
Türkiye’nin “Yaşayan İnsan Hazineleri” arasında yer alan ve Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi usta sanatçı Gülbün Mesara’nın tezhip çalışmaları, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) yararına oluşturulan “Gül Kapsül Koleksiyonu”nda bir araya getirildi. Bu projeden elde edilecek gelir, tamamen çocukların eğitimine yönlendirilecek. Sanatçının özgün eserleri, ipek şal ve çanta tasarımlarında yer buldu.
Cumhuriyet dönemi aydınlarından Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in kızı olan Mesara, geleneksel sanatlardaki tarihsel bağları ve klasik minyatür disiplininin günümüzdeki yerini iahaber’e anlatırken, sosyal sorumluluk projesinin temelini de açıkladı.
– ‘Gül Kapsül Koleksiyonu’ fikri nasıl ortaya çıktı?
Kızlarımla birlikte geleneksel Türk sanatlarını yeni nesillere tanıtmak amacıyla bu projeyi başlattık. TEGV ile yürüttüğümüz çalışma, gerçekten de eşine az rastlanır bir proje ve özel bir koleksiyon. İlk kez, özgün tezhip eserlerinin böyle bir koleksiyona dahil edilmesiyle hayata geçirdik ve bunun üzerinde bir yıldan fazla bir süredir çalışıyoruz. Özel koleksiyonun kalitesine önem verdik, eserlerin doğru bir şekilde yer almasını sağladık ve toplumsal bir görevi yerine getirmeyi hedefledik.
Eğitim bizim için ailecek çok önemli bir konu ve TEGV, yıllardır desteklediğimiz bir kurum. Marka misyonumuz ve topluma katkıda bulunma hedefimiz bu projede birleştiği için büyük bir heyecan içerisindeyiz.
Gülden, Gülbün, Özden Mesara (soldan sağa)
– TEGV yararına sunacağınız koleksiyonun merkezindeki “gül” motifinin sizin için taşıdığı duygusal anlam nedir?
Gül, benim için derin bir anlam ifade ediyor. Bu anlamlar, kişisel hikâyem ve kültürel mirasımla iç içe geçmiş durumda. Adım Gülbün, “gül ocağı” anlamına geliyor; ailemdeki birçok kadının isminde de “gül” bulunması bu bağı daha da güçlendiriyor.
– Uzun yıllardır eski Türk el yazmalarındaki süslemeleri, özellikle de “gül” motifini inceliyorsunuz. Babanız Ord. Prof. Süheyl Ünver ile hazırladığınız kitaptan TEGV için tasarlanan şallara uzanan bu “gül yolculuğu” eserlerinize nasıl yansıyor?
Yıllardır gül üzerine araştırmalar yapıyorum. Otuz yılı aşkın bir süredir, eski Türk el yazmalarındaki ve el sanatlarındaki süslemeleri derinlemesine inceliyorum. Bu “gül yolculuğu”, çiçeğin bir süsleme motifi olarak merkezi rolünü ortaya koydu ve zengin bir üslup çeşitliliği içinde işlendiğini gösterdi. Gülün sembolik gücü ve doğasındaki güzellik, bu tarihi sanat anlayışını kendi özgün eserlerime yansıtmam için ilham verdi. Babamla birlikte hazırladığımız ‘The Turkish Rose’ adlı bir kitabımız da var.
Mesara markası için eserlerimi derleyerek farklı konularda kataloglar oluşturduk. İlk oluşturduğumuz katalog, Gül çalışmalarımı kapsıyor. Burada sunduğum eserler, titiz araştırmalarımın bir sonucudur. Her bir parça, guajın incelikli teknikleri, sulu boyanın akışkanlığı ve altının zarif ışıltısı ile sevgiyle tasarlanıp boyanmış özgün çalışmalardır. TEGV projesi için de bu katalogdan seçtiğimiz iki adet eseri, özel dokunan ipek şal ve çantalar üzerinde uyguladık.

– Minyatürün gerektirdiği o “sessiz iç disiplin”, hızla tüketilen günümüz dünyasında bize ne öğretiyor?
Bir tezhip veya minyatür eseri yaratmak son derece özenli bir süreçtir. İnce el yapımı kâğıtların, yoğun pigmentlerin ve saf varak altının seçilmesiyle başlar. Tezhipte odak noktası, sabır ve sağlam bir el gerektiren altının ve canlı süsleme desenlerinin hassas uygulanmasıdır. Minyatür ise hikâyeleri cesur renkler ve stilize figürlerle resmederek her sahneyi canlı bir anlatıya dönüştürür.
Atılan her fırça darbesi ve işlenen her detay, sadece ustalığı değil; aynı zamanda yüzyıllardır yaşatılan geleneklerin korunmasına adanmıştır. Günümüzde Türkiye’de ve dünyanın farklı yerlerinde çağdaş sanatçılar, bu gelenekleri hem yaşatmaya hem de modern yorumlarla zenginleştirmeye devam etmektedir.
Dolayısıyla, bir gün avucunuzda küçük bir altın çiçek motifi veya yüzyıllar öncesine ait bir savaş sahnesi gördüğünüzde, bu eserin yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda mirasımız olduğunu bilmelisiniz.
– Babanız Prof. Süheyl Ünver, 1920’lerde tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan bu sanatları canlandırmak için büyük bir mücadele verdi. O günlerden bugüne, bayrağı devralan kişi olarak gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Babam, çok değerli bir ilim ve sanat insanıydı. Onun çabaları, kurduğu kurumlar, yaptığı araştırmalar, yarattığı eserler ve yetiştirdiği öğrenciler sayesinde bu miras bugünlere geldi. Ben de 50 yılı aşkın bir süredir araştırmalarım, yazılarım, eserlerim ve yetiştirdiğim öğrencilerle bu misyonu sürdürdüm. Geleneksel Türk sanatlarına gösterilen ilgi beni çok memnun ediyor.
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) yararına hazırlanan “Gül Kapsül Koleksiyonu”ndan
– Uzun yıllar öğrenci yetiştirdiniz. Yeni nesil genç sanatçıların bu geleneğe yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
Klasik sanatla ilgilenen gençlerimizin olduğunu görmekten büyük mutluluk duyuyorum. Onların bu alanda yetişerek geleneksel Türk sanatlarını geleceğe taşıyacaklarına inanıyorum.
– Son sorum; klasik tezyini motifler, özünü kaybetmeden çağdaş sanatla nasıl bir diyalog kurabilir?
Bu elbette mümkündür, ancak çağdaş eserlere klasik motifleri özünü kay
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



