
Öncelikle bir soru: “İddianame” ne anlama geliyor?
Bu sorunun yanıtı, soruşturma aşamasında elde edilen delillerin suçun işlendiğine dair yeterli şüphe oluşturması durumunda, Cumhuriyet savcısının yetkili mahkemeye hitaben hazırladığı resmi belgeye iddianame denmesidir.
İddianame metninde, şüphelinin kimliği, suçlamalar, deliller ve ilgili kanun maddeleri yer almaktadır. Mahkeme, kendisine sunulan iddianameyi değerlendirir ve kabul etmesi durumunda kamu davası resmen başlamış olur.
Bu sorunun yanıtını, sınavlarda yetersiz hazırlanmış öğrenciler gibi rastgele yazmadım.
Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 170, 171, 172, 173 ve 174. maddelerinden yaptığım kısa bir özetle ifade ettim.
“Mahkemenin incelemesi” meselesi, hâkimin keyfî bir tutumuyla ilgili değildir.
CMK 174. maddesi, “suçun sübutuna doğrudan etki edecek mutlak delillerin toplanmasını” talep etmektedir.
“Sübut” kelimesi, Arapçadan dilimize geçmiş ve “gerçekleşme, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkma, kesinleşme ve ispatlanma” anlamlarına gelmektedir.
Savcılık, davanın seyrini değiştirecek ana delilleri toplamadan aceleyle dava açma talebinde bulunmuşsa, mahkeme en geç 15 gün içinde iddianameyi reddetmek zorundadır.
Çünkü yeterli delil toplanmadan açılan davalarda, mahkeme soruşturma yapmak zorunda kalır; oysa bu, mahkemenin asli görevi değildir.
Şimdi “casusluk davası”na değineceğim, bu nedenle öncelikle bu “ansiklopedik bilgileri” vermek istedim. Eğer sıkıldıysanız özür dilerim.
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün “casusluk suçlamasıyla” 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandıkları davanın son duruşmasında sanıkların tahliye talepleri kabul edilmedi.
Duruşmada mütalaasını açıklayan savcı, “delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmadığını ve adli kontrolün bu aşamada yeterli olmayacağını” belirterek sanıkların tutukluluk hallerinin devamını talep etti.
Hâkimler de savcının bu talebine uyarak, tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.
Ağır Ceza Mahkemesi üyelerinin, TCK’nin 174. maddesini bilmediğini düşünüyor musunuz?
Bu pek olası görünmüyor.
Sadece okuma yazma bildiğim için ben bile CMK’yı okuyup bu bilgileri edinmişim. Yargıçlar, hukuk fakültesini tamamlamış, staj yapmış ve ağır ceza mahkemesi üyesi olabilecek kadar deneyimlidir. Kanunu bilmemeleri düşünülemez.
Ancak buna rağmen “deliller tamamen toplanmadı” diyen savcıya hak verdiler.
Bu durum nasıl açıklanabilir?
Kanuna göre “suçun sübutuna doğrudan etki edecek mutlak delillerin toplanması” ile görevli olan savcılığın, son duruşmada mahkemeden şu delilleri talep ettiğini hatırlatmakta fayda var:
“Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanlığı’ndan İBB’ye ait kullanılan IP adreslerinin ve ilgili sunucu sağlayıcılarının istenmesi,
MİT Başkanlığı ve TEM Şube Müdürlüğü’nden; BTK’den temin edilecek, İBB’ye ait kullanılan IP adresleri ve kullanıcı bilgileri ile ilgili olarak iddianamenin 111, 122 ve 123. sayfadaki görsellerde yer alan e-mail adreslerinin gerçek olup olmadığının tespiti, log kayıtlarının incelenerek yetkisiz erişim, veri sızıntısı veya hesap ele geçirilmesi bulgularının tespiti; gelen ham verilerin düzenlenerek rapor haline getirilmesinin istenmesi.”
Savcılık, bunların mahkeme tarafından istenmesini talep ediyor ve mahkeme de bunu uygun buluyor.
Peki, iddianame yazılmadan önce bu delillerin araştırılıp bulunması görevi kime aitti?
Bir hatırlatma daha yapayım: Mahkeme, “suçun sübutuna doğrudan etki edecek delilleri içermeyen iddianameyi” reddetmek zorunda değil miydi?
Bu yargılamayla ilgili haberleri takip ettiniz mi?
İddianame, Hüseyin Gün’ün “itirafları” üzerine inşa edilmişti. Duruşmada Gün, zamanın Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından kendisine verilen bir belgeyi paylaştı.
Eğer Gün, savcının iddiasına göre gerçekten bir casus ise, Fuat Oktay’ın kendisine Türk hükümeti adına verdiği yetki belgesi ne anlama gelir?
Fuat Oktay’ın bu iddianın duruşmada dile getirildiği günden beri yalanlamadığını da hatırlatmalıyım.
Sanıkların lehinde sayılması gereken bu delil, neden dosyada yoktu da duruşmada sanık ifadesiyle ortaya çıktı?
Bir hatırlatma yapayım: Kanuna göre, savcılar, soruşturmaları sırasında sanıkların aleyhindeki delillerin yanı sıra lehinde olan delilleri de toplamak zorundadır.
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın böyle bir iddianame ile yargılanabilmesinin tek anlamı var: Suç uyduruluyor!
Kanunlarımızda ayrıca “suç uydurma suçu” diye tanımlanmış bir suç bulunmaktadır; bu konuyu da açıp daha fazla kafanızı karıştırmayacağım.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



