
19 Mart 2025 tarihinde başlayan hukuki süreç ve ardından yaşanan görev değişiklikleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) gibi büyük bir kurumda önemli bir ‘yönetim krizi riski’ doğurdu. Ancak, bu zorluğun üstesinden gelindiği anlaşılıyor. Göreve geldiğinizde, kamuoyunda oluşan ‘belediye işleyemez hale gelecek’ algısını kırmak amacıyla hangi idari mekanizmaları uyguladınız? Bu bir yıllık süreçte, siyasi tartışmaların gölgesinde kalan veya aksayan projeler oldu mu?
19 Mart süreci, yalnızca siyasi bir sarsıntı değil, aynı zamanda 16 milyon İstanbulluya hizmet veren büyük bir hizmet sisteminin ‘durma riskiyle’ karşı karşıya kalması anlamına geliyordu. 19 Mart’a kadar Ekrem İmamoğlu yönetimi, kamu eliyle yapılan engelleme girişimleriyle yıpratılmaya çalışıldı. Ancak, bu çabalar İstanbullulara hizmet sunulmasını engelleyemedi.
Ben 2025 yılı Nisan ayında görevi devraldım. İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ve değerli İBB bürokratlarımız bir yıldır tutuklu, bu durum elbette hissediliyor. Ancak, Sayın İmamoğlu’nun kurduğu liyakatli kadrolar sayesinde İstanbul’un hizmet maratonu hiç durmadı. Biz de hem Ekrem Başkanımızın hem de İstanbulluların emaneti olan İstanbul’a sahip çıktık ve iki kat daha fazla çalışmaya devam ettik. 19 Mart sonrası bir ‘duraklama’ bekleniyordu; fakat tam tersine bir konsolidasyon süreci yaşadık.
Siyasetle bağlantılı hukuki incelemeler nedeniyle bazı ihale süreçlerinde bürokratik yavaşlamalar meydana geldi ve dosya inceleme süreleri uzadı. Ancak İstanbul’un çarkları dönmeye devam etti çünkü belediye, 16 milyona hizmet sunmak için var.
***
Sayın Genel Sekreter, mali tablo vurgunuz dikkat çekici. Ancak kamuoyunda merak edilen önemli bir nokta var: İBB’nin ‘borçlanmayı yatırıma dönüştürme’ stratejisi, İstanbul halkının üzerine binen toplam borç yükünü uzun vadede nasıl etkileyecek? Eurobond ihraçları ve yeşil finansman gibi modellerin, belediyenin öz kaynaklarını diğer sosyal projelerden mahrum bırakmadan sürdürebilmesi için nasıl bir denge mekanizması işletiyorsunuz?
Daha önce de kamuoyuyla paylaştığımız verilerle yanıt vermeye çalışayım. Kurumumuzun finansal borcu 2014’te 2,6 milyar dolardı, 2018’de 3,8 milyar dolara yükseldi. 2025 sonu itibarıyla ise borcumuz 3,3 milyar dolar. 2014-2025 yılları arasındaki kur farkını da dikkate alarak bu tabloyu değerlendirmek önemli. Bu tablo, mali disiplini gösteriyor. Arada Covid-19 pandemisi, siyasi gerginlikler ve savaşlar yaşandı; Türkiye özelinde ise adaletsizliğin, güvensizliğin oluşturduğu kötü bir ekonomik tablo söz konusu. Olumsuz koşullara rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, hem yatırımlarını sürdürdü hem de vatandaşlarına sosyal destek vererek borç ödedi. Ekrem Başkanımızın başlattığı bu süreç, bizler tarafından devam ettiriliyor.
İstanbul, dünyanın en büyük metropollerinden biri ve her geçen gün büyüyor, nüfusu artıyor. Titiz ve planlı bir yönetim olmazsa hiçbir adım atamazsınız. Biz İstanbul’da önce bunu sağladık. Şehrimizin her alanda uzun vadeli plan ve programları mevcut. Ancak İstanbul’un geleceğini inşa ederken en büyük önceliğimiz, uluslararası finans piyasalarında sarsılmaz bir güven inşa etmektir. İBB, geçmişten devralınan borç stokunu yönetirken öz kaynaklarını verimli kullanarak finansal sürdürülebilirliği sağladı. Bugün, düşük maliyetli dış krediye en hızlı erişebilen yerel yönetimlerden biriyiz.
