
Dijital çağın etkileriyle, geçmişte yaşanan olayların yanlış bir şekilde aktarılması ve tekrarı, tarihsel gerçeklikten uzak yeni bir “gerçeklik” veya “mit” yaratılmasına neden olmaktadır. Ülkemizde, tarihsel olgularla ilgili görünen kurgular ve mitlerin oluşturulması oldukça yaygındır. Elbette, mitleştirme süreçleri birkaç yüzyıl veya daha önceleri yaşanan olaylar için belirli bir ölçüde kabul edilebilir. Ancak, sadece bir insan ömrü kadar geriye giden olaylara yönelik böyle mitlerin üretilmesi oldukça düşündürücüdür.
Türkiye’nin en güzel yerlerinden biri olan Gökova, bir “mit”in merkezinde yer alıyor. İnternetin etkisiyle kopyalanarak yayılan bu hikaye, yanlış bir şekilde gerçek olarak kabul edilmekte ve bu şekilde yeniden üretilmektedir. Gökova Körfezi ile aynı adı taşıyan Ula ilçesine bağlı Gökova mahallesinden Akçapınar yönüne uzanan 3 km’lik “ağaçlı yol”, bu mitin temelini oluşturuyor.
Sakar Geçidi’nin Gökova Ovası’na ulaştığı İnişdibi mevkii yakınlarından başlayarak Akçapınar’a doğru uzanan 3 km’lik
“Ağaçlı Yol”, ovayı boydan boya kat eden bir zümrüt gerdanlık gibiydi. Günümüzde Dörtyol mevkisinde, Akyaka-Fethiye yolu tarafından kesildiği için kuzeyde 0,5 km, güneyde ise 2,5 km’lik iki bölüme ayrılmış durumda. Eski formunu kaybetmiş olsa da yine de büyüleyici bir manzaraya sahiptir.
“Aşıklar Yolu” olarak bilinen bu ağaçlı yol, son yıllarda Türkiye’nin dört bir yanından gelen gezginler, yeni evliler ve özellikle sosyal medya kullanıcıları tarafından yoğun ilgi görmektedir. Tur otobüsleri buraya yanaşıyor, insanlar iniyor; aynı anda yüzlerce kişi fotoğraf ve video çekiyor. Yerel yöneticiler tarafından bölgeye konulan bilgi panolarındaki “hikaye”yi temel alarak takipçilerine bu anları aktarıyorlar. Ağaçlı yol ile ilgili mitin sürdürülmesi, yalnızca internetteki “bilgileri” kopyalayan yazarlara değil, aynı zamanda bu bilgilerin kaynağı olan bilgi panolarına da bağlı. Bu panolar, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ula Kaymakamlığı ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi gibi birçok kurumun imzasını taşıyor ve maalesef gerçeklerle ilgisi olmayan bu miti yeniden üretiyor.
Ağaçlı yol miti neyi anlatıyor?
Kısacası, bu “ağaçlı yol”un iki yanındaki okaliptüs ağaçları, kahraman olarak tasvir edilen bir hikayeye dönüştürülmüştür. Bu mitleştirilmiş hikayede özetle şu anlatılmaktadır:
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde, sulak alanlarla kaplı Gökova Çukuru’nda büyük bir sıtma salgını ortaya çıkmıştır. Sivrisineklerin bulaştırdığı bu hastalık, bölge halkını büyük bir zorluk içine sokmuştur. Gökova muhtarı Mehmet Gökovalı, yedi çocuğundan üçünü bu hastalığa kurban vermiştir. Gökovalı, son çocuğu doğduğunda, sıtmanın kökünü kurutmaya ant içmiş ve bu amacını gerçekleştirmek için okaliptüs ağaçlarının dikilmesini sağlamıştır. Bu ağaçlar, bataklıkları kurutarak sıtma hastalığını yok etmiştir. Böylece muhtar, verdiği sözü yerine getirmiştir.
Ancak bu hikaye gerçeği yansıtmadığı gibi, tamamen uydurmadır. Gerçekleri, Gökovalı bir emekli öğretmen olan Hüseyin Sazaklıoğlu’nun yazdığı 2025 tarihli “Bir Ağaç gibi Tek ve Hür” isimli kitabında buluyoruz. Sazaklıoğlu, Gökova köyünde doğmuş ve burada yaşamaktadır. Kitabında, Halikarnas Balıkçısı ve Prof. Dr. Şadan Gökovalı gibi isimleri kullanarak bu mitin yanlışlığını ortaya koymaktadır.
Eğitimcilik kariyerine 1971 yılında Ünye Endüstri Meslek Lisesi’nde başlayan Sazaklıoğlu, gençlik yıllarından kesitler sunan “Bir Ağaç Gibi Tek ve Hür” kitabında, Gökova köylüsü bir gencin Türkiye’nin demokrasi tarihine dair içten bir bakış sunmaktadır.
Ağaçlı yol miti nasıl çözüldü?
Sazaklıoğlu, bu mitin nasıl yanlış olduğunu şöyle açıklıyor:
Gerçekten de Gökova Çukuru’nda sıtma tehlikesi 1930’lar ve 1940’larda halkın başının belası olmuştur. Ancak olayların gelişimi çok farklıdır. Sazaklıoğlu, Gökova halkının sıtma ile mücadelesinin, eski Marmaris yolu üzerine dikilen 500-600 okaliptüs ağacının katkısıyla efsaneleşmesine karşı çıkmaktadır.
Bir diğer nokta ise, o dönemde Gökova halkının topraksız köylü olmasıdır. 1950’li ve 1960’lı yıllara kadar tarım arazilerinin çoğu toprak ağalarının elindeydi. Bataklık alanlar, Muğla Valiliği ve Gökova Muhtarlığı tarafından yapılan drenaj ve kurutma çalışmalarıyla tarım topraklarına dönüştürülmüştür.
Gökova Körfezi’nde yer alan sulak alanların çevresi bugün sıtma gibi bir hastalık üretmiyor. Ancak habitat kaybı ve iklim değişikliği, elde kalan sulak alanların bozulması tehlikesini gündeme getiriyor.
Köylüler, Akçapınar yönünde kazma/kürekle iki kanal açarak bataklıkları kurutmuşlardır. Bu kanallar, bugün bile su akıtarak sulak alanların tarıma dönüşmesini sağlamaktadır.
Sazaklıoğlu, bir dönem bölge köylülerinin Kırkurgan su kaynağından başlayarak Akçapınar yönünde kazma kürekle aylar süren imece usulü çalışmaları sonucu açtıkları kanallarda yetiştirilen ürünlerin hasadında eşiyle birlikte görülüyor.
Sonuç olarak, köylüler, bu
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



