılı dosyalar nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes serbest bırakılmalıdır” denildi.
İHD’nin sosyal medya hesabında yayımlanan yazılı açıklamada, Gezi Parkı’nın tarihsel hafıza açısından önemi vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi:
“Gezi Parkı eylemlerinin 13. yılında, Türkiye’nin yakın dönem toplumsal hafızasında derin bir yer edinen bu demokratik itirazı bir kez daha hatırlıyoruz. Gezi, yalnızca bir parkın korunmasına yönelik çevreci bir tepki değil; kent hakkı, ifade özgürlüğü, barışçıl toplantı ve gösteri hakkı, çoğulcu yaşam ve demokratik katılım talebinin ortak ifadesiydi.”
Gezi Parkı’nın anlamı, günümüz siyasal tartışmalarının ötesinde, tarihi bir hafıza meselesi olarak değerlendirilmektedir. Bugünkü Gezi Parkı ve Taksim çevresi, bir zamanlar Surp Agop Ermeni Hastanesi’ne ait Pangaltı/Surp Agop Ermeni Mezarlığı’nın yer aldığı bir alandı. Bu bölge, Ermeni toplumunun hafızasını, yasını ve varlığını temsil etmektedir. Mezarlığın tasfiye edilmesi, mezar taşlarının yerinden edilmesi ve alanın zamanla kışla, meydan, park ve yapılaşma projeleriyle yeniden düzenlenmesi, Türkiye’deki kent politikalarının mekânı dönüştürme ve çoğu kez silme eğilimini göstermektedir. Dolayısıyla Gezi’yi savunmak, sadece ağaçları ya da kamusal bir yeşil alanı korumak değil; halkların, inançların, kimliklerin ve kayıpların hafızasına sahip çıkmaktır.
“BU SÜREÇTE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ AĞIR BİÇİMDE İHLAL EDİLDİ”
Gezi Parkı eylemleri sırasında hayatını kaybedenlerin anıldığı İHD açıklamasında, şu ifadeler yer aldı:
“2013 yılında ülkenin birçok iline yayılan barışçıl gösterilere karşı kamu gücü tarafından yoğun ve orantısız şiddet uygulanmış; yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı ve gösteri hakkı ağır bir şekilde ihlal edilmiştir. Bu süreçte yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan, Mustafa Sarı, Medeni Yıldırım, Hasan Ferit Gedik ve diğer vatandaşları saygıyla anıyoruz. Yaralanan, gözaltına alınan, kötü muameleye tabi tutulan, yargılanan ve yıllar boyunca suçlu olarak damgalanan herkesin adalet talebinin yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.”
Geçen 13 yıla rağmen Gezi, hala demokratik bir hak arama pratiği olarak değil, cezalandırılması gereken bir ‘suç’ olarak algılanmaya devam etmektedir. Bu yaklaşımın en ağır sonuçlarından biri Gezi Davası’nda ortaya çıkmıştır. Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ile Mine Özerden hakkında verilen 18’er yıl hapis cezası; kişi özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkesi açısından ciddi tahribatlar yaratmıştır.
“HASTA MAHPUSLARA İLİŞKİN İNSAN HAKLARI STANDARTLARI EKSİKSİZ BİÇİMDE GÖZETİLMELİ”
AİHM’nin Osman Kavala, Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkında verdiği kararlara da değinilen İHD açıklamasında, şu ifadeler yer aldı:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala hakkında verdiği kararların ve yine Can Atalay ile Tayfun Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmaması, yüksek yargı kararlarının bağlayıcılığına ve hukuk devletine ilişkin ciddi bir anayasal krize neden olmuştur. AYM kararına rağmen hapiste tutulan Tayfun Kahraman’ın MS hastası olduğu, hapishane koşullarında tedaviye erişimi, hastalığın seyri ve kalıcı sağlık riski göz önünde bulundurulduğunda, yaşam hakkı tehdit altındadır. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; hasta mahpuslara ilişkin insan hakları standartları eksiksiz biçimde gözetilmeli, hiç kimsenin sağlık durumu, hapishane koşullarında ikincil bir cezalandırma aracına dönüştürülmemelidir.
İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Toplantı ve gösteri hakkını kullanmak, kent hakkını savunmak, tarihsel hafızaya sahip çıkmak, düşüncesini açıklamak ve demokratik itirazda bulunmak suç değildir. Gezi’yi kriminalize eden siyasal ve yargısal yaklaşım terk edilmeli; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Gezi bağlantılı dosyalar nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes serbest bırakılmalıdır.”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



