Gülistan Doku: Adalet Arayışında Kayıp İzler

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
Gülistan Doku: Adalet Arayışında Kayıp İzler

Gülistan Doku cinayetiyle ilgili yaşanan olayları dikkatle izlememizin ardında, gözaltına alınan ve tutuklanan şüphelilerin kimlikleri dışında başka bir neden daha yatıyor.

Bu kişilere nasıl dokunulabildiği ve bu dokunulma kararının nasıl alındığı bizi şaşırtıyor.

Gülistan Doku’nun dijital izlerinin silinmesi, telefon mesajlarının yok edilmesi, kamu görevlilerinin sürece dahil olması ve mezarının belirli bir yere talimatla gömülmesi gibi iddialar, yalnızca günümüze ait değil. Aile ve avukatlar, altı yıl önce bu ihtimalleri dile getirmiş ve neredeyse tümünü ifade etmişti. Ancak o dönemde izlenen yol, günümüzde izlenen yolla örtüşmüyor.

Tek başına bir valinin etkili bir soruşturmayı engelleyip engelleyemeyeceği sorusu akıllara geliyor.

Küçük bir şehirde bu durum mümkün elbette.

Fakat bu kadar kamuoyunu meşgul eden bir olayda, Ankara’nın kararlılık göstermesi halinde bir valinin tek başına tüm bir soruşturmayı engelleyebilmesi mümkün değil!

Bunu bugün net bir şekilde görmekteyiz.

Altı yıl önce Doku’nun sim kartının aileden nasıl alındığı neden araştırılmadı?

Sim kartla herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı neden incelenmedi?

Güvenlik kamerası görüntülerinin akıbeti neden hiç sorulmadı?

Bu soruların yanıtları bekleniyor.

Az sayıda cinayet veya şüpheli ölüm dosyası, gerçekten de “zor sorular” içeriyor.

Bu kadar “iz bırakılan” bir teknolojik çağda, araştırma niyeti varsa ve bu kadar iz bırakılmışsa, kuşkulu işlemleri tespit etmek zor değil.

Bu dosyanın Doku’nun ölümüyle sınırlı olmadığını da görmek gerekiyor.

Bu dosyanın bugüne kadar beklemede kalmasında kimlerin rol oynadığını, kimlerin görevini ihmal ettiğini, kimlerin gerekli talimatları vermediğini ve kimlerin suç işlediğini sorgulamak lazım.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “Ucu kime dokunursa dokunsun, titizlikle soruşturmayı yürüten başsavcılarımızın yanındayız” sözleri, bugün yaşanan gelişmelerin bir irade değişikliğinin sonucu olduğunu gösteriyor.

Eğer böyle bir kararlılık varsa, sadece Doku’yu öldüren ve ölümüne dair kanıtları yok edenler değil, soruşturma ve araştırma görevini yerine getirmeyenler hakkında da harekete geçilmesi gerekiyor.

*

Bir başka benzer dosya, Rojin Kabaiş’in ölümü…

Diyarbakır’dan Van’a okumak için gelen Kabaiş, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü birinci sınıf öğrencisiydi. 27 Eylül 2024’te kaybolduğu bildirildi. 18 günlük arama sonucunda, Rojin Kabaiş’in cesedi 15 Ekim 2024 tarihinde Van Gölü’nün Mollakasım Köyü sahilinde bulundu. Ailesi, Rojin’in intihar ettiği veya suda boğulduğu iddialarını kesin bir dille reddetti.

Van Adli Tıp Kurumu’nda yapılan ilk incelemede, vücudunda kesici veya ateşli silah yarasına rastlanmadığı ve kemik kırığı bulunmadığı tespit edildi. Ancak boyun, diz ve kol bölgelerinde renk değişiklikleri gözlemlendi. Kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla kan, idrar ve iç organ örnekleri İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

6 Kasım 2024 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda, “iki farklı erkeğe ait DNA örneklerinin tespit edilmesine rağmen örneklerden şüpheli bir bulgu tespit edilmediği” ifade edildi.

DEM Parti tarafından verilen “Rojin Kabaiş’in cinayeti araştırılsın” önergesi, 15 Ekim 2025 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

Baba Nizamettin Kabaiş, kaybolduğu günden bu yana kızına ne olduğunu araştırıyor. Tehdit ediliyor, vazgeçirilmeye çalışılıyor ama yılmıyor.

Son olarak Nizamettin Kabaiş’e tehdit mesajı gönderenler hakkında yeni bir soruşturma başlatıldı.

Kabaiş, Gülistan Doku’nun ölümüyle ilgili soruşturmada yaşanan gelişmeler sonrasında yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:

“Rojin Kabaiş’in dosyası, Gülistan Doku dosyası gibi örtbas edilmeye çalışılıyor. Van Üniversitesi’nin rektörü delilleri karartıyor. Öğrencileri susturdu. Kamera kayıtlarını sildiler. Benim çocuğumun ölüm sebebi de üniversitedir. Çünkü ben çocuğumu onlara emanet ettim, üç gün sonra ortadan yok oldu. Cinayet olduğu belli. Katillerin izi var ama tutuklu yok. İki erkek DNA’sı tespit edildi, boğazına zarar vermişler. Avukatlar sorular soruyor ama cevap alamıyorlar.”

Kabaiş, kadınların öldürüldüğü dosyalarla ilgili olarak da “Hemen örtbas ediyorlar; ‘intihar etmiş, kaza olmuş, kalp krizi geçirmiş, balkondan düşmüş’ diyerek bu şekilde dosyaları kapatmaya çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

Doku dosyası gibi bu dosya ile ilgili de yanıtlanması gereken birçok soru mevcut. Öncelikle dosyanın aydınlanması ve sorumluların açığa çıkarılması gerekiyor. Baba Nizamettin Kabaiş, yanıtı kolayca verilebilecek somut sorular yöneltiyor ve araştırılması gereken bilgileri sunuyor.

Önceki açıklamalarında şunları dile getiriyor Kabaiş:

“Mollakasım ve Bardakçı köyleri ile üniversitedeki tüm erkeklerin DNA’sına bakılması lazım. Bu çok önemli. Bu şekilde araştırılmazsa bir yere varamayız. Rektör, girmedim diyor ama neden otopsi odasına girip çıktı, neden gece 2’ye kadar orada kaldı? Gitti savcıyla görüştü, vali ile görüştü. Kamera var orada, kamerayı siyah beyaza çevirmişler. Güvenlik kulübesi var. Bozuk dediler bunlar için. Niye bize 17 saat sonra haber verdiniz? Oraya gidin bakın. Beş tane kamera aynı yere takmışlar. Her taraf görünüyor. Daha önce niye bunu yapmadınız? Boğulan birinin akciğerleri su ile dolu olur. Kızımın akciğerlerinde su yoktu. Suda boğulan birinin vücudu şişer ama kızımın vücudu şişmemişti ve elbiseleri yırtılmamıştı. Onlar 24 kilometre suyla sürüklendiğini söylüyorlar ama bu bir yalan. Vücudu sapasağlamdı.”

<p style="text

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın