
DEM Parti Tunceli Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde, Gülistan Doku’nun kaybolmasının üzerinden altı yıl geçmesine rağmen hala somut bir sonuca ulaşılmadığını belirtti. Son dönemde yedi ilde gerçekleştirilen operasyonlar neticesinde, dönemin Valisi Tuncay Sonel ile oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de aralarında bulunduğu zanlıların tutuklanmasının, soruşturmanın seyrini değiştirdiği ifade edildi. Gerekçede, şu ifadelere yer verildi:
“Dosyanın ilk aşamada ‘intihar’ olarak ele alınmasına rağmen, günümüzde ‘cinayet’ şüphesi üzerinden ilerlemesi, soruşturmanın başlangıcındaki yaklaşımın yeniden gözden geçirilmesini zorunlu hale getirmektedir. Bu durum, yargı sürecinin nasıl şekillendiğine dair ciddi endişelere yol açmaktadır.”
Gülistan Doku’ya ait telefonun SIM kartı, adli emanete alınmak yerine dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e teslim edilmiş; daha sonra bu SIM kartın Ankara’da bir siber çeteye verildiği öne sürülmektedir. 18 Ocak 2020 tarihinde bir polis memuru tarafından kullanıldığı ve Gülistan Doku’nun sosyal medya hesaplarına izinsiz giriş yapılarak veri silme işlemlerinin gerçekleştirildiği iddiaları, soruşturmanın dijital boyutunda ciddi manipülasyonların yapıldığını göstermektedir. Arkadaş listelerinden kişilerin silinmesi, delil niteliğindeki bağlantıların ortadan kaldırılmış olabileceği endişesini doğurmaktadır.
HTS kayıtları ve banka hareketlerine dair ortaya konan iddialar, bu sürecin organize bir yapı tarafından yürütüldüğünü açığa çıkarmaktadır. Bir polis memuru ile dönemin vali ve koruma amiri arasında iletişim ve para transferi olduğu yönündeki bulgular, kamu gücünün delil karartma amacıyla kullanıldığı iddialarını gündeme getirmektedir.
“SUÇU ÖRTBAS ETMEK AMACIYLA EL BİRLİĞİYLE SEFERBER EDİLDİ”
Kordu, HTS kayıtları ve banka hareketleri ile ilgili bulguların, bir polis memuru ile dönemin vali ve koruma amiri arasında iletişim ve para transferini işaret ettiğini belirtti. Kamu gücünün delil karartma amacıyla kullanıldığını savunan Kordu, kamera görüntülerinin değiştirilmesi ve hastane kayıtlarının silinmesi konusundaki değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“Gülistan’ın hastane kayıtları silinmiş; olay sırasında kadın doğum uzmanı ve hastanenin başhekimi olan kişi, valinin isteğiyle İl Sağlık Müdürü olarak atanarak bu suç ağının bir parçası haline getirilmiştir. Valilikten emniyete, sağlık bürokrasisinden üniversiteye kadar geniş bir yelpazede, kamu nüfuzunun adaleti tesis etmek yerine suçu örtbas etmek amacıyla seferber edildiği bir kurumsal yozlaşma tablosu ve organize bir suç ağının varlığına işaret etmektedir.”
ÜST DÜZEY KAMU GÖREVLİLERİ HAKKINDA ADLİ İŞLEM TALEBİ
Kordu, soruşturmada alt düzey görevlilere yönelik işlemler yapılırken, dönemin Valisi Tuncay Sonel, Cumhuriyet Başsavcısı, Emniyet Müdürü ve üniversite yönetimi gibi üst düzey isimlerin adli süreç dışında bırakılmasının kamu vicdanını yaraladığını vurguladı. Tuncay Sonel’in vali ve kayyum olarak görev yaptığı dönemin “didik didik incelenmesi” gerektiğini belirten Kordu, dönemin İçişleri Bakanı’nın rolünün de araştırılmasını talep etti.
Gerekçede, Gülistan Doku davasının kadın cinayetlerinde cezasızlık riskini artıran yapısal bir sorunun varlığını ortaya koyduğu ifade edildi. “Bu tablo, Türkiye’nin yeni Susurluğudur. Yıllar önce o kamyonun altından çıkan kirli ilişkiler ağı, bugün devletin koridorlarında kendini göstermektedir. O gün suçlular kaçacak delik arıyordu, bugünse suçun delillerini devlet gücüyle yok etmeye çalışıyorlar. Bu olay, dünya suç tarihinin gördüğü en büyük delil karartma operasyonudur” denildi.
”BENZER KAYIPLAR İÇİN EMSAL TEŞKİL EDECEK”
Kordu, Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca kurulacak bir Meclis Araştırma Komisyonu’nun, başta Gülistan Doku vakası olmak üzere Rojbin Kabaiş ve benzeri kadın kayıplarının aydınlatılmasında emsal teşkil edeceğini ifade etti.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



