
Bilişim uzmanları, Süleymancılara yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sonrasında, Alihan Kuriş’in geliştirdiği Glooper isimli haberleşme ağını inceledi. Uzmanlar, bu ağın FETÖ tarafından kullanılan ByLock uygulamasından esinlenerek oluşturulduğunu ve bunun bir karşı istihbarat ürünü olduğunu ifade etti.
“Süleymancılar” soruşturması kapsamında Avukat Bekiroğlu, Glooper uygulamasının yazılımının Alihan Kuriş tarafından Hindistan’da özel olarak tasarlandığını belirtti.
BU HABERİ, iahaber ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
ABONE OL
Zaten abone misiniz?
Üye girişi yapın
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, ‘Süleymancılar’ cemaatinin lideri Alihan Kuriş’in tutuklandığı “çıkar amaçlı suç örgütü” operasyonuna ilişkin yaptığı açıklamada, Glooper isimli uygulamanın FETÖ’nün ByLock uygulamasına benzer bir yapı taşıdığını ifade etti.
Türkiye gazetesine demeç veren Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, Glooper uygulamasının bir karşı istihbarat ürünü olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Glooper, ByLock’tan esinlenmiş ancak onun tespit edilme zayıflıklarını ortadan kaldırmak amacıyla yeniden tasarlanmış, daha dar kapsamlı ve yüksek güvenlik standartlarına sahip bir kapalı iletişim sistemidir. Kullanım kitlesinin kasten sınırlı tutulması ve üç katmanlı doğrulama zorunluluğu, bu uygulamanın rastgele veya dikkatsiz bir tercih olmadığını; bilerek oluşturulmuş bir karşı istihbarat stratejisinin ürünü olduğunu göstermektedir.
Glooper’a erişim, üç aşamalı bir doğrulama ile sağlanmaktadır. Bu uygulama, basit bir mesajlaşma platformu olmanın ötesindedir. WhatsApp veya Telegram gibi genel kullanıma açık sistemlerden belirgin bir farkla, bu sistemde kimin girebileceği merkezi olarak kontrol edilmektedir. Dışarıdan bağlantı kurmak veya uygulamaya tesadüfen dahil olmak teknik olarak mümkün değildir. Adli bilişim literatüründe bu tür yazılımlara ‘kapalı ağ / özel yapım iletişim sistemi’ denir.
Uygulamanın teknik yapısı, geliştiricisi, hangi işletim sistemlerinde çalıştığı veya mesajların hangi şifreleme yöntemleriyle korunduğu gibi detaylar henüz kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Ancak açıklanan üç aşamalı doğrulama bilgisi, sistemin mimarisi hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Normal bir uygulama girişinde sadece bir şifre talep edilirken, üç kademeli sistemde kullanıcı önce bildiği bir şifreyle kimliğini doğrular, ardından sadece kendisine ait bir cihaz veya kriptografik anahtarla ikinci aşamayı geçer ve son olarak üçüncü bir güvenlik katmanında (biyometrik doğrulama veya yetkili bir onay mekanizması) işlem yapar.
“ByLock’tan belirgin biçimde daha gelişmiş bir güvenlik yaklaşımı”
Bu mimarinin pratikteki anlamı oldukça açıktır; şifreyi bilen bir kişi bile farklı bir cihazdan sisteme giremez. Cihazı ele geçiren biri de üçüncü katmanı geçemez. Sistemin tasarımı, her bir katmanın ayrı ayrı ele geçirilmesini imkansız hale getirecek şekilde kurgulanmıştır. Bu durum, ByLock’tan çok daha gelişmiş bir güvenlik yaklaşımını göstermektedir. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin ifadelerine göre, Glooper uygulaması, yalnızca üst kademe liderlik için ayrılmıştır. Bu tercih, teknik açıdan oldukça bilinçli bir karardır. Alt kademedeki üyeler, sıradan iletişim araçlarını kullanmaya devam ederken, üst yönetim dijital izlerini gizli bir kanal üzerinden sıfırlamaktadır. Böylece, olası bir soruşturma durumunda yakalanan alt kademedeki üyelerin iletişim kayıtları incelense bile, üst yönetimle bağlantı kuracak somut bir dijital iz bırakılmamış olur.
Kamuoyuna açıklanan bilgiler, soruşturmacıların sisteme ulaşımının sunucu üzerinden değil, cihazlar aracılığıyla gerçekleştirildiğini göstermektedir. Operasyonda bilgilerin şifreli bilgisayarlarda tutulduğu da tespit edilmiştir. Adli bilişim açısından buna ‘cihaz bazlı inceleme’ denir. Ele geçirilen telefon ve bilgisayarların adli imajı alınarak, şifreli veriler üzerinde kriptanaliz ve uygulama kayıt analizi yapılmaktadır. ByLock’ta MİT’in Litvanya’daki sunucuya sızması belirleyici bir unsur iken; Glooper’da başlangıç noktası cihazlar olarak gözlemlenmektedir.
“Dış dünyaya kapalı, şifreli”
ByLock, açık anahtarlı/asimetrik şifreleme algoritması temelinde oluşturulmuş, biri gizli diğeri açık iki anahtar kullanan ve yalnızca örgüt üyeleri tarafından kullanılabilecek bir yazılım olarak tasarlanmıştır. Sisteme yeni bir kullanıcı, yalnızca mevcut bir kullanıcının gönderdiği özel bir davetiye kodu ile dahil olabilmektedir. Her iki sistemin ortak noktası, ana akım uygulamalardan farklı olarak, sunucuya kimin bağlanabileceğinin önceden belirlenmiş olması ve dış dünyaya kapalı, şifreli bir iletişim kanalı oluşturulmasıdır.
Glooper’ı ByLock’tan ayıran en temel nokta nedir?
Glooper’ı ByLock’tan ayıran en temel farklılık, ölçek ve güvenlik derinliğidir. ByLock’ta MİT’in tespitlerine göre 18 milyon yazışma ve 4 milyona yakın elektronik posta kayıt altına alınmıştır. ByLock, örgütün geneline yönelik geniş kapsamlı bir altyapıyı temsil ederken, Glooper’ın kullanım kitlesi bilerek daraltılmıştır. Ayrıca, tek faktörlü davetiye sisteminin yerini çok katmanlı doğrulama almış; bu durum, ByLock sürecinden çıkarılan dersler doğrultusunda güvenlik mimarisinin yeniden tasarlandığını göstermektedir. Genel olarak, Glooper, ByLock’tan esinlenmiş fakat onun tespit edilme zayıflıklarını ortadan kaldırmak amacıyla yenilenmiş, daha dar kapsamlı ve daha yüksek güvenlik standartlarına sahip bir kapalı iletişim sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kullanım kitlesinin kasten sınırlandırılması ve üç katmanlı doğrulama zorunluluğu, bu uygulamanın dikkatsiz ya da rastgele bir tercih olmadığını; bilinçli bir karşı istihbarat stratejisinin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.
Hukuki açıdan önemli bir nokta, üç aşamalı doğrulama sürecini bilerek geçerek sisteme dahil olan bir kişinin, sisteme dair bilgisizlik iddiasını kolaylıkla sürdüremeyecek olmasıdır. Bu durum, ileride gerçekleştirilecek kovuşturmalarda delil değerlendirmesi bakımından belirleyici bir ölçüt haline gelecektir.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



