Glooper: FETÖ’nün ByLock’tan Gelişmiş Kopyası mı?

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Glooper: FETÖ’nün ByLock’tan Gelişmiş Kopyası mı?

Bilişim uzmanları, Süleymancılara yönelik gerçekleştirilen operasyonların ardından Alihan Kuriş’in geliştirdiği Glooper adlı haberleşme ağını inceledi. Uzmanlar, bu ağın FETÖ’nün kullandığı ByLock sisteminden esinlendiğini ve bir karşı istihbarat ürünü olarak tasarlandığını belirtti.

“Süleymancılar” soruşturması kapsamında Avukat Bekiroğlu, Glooper uygulamasının yazılımının Alihan Kuriş tarafından Hindistan’da özel olarak yaptırıldığını ifade etti.

iahaber’E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!

ABONE OL

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, “Süleymancılar” cemaatinin lideri Alihan Kuriş’in tutuklanmasının ardından yaptığı açıklamada, söz konusu grubun Glooper adlı uygulamayı FETÖ’nün ByLock uygulamasına benzer bir şekilde kullandığını bildirdi.

Türkiye gazetesine konuşan Adli Bilişim Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, Glooper uygulamasının bir karşı istihbarat ürünü olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

“Glooper, ByLock’tan esinlenmiş ancak onun tespit edilme zafiyetlerini ortadan kaldırmak için yeniden tasarlanmış, daha dar kapsamlı ve yüksek güvenlik standartlarına sahip bir kapalı iletişim sistemidir. Kullanım kitlesinin bilerek sınırlandırılması ve üç katmanlı doğrulama zorunluluğu, bu uygulamanın tesadüfi bir tercih değil, bilinçli bir karşı-istihbarat stratejisinin sonucu olduğunu gösteriyor.

Kullanıcılar, Glooper’a üç aşamalı bir doğrulama ile erişim sağlayabiliyor. Bu uygulama, sıradan mesajlaşma platformlarından farklı olarak, sisteme kimin girebileceği merkezi olarak kontrol ediliyor. Dışarıdan bağlanmak ya da uygulama içine rastgele dahil olmak teknik olarak mümkün değil. Bu tür yazılımlar, adli bilişim literatüründe ‘kapalı ağ / özel yapım iletişim sistemi’ olarak anılmaktadır.

Uygulamanın teknik altyapısı, geliştiricisi ve çalışma sistemleri gibi detaylar kamuoyuyla henüz paylaşılmamış durumda. Ancak açıklanan üç kademeli doğrulama bilgileri, sistemin mimarisi hakkında önemli ipuçları sunuyor. Normal bir uygulamada yalnızca bir şifre istenirken, Glooper’da kullanıcı önce bir şifreyle kimliğini doğrulamakta, ardından yalnızca kendisinde bulunan bir cihaz ya da kriptografik anahtarla ikinci aşamayı geçmekte ve son olarak biyometrik doğrulama veya yetkili bir onay mekanizmasından geçmektedir.

“ByLock’tan çok daha gelişmiş bir güvenlik yaklaşımı”

Bu mimarinin pratikteki anlamı, şifreyi bilen birinin bile farklı bir cihazdan sisteme erişemeyeceğidir. Cihazı ele geçiren birinin de üçüncü katmanı aşması mümkün değildir. Bu tasarım, her bir katmanın ayrı ayrı ele geçirilmesini imkansız hale getirerek ByLock’tan çok daha gelişmiş bir güvenlik yaklaşımını ortaya koymaktadır. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin açıklamasına göre, Glooper uygulaması yalnızca örgütün liderlik katmanına tahsis edilmiştir. Bu stratejik tercih, teknik açıdan son derece bilinçli bir karardır. Alt kademedeki üyeler ise sıradan iletişim araçlarını kullanmaya devam ederken, üst yönetim dijital izlerini gizli bir kanal üzerinden sıfırlamaktadır. Böylece olası bir soruşturmada yakalanan alt kademe üyelerinin iletişim kayıtları incelendiğinde, üst yönetimle bağlantı kuracak somut bir dijital iz bırakılmamaktadır.

Kamuoyuyla paylaşılan bilgiler, soruşturma sürecinin sisteme sunucu üzerinden değil, cihazlar aracılığıyla gerçekleştirildiğini göstermektedir. Operasyon sırasında bilgilerin şifreli bilgisayarlarda tutulduğu tespit edilmiştir. Adli bilişimde bu, ‘cihaz bazlı inceleme’ olarak adlandırılmaktadır. Ele geçirilen telefon ve bilgisayarların adli imajı alınmakta, şifreli veriler üzerinde kriptanaliz ve uygulama kayıt analizi yapılmaktadır. ByLock’ta MİT’in Litvanya’daki sunucuya sızması belirleyici olmuştu; Glooper’da ise başlangıç noktasının cihazlar olduğu görülmektedir.

“Dış dünyaya kapalı, şifreli”

ByLock, açık anahtarlı/asimetrik şifreleme algoritmasına dayanan, biri gizli diğeri açık olmak üzere iki anahtar kullanan ve yalnızca örgüt üyelerinin kullanabileceği özel bir yazılım olarak geliştirilmiştir. Sisteme yeni bir kullanıcı, yalnızca mevcut bir kullanıcının gönderdiği özel davetiye koduyla dahil olabilmektedir. Her iki sistemin ortak noktası, ana akım uygulamalardan farklı olarak, sunucuya kimin bağlanabileceğinin önceden belirlenmiş olmasıdır; dış dünyaya kapalı, şifreli bir iletişim koridoru oluşturulmuştur.

Glooper’ı ByLock’tan ayıran en temel nokta nedir?

Glooper’ı ByLock’tan ayıran en önemli fark, ölçek ve güvenlik derinliğidir. ByLock, MİT’in tespitine göre 18 milyon yazışma ve 4 milyona yakın elektronik posta kaydını içermekteydi. ByLock, örgütün geneline yönelik geniş kapsamlı bir altyapıyı temsil ederken, Glooper’ın kullanım kitlesi bilinçli olarak daraltılmıştır. Ayrıca, tek faktörlü davetiye sisteminin yerini çok katmanlı doğrulama almış; bu durum, ByLock sürecinden çıkarılan dersler doğrultusunda güvenlik mimarisinin yeniden tasarlandığını göstermektedir. Genel olarak, Glooper, ByLock’tan ilham almış ancak onun tespit edilme zafiyetlerini gidermek üzere yeniden tasarlanmış, daha dar kapsamlı ve daha yüksek güvenlik standartlarına sahip bir kapalı iletişim sistemidir. Kullanım kitlesinin bilerek sınırlandırılması ve üç katmanlı doğrulama zorunluluğu, bu uygulamanın tesadüfi ya da ihmalkar bir tercih değil, bilinçli bir karşı-istihbarat stratejisinin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır.

Hukuki açıdan kritik olan nokta, üç aşamalı bir doğrulama sürecini bilinçli bir şekilde geçerek sisteme dahil olan bir kişi, sisteme dair bilgisizlik iddiasını kolaylıkla sürdüremez. Bu durum, ileride gerçekleştirilecek kovuşturmalarda delil değerlendirmesi açısından belirleyici bir ölçüt haline gelecektir.

 

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın