İBB Duruşmasında Gözlemler: Sessiz Çığlıklar

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İBB Duruşmasında Gözlemler: Sessiz Çığlıklar

Geçtiğimiz haftalarda İBB davasına katılarak gözlemlerimi kaleme almıştım. O yazımın ardından, bir ‘CHP medyası’ üzerine de gözlemlerimi paylaşmayı düşünmüştüm. Ancak yaşanan ciddi mağduriyetler göz önüne alındığında, konunun bazı yönlerine derinlemesine girmeyi ertelemeyi uygun buldum.

Zarar gören tarafın yalnızca Ekrem İmamoğlu olduğunu vurgulayarak, konuyu burada noktalamak istiyorum; en azından şimdilik.

İkinci kez katıldığım İBB duruşmasında, gözlemlerimi, duyduklarımı ve tamamen kişisel düşüncelerimi paylaşmayı hedefliyorum. Eğer benim gördüğüm bir durumu daha önce hiç duymadıysanız, bu durumun başkaları tarafından göz ardı edilmiş olabileceğini belirtmek isterim. Nihayetinde, herkesin gördüğü şey aynıdır; tek fark, bunu kaleme almayı tercih etmektir.

Bir önceki duruşmada hissettiğim yalnızlık beni derinden etkilemişti.

Bu nedenle, bu sefer daha tanınmış bir ismin savunmasını izlemek istedim. Çarşamba günü İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasını dinlemek üzere Silivri Cezaevi’ndeki duruşma salonuna gittim.

Bu defa izleyici sıralarında yer alma fırsatım oldu.

Sabah saatlerinde salon oldukça tenha görünüyordu.

Önceki duruşmada olmayan önemli bir fark, Kürt siyasetçilerin de izleyici sıralarında yer almasıydı. DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Çınar Altan ve Milletvekili Cengiz Çiçek dikkatimi çeken isimler arasındaydı. Dilek İmamoğlu da oradaydı; öğle arasında Aile Dayanışma Ağı buluşmasında konuşma yapacaktı.

İzleyiciler arasında CHP milletvekilleri Suat Özçağdaş ve Mahmut Tanal ile Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli de dikkat çekiyordu.

iahaber adına yayın yapacak olan Murat Sabuncu, Şirin Payzın ve Candan Yıldız ile tutuksuz olarak yargılanan gazeteci Ruşen Çakır da salonda yer aldı.

Bu defa basın sıraları, ‘dışarıdan gelen’lerle daha kalabalık görünüyordu.

İBB davası tutuklularının moral seviyesinin oldukça yüksek olduğunu gözlemledim. İzlemeye gelenlerle birlikte bu motivasyonun arttığını fark ettim. Tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’e izleyicilerden büyük ilgi vardı ve sık sık sloganlar atıldı.
Ailelerin de moral durumu iyiydi. Tutuklu yakınlarını -bu koşullar altında bile olsa- her gün görebilmek, el sallayabilmek ve kısıtlı da olsa göz teması kurabilmek elbette çok önemli.

Hatta izleyiciler, oturacakları yerleri, tutuklu yakınları arkalarını döndüğünde göz teması kurabilecekleri en uygun yerden seçebilmek için salona erkenden girmeyi tercih ediyorlardı. Yerlerini kaybetmemek için öğle arası boyunca da salonda kalanlar vardı.

Ön sıralardaki aileler, birbirleriyle dayanışma içinde ve yakın bir ortamda görünüyordu.

Öğle arası öncesinde tutuklu sanıklar salondan çıkarılırken, sevdiğine kendini göstermeye çalışanların arasında bir çocuğun “Baba” diye haykıran sesi yükseldi… O an, salonda gözü dolmayan ve tüyleri diken diken olmayan tek bir kişi yoktu.

Bu yaratılan ve pek çok haneye yansıyan büyük mağduriyet; babanın kim olduğundan, görevinden, siyasetten, mevki ve makamdan bağımsız olarak bir çocuğun sesiyle en çıplak haliyle hissedildi.

Salondan çıkma sırası geldiğinde İmamoğlu, izleyicilere yönelik bir konuşma gerçekleştirdi. Çocukların geleceği ve hakları üzerine yaptığı konuşmanın öncesinde, Nazım Hikmet’in çocukken yazdığı pek bilinmeyen bir şiirini okudu. İmamoğlu, salonu terk etmeden önce “Bu davaları herkes izlesin” dedi. Ülkenin geleceğinin siyaseten burada, bu duruşma salonlarında şekillendiğini ve bu davaları takip etmenin önemli olduğunu vurguladı.

“Herkes gelsin” dedi.

Duruşma sona erdiğinde de benzer bir vurgu yaparak, “Burada yaşananları izleyenler dışarıya aktarsın, burayı daha çok izleyen olsun; gözler ve kulaklar burada olsun” ifadesini ekledi.

Geçtiğimiz haftalarda İmamoğlu’nun duruşma salonundan yaptığı bir konuşma da dikkat çekmişti. O konuşmada, izleyiciye yönelik olarak “Sizin buradaki varlığınız çok değerli. Herkes gelsin ve bu duruşmaları izlesin. İster vatandaş, ister aile yakını, ister belediye çalışanı…” demişti.

Ben de aynı düşünceyi paylaşıyorum; İmamoğlu gibi, duruşmaların daha geniş bir kitle tarafından takip edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Özellikle bu tür davalarda, duruşmalara katılımın kamuoyunun doğru bir şekilde oluşması açısından ne denli etkili olduğunu bilen biri olarak, duruşmaların daha fazla ilgi görmesi gerektiğini düşünüyorum.

Öğle arası sona erip Mehmet Pehlivan’ın söz sırası geldiğinde, avukat sıraları oldukça kalabalıktı.
Az ileride, Edirne Cezaevi’nden gelen DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Silivri Cezaevi önünde açıklama yapıyordu.

Aynı sıralarda duruşma salonunda, itirafçı Adem Soytekin’in dinlenme sırasının öne alınmasına dair bir tartışma yaşandı.

Çarşamba duruşmasının sonunda İBB davasındaki ikinci tahliye kararları açıklandı.

Yani, oldukça dolu ve ilgi gören bir duruşma olmasına rağmen, Türkiye’nin gelecekteki Cumhurbaşkanı olacağı iddia edilen, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan birinin yargılanması daha fazla ses getirmelidir. 26 yıllık meslek deneyimimle, İmamoğlu’nun da bu yöndeki beklentisinin aynı olduğunu düşünüyorum. Hatta bunu ısrarla dile getirdiğini gözlemliyorum.

Zira ‘içeride’ bir destek kitlesi yaratmak ve bunu sürdürmek kime, neye yarar bilmiyorum fakat dışarıdan destek oluşturamamanın İmamoğlu’na olumlu bir katkı sağlamayacağına neredeyse eminim.

İktidarın tüm engel ve baskılarına rağmen, bu önemli ölçüde çökmüş, yüzlerce mağdur yaratmış dosyanın duruşmalarına daha yüksek ilgi gösterilmeli; her kesimden insanın, gazeteci, yazar, aktivist ve düşünce insanlarının katılımı sağlanmalı; her boyutta yazılmalı, çizilmeli, gözlemlenmeli ve tartışılmalıdır.

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın