
Saray’ın hedefinde bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik devam eden davada, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’dan önemli bir değerlendirme geldi.
Daha önce “delil ve ispat” konusuna vurgu yapan Yıldız, bu kez tanık beyanları ve “sübut” kavramı üzerinde durarak açıklamalarda bulundu.
İBB DAVASI’NI MI GÖSTERDİ?
Sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, ceza yargılamasında tanık ifadelerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Yıldız’ın açıklamaları, Ekrem İmamoğlu ile birlikte 106’sı tutuklu 402 sanığın yargılandığı ve kamuoyunda büyük ilgi gören İBB davasıyla ilişkilendirildi.
“TANIK BEYANI DURUŞMADA ALINMALI”
Yıldız, tanıkların kural olarak hâkim huzurunda dinlenmesi gerektiğini vurgularken, soruşturma aşamasında alınan ifadelerin tek başına yeterli olmayacağının altını çizdi.
Tanığın daha önce verdiği yazılı ifadenin okunmasının, duruşmada dinlenmenin yerini alamayacağını belirten Yıldız, bu durumun ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle ilgili olduğunu ifade etti.
“VASITASIZLIK” VE “SÖZLÜLÜK” VURGUSU
Ceza yargılamasında “vasıtasızlık” ve “sözlülük” ilkelerine dikkat çeken Yıldız, hakimin delille doğrudan temas etmesinin ve tanığın bizzat dinlenmesinin yargılamanın meşruiyeti açısından hayati önem taşıdığını dile getirdi.
Tanık beyanlarının yazılı tutanaklarla yer değiştirmesinin mümkün olmadığını belirten Yıldız, tarafların bu süreçte doğrudan soru sorma ve delili tartışma hakkına sahip olmaları gerektiğini ifade etti.
Feti Yıldız’ın açıklamasının devamında şu ifadeler yer aldı:
“Son günlerde en çok duyduğumuz ve duymaya da devam edeceğimiz şey ispat ve sübut kelimeleridir.
Hukuk ve felsefe gibi disiplinlerde karşılaştığımız sübut, yalnızca bir kelime anlamı değil, bir kavram setini ve bir durumun niteliğini ifade eder. Bu, bir bilginin veya olgunun yalnızca iddia olarak kalmaması; sağlam delillerle desteklenerek kesinlik kazanması sürecidir.
Hukukta sübut, bir olayın veya iddianın mahkeme tarafından yeterli delillerle kanıtlanmış ve doğruluğunun kesinleşmiş olması anlamına gelir.
Özellikle ceza davalarında, bir sanığın suçluluğunun sübuta ermesi, yargılama sonucunda verilen kararın temelini oluşturur.
Mahkemeler, önlerine gelen iddiaları ve savunmaları değerlendirirken, bu iddiaların ve savunmaların “sübut” bulup bulmadığını araştırır.
Bu süreçte, Cumhuriyet savcılarının sunduğu delillerin yeterliliği, güvenilirliği ve olayı aydınlatma kapasitesi büyük önem taşır.
Ceza muhakemesinde ispat, makul bir kaynaktan güvenilir bir açıklama elde etmek anlamına gelir.
Hakim, dava konusu olay hakkında duruşmada ortaya konulup tartışılmış delillere dayanarak, muhakeme ilkeleri ve akıl ile bilimin rehberliğinde, hukukla sınırlandırılmış ve şüpheden ari bir kanaat oluşturur.
Tanıklar olay mahallinde objektif ve bağımsız bir gözlemci olarak bulunmazlar. Tanık, kural olarak hâkim huzurunda dinlenir.
Olayın meydana geldiği zaman ile dinleme zamanı arasındaki fark arttıkça, beyan delilerinde unutma ve çarpıtma gibi kusurlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle, tanığın soruşturma evresindeki beyanı daha güvenilir kabul edilebilir.
Tanığın önceki beyanının okunup geçerliliğinin sorgulanması, usulüne uygun bir dinleme değildir. Olayın delili yalnızca bir tanığın beyanlarından ibaret ise, bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerekir.
Daha önce yapılan dinlemeye ilişkin tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Kanun koyucu, belge delilinin yani önceki ifadenin yer aldığı tutanağın ve tanık tarafından yapılan yazılı açıklamanın beyan delilinin yerini almasını yasaklamaktadır.
Bu düzenleme, vasıtasızlık ve sözlülük prensibinin en önemli tezahürlerinden biridir. Böylece beyan deliline bizzat hâkimin temas etmesi, delili kaynağında değerlendirmesi sağlanmakta, ayrıca taraflara doğrudan soru sorma ve delili tartışma imkânı sunulmaktadır.
Mevzuatımıza göre müdafi, sanığı tam temsile yetkili bir vekil değil, ona hukuki yardımda bulunan bir kişidir.
Unutmayalım…
Her şeyin başı vicdan temizliğidir.”
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