Özellikle raylı sistem yatırımları için sağladığımız dış krediler, İstanbul’un küresel piyasalardaki yüksek kredisinin bir göstergesidir. Eurobond ihraçlarımız ve yeşil finansman kaynaklarına yönelimimiz, mali disiplinden taviz vermeden dev projeleri nasıl sürdürebildiğimizin somut kanıtıdır. Borç ödemelerini takvimine uygun, şeffaf bir şekilde ve bütçe dengesini koruyarak gerçekleştiriyoruz. Uluslararası derecelendirme kuruluşlarının raporları da bunu doğruluyor: İBB’nin yatırım kapasitesi, doğru finansal mühendislik ve şeffaf yönetim anlayışıyla güçleniyor. Yatırımlarımızı borçlanarak değil, borçlanmayı yatırıma dönüştürerek yönetiyoruz.
Ekonomi alanında çalışan bir muhasebe ve finansman profesörü olarak, özellikle 19 Mart sonrası uluslararası piyasalarda İBB’nin kredi notu veya borçlanma kabiliyeti üzerine nasıl bir ‘hasar tespit çalışması’ gerçekleştirdiniz? Yatırımcı güvenini sağlamak için hangi şeffaflık adımlarını attınız?
Ekonomi, rakamların ötesinde bir ‘güven’ yönetimidir. Göreve başladığımda karşılaştığım en büyük risk, 19 Mart sürecinin yarattığı siyasi belirsizliğin, İstanbul’un büyük yatırım bütçesini finanse eden dış kaynaklar üzerinde olumsuz bir etki yaratma ihtimaliydi. Ancak bu algıyı, akademik disiplin ve şeffaf bir veri setiyle hızla tersine çevirdik.
Yaptığımız çalışmalar sonucunda kredi notumuzda olumsuz bir değişiklik yaşanmadı. Bilindiği gibi, belediyelerin kredi notu ülke notunun üstüne çıkamaz. Bu nedenle notumuz, ülke notu ile aynı seviyede kalmaya devam ediyor. 19 Mart sonrası ilk işimiz, uluslararası kredi kuruluşları ve yatırımcılarla ‘açık kart’ usulü bir veri paylaşımına başlamaktı.
Yatırımcıların en çok korktuğu şey belirsizliktir. Biz, devam eden raylı sistem projelerinin finansman modellerinin korunacağını beyan ettik. 2019’dan beri açtığımız 6 metro hattı, bizim en büyük referansımız oldu. Bu referans sayesinde, kredi notumuzu ve borçlanma kabiliyetimizi koruduk. İç ve dış finansal piyasalarda borçlanma kabiliyetimizi olumsuz etkileyecek bir durum yaşamadık. Meclis onayından geçen ve merkezi yönetim tarafından izinleri alınan projeler için finansman ihtiyacımızı karşılayacak hareket kabiliyetine sahibiz.
Yönetimde şeffaflık, özellikle bir kamu kurumu için vazgeçilmezdir. Sayın İmamoğlu’nun şehrin yönetiminde attığı önemli adımlardan biri de şeffaflığı sağlamaktı. Şeffaflığı yalnızca ihalelerde değil, kaynak dağılımında da uyguluyoruz. Bu yıl, üniversite öğrencilerine verdiğimiz toplam 2 milyar TL tutarındaki desteğin, 2019’dan bu yana 350 bin çocuğa ulaştırdığımız 50 milyon litre sütün bütçe içindeki payını ve bu kaynağın nereden sağlandığını ayrıntılı olarak kamuoyuna sunduk. Denetim uzmanı olarak şunun altını çizeyim: Bizim dönemimizde ‘israf’ değil ‘insan’ odaklı bir bütçe yönetimi var. 5.593 kişiye ödenmeye başlanan ve riskli binaların tahliyesini hızlandıran yaklaşık 375 milyon TL’lik kira desteği, belediyenin mali gücünün yalnızca betona değil, can güvenliğine de aktarıldığını gösteriyor. 19 Mart sonrasında İstanbul’un mali itibarında bir kırılma yaşanmasına izin vermedik. Aksine, ‘hesap verebilir’ yönetim modeliyle bu süreci bir güven tazeleme fırsatına dönüştürdük. Hizmet, bir öncelik meselesidir. Hem yatırımlarımıza hem de vatandaşlarımıza destek vermeye devam ediyoruz.
***
‘Hizmetler aksamadan devam ediyor’ vurgusu sıkça dile getiriliyor. Ancak muhalefet, bazı projelerin 19 Mart sonrası yavaşladığına dair eleştirilerde bulunuyor. Elinizdeki veriler ışığında, son bir yıllık ‘gerçekleşme oranları’ önceki dönemlerle kıyaslandığında ne durumda? Sayılarla bir ‘hizmet dökümü’ yapabilir misiniz?
İ
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



