Hukukta Yanlış Anlamalar: Adalet İçin Neler Gerek?

Haber MerkeziHaber Merkezi
2 okunma
Hukukta Yanlış Anlamalar: Adalet İçin Neler Gerek?

Konumuza dönerken, şu soruyu sormak önemlidir: Bu tür yanlışlıkların temel nedeni yalnızca dil midir, sayın hukukçular?

Sorunun yanıtı, dilin ötesinde yatmaktadır. Türkiye, Japonya gibi Batı’nın hukukunu, kavramlarını ve dilini öğrenmek yerine yalnızca yasalarını benimsemiş, bu durum da hukuksal kavramların yanı sıra Türkçede geçen kelimelerin anlamlarının yanlış yorumlanmasına yol açmıştır. Bu yanlış uygulamalar, Batı kökenli yasaların anlamını saptırmış ve dolayısıyla hukukun özü üzerinde olumsuz bir etki yaratmıştır.

Verilen örnek, maddi hukuk alanında yaşanan çarpıcı durumlardan sadece bir tanesidir.

Yargılama hukuku alanından da bir örnek vermek gerekirse:

Yeni bir yargıç, açılan bir davanın duruşmasına katıldığında, çoğu zaman “yargıç değişikliği nedeniyle eski tutanaklar okundu, duruşmaya devam edildi” ifadesi kullanılmaktadır. Bu durum, adeta istenç dışı, hızlı ve tekrarlayan bir tutumla gerçekleşmektedir.

Hemen soralım: Uygulamada gerçekten eski tutanaklar okunmakta mı?

Hayır, ne yazık ki, asla okunmamaktadır.

Peki, okunsa bile yeterli olur mu?

Hayır, asla yeterli olamaz.

O halde, okunmadığı halde “okundu” denilerek tutanak düzenlenmesi doğru mudur?

Kesinlikle yanlıştır.

Eğer bu eylem doğru değilse, sıradan bir işlem mi, yoksa bir suç mu olarak değerlendirilmelidir, sayın hukukçular?

Bu soruların yanıtlarını sizlerden bekliyorum, sayın hukukçular.

Sizlere sormak istediğim bir diğer konu ise: Böyle bir tutanağın düzenlenmesi, hukukun gözünde 926/765 sayılı Eski Türk Ceza Yasası’nın 342/2 ve 3; 5237 sayılı 2004/5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası’nın 204/2 ve 3. maddelerine giren bir eylem değil midir, sayın yargıçlar?

Ayan beyan bir yalan üzerine meşru işlemler yapılabilir mi? Yalana dayandığı için, yapılan işlemler hukuk açısından geçerli sayılabilir mi?

Montaigne’nin ifadesiyle, “Denizcinin sadece rüzgârdan, çiftçinin sadece sığırlardan, askerin sadece yaralanmalardan, çobanın sadece kendi sürüsünden” söz etmesi doğal olduğu gibi, yargıçların da doğru duruşmalardan bahsetmeleri kaçınılmaz bir zorunluluktur, sayın Türk hukukçuları.

Ayrıca, Arapça “kaht” kelimesi kıtlık, yokluk; “rical” ise eğitim ve öğretim görmüş anlamına gelir. “Kaht-ı rical” terimi, eğitimli insan kıtlığını ifade etmektedir. Çinlilerin ise “Bir ülkede kısa boylu adamların gölgeleri uzuyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir” sözü, İbn-i Haldun’un devletlerin çöküşünü liyakatin kaybına bağlamasıyla paralellik göstermektedir.

Bu bağlamda, sizlere sormak istiyorum, sayın hukukçular: “Bir ülkede hukukun uygulanması, yükseköğretim gören bireyler sayesinde bilimden kopmuşsa, o ülkede doğru hukuk mu, yoksa karmaşa mı yaşanır?”

Cevabınızı merakla bekliyorum, sayın Türk hukukçuları.

Bir başka soru daha: Eğer tutanaklar gerçekten okunsaydı, işlemler geçerli olabilir miydi?

Bu sorunun yanıtını hemen vereyim: Hayır, asla geçerli olamazdı. Çünkü davanın türü ne olursa olsun, duruşmadan edinilen izlenimler, vicdani kanılar, yargıçlardan yargıçlara sessiz tutanaklarla aktarılamaz, ciro edilemez.

Bu anlayış, doğanın ve hukukun yasalarına aykırı olurdu.

Dolayısıyla, bunu düşünmek bile hem yanlıştır, hem de oldukça gülünçtür.

Öyleyse, sayın hukukçular, bu konuları bir kenara bırakıp doğru yargılamaya odaklanalım.

Bunun için, yeni bir hukuk düzenlemesi veya suç tanımlaması yapmaktan ziyade, mevcut batılı yasal kaynakların özünü iyi kavrayarak uygulamak gerekmektedir.

Yanlış olanlar varsa, bunları batılıların görüşleriyle tartışarak doğruyu bulmalıyız.

Yargılama hukukunda doğru tartışmalar yapılabilirse;

A- İnsanlarımız, mahkeme kapılarında sürünmeyecek, adalet kısa sürede sağlanacaktır.

B- Para değer kaybetse bile, adaleti olumsuz etkileyen etkenler ortadan kalkacaktır.

C- İnsanlarımız adalet doyumuna ulaşacak ve mahkemelere güven artacaktır.

D- Yargıçlarımız, okunmadığı halde “yargıç değişikliği nedeniyle eski tutanaklar okundu” gibi sahtekarlıklara başvurmayacak, hukuku çiğnemekten kaçınacaklardır.

Uluslararası alanda ise, Türk mahkemelerine duyulan güven artacak ve yabancı iş adamları, sözleşmelerde Türk mahkemelerini yetkili kılacaklardır.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Türkiye, hakları ihlal eden birinci devlet konumundan kurtulacaktır.

Son olarak, yıllardır beklenen Avrupa Birliği üyeliği umudu da gerçek bir hedef haline gelecektir.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın