
ABD ve İsrail, İran’a yönelik ortak saldırılarını sürdürüyor. Bu durum, dünya genelinde Hürmüz Boğazı’nda durma noktasına gelen gemi trafiğine dikkatleri çekiyor. Normal koşullarda, Körfez ülkelerinden dünya genelindeki ham petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatının yaklaşık beşte biri, İran ile Umman arasındaki bu dar boğazdan geçiyor.
Ancak mevcut durumda, bu gemilerin taşıdığı yük daha da kırılgan bir hale geldi. Gübre ve gıda ithalatı, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Kuveyt, Umman, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerini ayakta tutan unsurlar arasında yer alıyor.
Denizcilik istihbarat şirketi Signal Group’un verilerine göre, bu ülkeler küresel gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sini, amonyak, fosfat ve kükürt gibi temel bileşenlerle temsil ediyor.
Bloomberg Intelligence’a göre, dünya çapında en yaygın kullanılan azotlu gübre olan ürenin neredeyse yarısı Körfez bölgesinden sağlanıyor. Katar, küresel arzın yüzde 10’unu tek başına karşılıyor. Geçtiğimiz hafta, dünyanın en büyük LNG ve gübre merkezlerinden biri olan Ras Laffan’a yapılan İran misillemesi sonrasında QatarEnergy üretimini durdurdu ve böylece yüz binlerce ton kritik gübre piyasadan çekilmiş oldu.
Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının maliyeti büyük
İran savaşının yarattığı zincirleme etki, son altı yıl içinde küresel gıda arz güvenliğini tehdit eden üçüncü büyük risk olarak öne çıkıyor. Daha önce benzer tehlikeler, Covid-19 pandemisi ve 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşıyla yaşanmıştı.
BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) verilerine göre, Hürmüz Boğazı üzerinden her yıl yaklaşık 1 milyon 33 bin ton gübre ihraç ediliyor. Bu nedenle boğazın bir ay boyunca kapalı kalması, özellikle mısır, buğday ve pirinç gibi azotlu ürünlerde gübre kıtlığına yol açabilir.
Washington merkezli Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Joseph Glauber, “Fiyatların yükselmesi, çiftçilerin hangi ürünü ekeceğini etkileyecektir” uyarısında bulunuyor. DW’ye konuşan Glauber, çiftçilerin yüksek girdi maliyetlerinden kaçınmak amacıyla azot yoğun gübre gerektiren ürünler yerine daha az gübre isteyen ürünlere yönelebileceğini ifade ediyor.
Glauber, özellikle yoksul ülkelerde çiftçilerin genel gübre kullanımını azaltabileceğine, bunun da tarımsal üretime zarar verebileceğine dikkat çekiyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın gidişatına ilişkin çelişkili açıklamaları ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nda üç gemiye ateş açtığına dair raporlar, Tahran’ın boğazı kapalı tutma konusundaki kararlılığını gösteriyor.
Gübre kıtlığının sonuçları ne olur?
Uzmanlar, Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemi trafiğinin ne kadar uzun süre kapalı kalmasının, küresel gübre tedarik zincirlerini de o ölçüde olumsuz etkileyeceğini belirtiyor.
Hollanda bankası ING, bu ayın başında yayımladığı bir araştırmada, gemi trafiğindeki uzun süreli bir aksamanın, özellikle Brezilya, Hindistan, Güney Asya ve Avrupa Birliği’nin bazı bölgeleri gibi gübre ithalatına bağımlı alanlarda ciddi sorunlar yaratacağını vurguladı.
Rusya, Çin, ABD ve Fas gibi büyük üreticilerin sınırlı yedek kapasitelere sahip olduğunu belirten uzmanlar, bu ülkelerin oluşacak açığı kapatmak için hızlı üretim artışına gitmelerinin zor olacağını ifade ediyor. Çin, fosfat ve azotlu gübre ihracatında kısıtlamalar uygulasa da mevcut durum, Beijing üzerinde bu kısıtlamaları gevşetme yönünde baskılar oluşturabilir.
Daha önce ABD Tarım Bakanlığı’nın baş ekonomisti olarak görev yapmış olan Glauber, azotlu gübrenin doğal gaz veya kömür bulunan her yerde üretilebileceğini, ancak asıl sorunun doğal gazın yüksek maliyeti olduğunu vurguluyor. Bu durum, üretimi artırmayı ekonomik açıdan zorlaştırabilir.
Gübre konusunda yaşanabilecek sıkıntıların yanı sıra petrol fiyatlarının gıda fiyatları üzerindeki etkisi de önemli bir sorun teşkil ediyor. Tarım makinelerinden hasadı taşıyan kamyonlara, gıdayı işleyen tesislerden soğutma sistemlerine kadar her şey petrol bağımlı. Bu nedenle gıda üretiminin her aşaması artan enerji fiyatlarından etkileniyor.
ABD ve Avrupa’nın yanı sıra Körfez petrolüne bağımlı olan Çin, Japonya ve Güney Kore gibi Asya ekonomilerinde de yakıt fiyatları hızla yükseliyor. Hindistan hükümeti, artan maliyetlerden korumak için dizel ve benzin fiyatlarını dondurma sözü verdi.
Savaşın kaybedenleri: Yoksul ülkeler
İran savaşının küresel etkilerini en çok yoksul ve ithalata bağımlı ülkelerin hissetmesi bekleniyor.
Azotlu gübre ithalatının üçte ikisini Körfez ülkelerinden karşılayan Hindistan, bu süreçte en kırılgan ülkelerden biri haline geliyor. Gübrede yaşanacak kıtlık, yaklaşan ekim sezonunu tehlikeye sokabilir ve 1 milyar 45 milyonluk nüfusun temel gıdası olan pirinç, buğday ve diğer ürünlerin üretim maliyetlerini hızla artırabilir.
Dünyanın en büyük tarım ihracatçıları arasında yer alan Brezilya da azot ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını Körfez ülkelerinden gelen üreyle karşılıyor. Tedarikte yaşanacak bir aksama, küresel arzın halihazırda sıkışık olduğu bir dönemde soya ve mısır verimini tehdit edebilir.
Sahra Altı Afrika ise en yüksek riskle karşı karşıya olan bölge konumunda. Bu coğrafyadaki ülkelerde gübre kullanımı, verimli bir üretim için gereken seviyenin oldukça altında. Küçük fiyat artışları bile küçük çapta üretim yapan çiftçilerin gübre kullanımını daha da azaltmasına yol açabilir ve bu da hasatların düşmesine, açlığın derinleşmesine neden olabilir.
Bloomberg’e göre, İran’da da enflasyon savaştan önce zaten yüzde 40’ı aşmıştı ve gıda fiyatları da hızla artış gösteriyordu. İthalattaki aksaklıklar, yükselen enerji fiyatları ve ülke içindeki lojistik sorunlar, gıda enflasyonunu daha da artırarak 92 milyon nüfuslu ülkede yaşam koşullarını zorlaştırabilir.
İthalattaki aksaklıklar, artan enerji maliyetleri ve ülke içindeki lojistik sıkıntılar, gıda enflasyonunu daha da tırmandırarak milyonlarca insan için yaşam koşullarını zorlaştırmaya devam edecektir.
Tahıldan ete, süt ürünlerinden bitkisel yağlara kadar gıdanın yüzde 80 ila 90’ını ithal eden Körfez ülkeleri de Hürmüz Boğazı’nın geleceğine büyük ölçüde
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



