
İktidar yanlısı medya, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) belediyelerine karşı sürdürülen operasyonlarda belirgin bir tarafgirlik sergiliyor. Operasyonlar, nesnellikten uzak bir dil kullanılarak aktarılırken, iktidar için rahatsız edici bir durum ortaya çıktığında bu yaklaşım birden değişiyor.
iahaber’ten Asuman Aranca’nın “Ayhan Bora Kaplan dosyasından eski başsavcı olan Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman’ın ismi çıktı: ‘Araç parası ödemesi’ Kaplan’ın asistanından” başlıklı haberi, BirGün, Gazete Pencere, Halk TV, Sözcü ve Nefes gibi muhalif medya organları tarafından alıntılandı. Ancak iktidar medyası, bu kritik haberi tamamen görmezden geldi; hiçbiri bu konuda bir yayın yapmadı.
Burada dikkat çeken husus, Yargıtay üyesi olan bir hukukçunun, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı iken suç örgütüyle bağlantısının ortaya çıkması ve aracının ödemesinin bu örgüt tarafından yapıldığını gösteren belgelerin varlığıydı. Yüksek yargı mensubunun mafya ile ilişkisini görmezden gelen medyanın samimiyeti sorgulanabilir.
Başka bir örnek, gazeteci Fuat Uğur’un sosyal medya paylaşımları oldu. Uğur, Tarım Kredi Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın maaş ve yan haklarla birlikte aylık 1.5 milyon lira gelir elde edip etmediğini sorguladı. Daha sonra Aydın’ın bağlantılarını gündeme getirerek “Gerçeği sağlamak için kaçmak ve baskı yapma girişimi” ifadelerini kullandı. Ancak, kısa bir süre sonra bu paylaşımlarını sildi.
Uğur’un paylaşımlarını silmesi bir kenara, iktidar medyası Hüseyin Aydın’ın 1.5 milyon liralık aylık gelirini de yok saydı. Bu durum, gazeteciliğin yerini taraftarlığın aldığı bir ortamda adalet ve vicdan duygusunun kaybolduğunu gösteriyor.
Gazetecinin Eleştirel Rolü

“Gazeteci, siyasileri yönlendirmeye çalışmaz, onların adına düşünmez ya da kaygılanmaz; ama gerektiğinde üzmekten de çekinmez.”
Bu sözleri tam üç yıl önce kaleme almıştım. Seçim öncesinde kurulan “Altılı Masa”dan ayrılan Meral Akşener’in geri dönmesi için muhalif medyada bazı gazetecilerin “taraftarlık” psikolojisiyle hareket ettiğine şahit olduk. Eleştirel yaklaşım sergileyenler hedef alındı ve CHP’nin tüm faaliyetleri alkışlandı.
Ne yazık ki, muhalif medya üç yıl önceki durumundan daha iyi bir noktada değil. AKP iktidarının yargı mekanizması ile yürüttüğü siyasi operasyonlar sonrasında, CHP’yi koruma refleksi daha da güçlendi. Gazetecilerin hukuksuzluklara karşı durması, demokrasiyi savunması elbette önemli; ancak bu, yanlışları görmezden gelmeyi gerektirmemelidir.
CHP’ye karşı eleştirel tutumdan vazgeçmek, muhalif medyayı “muhalefet” haline getirir. Muhalefet medyası olmak, öncelikle gazeteciliğe zarar verir, ardından da CHP ve demokrasinin aleyhine olur. Muhalif medya gerektiğinde CHP’li yetkilileri de eleştirmekten çekinmemelidir.
Ancak muhalif medya, CHP’yi eleştirmekten kaçınıyor. Örneğin, 5 Nisan’da iktidar medyasında “Belediye kasasından VIP rüşvet” (Akşam), “Uşak’tan Özgür Özel’e 8 milyonluk VIP kıyak” (Sabah) gibi başlıklar yer aldı. TV’lerde de bu haberler alıntılandı.
CHP Sözcüsü Zeynel Emre’nin, aynı gün Beylikdüzü’nde düzenlediği basın toplantısında muhalif gazeteciler, bu iddiaları sormadı. İktidar medyasındaki bu iddialar, muhalif medyada da haber olmadı. Sonuç olarak, CHP’den de bu konuda bir açıklama gelmedi.
Hatta AKP Uşak Milletvekili İsmail Güneş, bu iddiaları TBMM’de dile getirdi; CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “İftira atıyorsun, evrak göster” diyerek yanıt verdi. Güneş ise “Basında çıktı. O zaman itiraz edin” dedi. Bu tartışma, ANKA ve iahaber ajansları dışında medyada yer bulmadı.
Sabah, 1 Nisan’da “Uşak’taki soruşturmadaki bir gizli tanık beyanı”na dayanarak, bir ihale karşılığında 5 milyon lira verilerek Özgür Özel’e araç alındığını iddia etmişti. CHP, bu iddiayı yalanlayıp, aracın bedelini ödediğini kanıtlayan faturayı açıklamıştı. CHP’nin yalanladığı “satın alma” iddiası, dört gün sonra “Özel’in makam aracının lüks dizaynı için Uşak Belediyesi kasasından 7.7 milyon lira ödendiği” iddiasına dönüştü.
Muhalif medya, bu iddiaları araştırarak aydınlatabilir ve soru işaretlerini ortadan kaldırabilirdi.
RTÜK’ten Uyarılar

RTÜK’ün, İsrail’in Başkonsolosluğu önündeki saldırı ile ilgili açıklamasında “bazı yayınlarda infial yaratabilecek teyitsiz görüntülerin paylaşıldığı tespit edilmiştir” denildi. Ardından “Tüm yayıncıların sadece resmi makamların açıklamalarını esas alması ve kaynağı belirsiz görüntüleri paylaşmaktan kaçınması yasal zorunluluktur” uyarısı yapıldı.
Bir terör haberi için “sadece resmi makamların açıklamalarının esas alınması” gibi bir yasal zorunluluk yoktur. Gazetecilikte de böyle bir kural olamaz. Gazeteci, resmi açıklamaları alır, araştırır ve doğruladığı bilgilerle birlikte yazar. Özellikle resmi açıklamaların çoğu zaman gerçeği aktarmadığı bir dönemde, yalnızca açıklamalarla haber yapmak gazeteciyi hakikate ulaştırmaz.
Ayrıca “teyitsiz görüntü paylaşanlar” kimlerdir? Eğer böyle bir medya kuruluşu varsa, işlem yapmak yerine tüm medyayı “teyitsiz görüntü paylaşıyormuş” gibi göstermek adaletsizliktir.
RTÜK, bu ifadeleri kendiliğinden kullanmadı. Cumhurbaşkanlığı’ndan medyaya gönderilen “Arka Plan” notunda da “Görsel içerik kullanımı asgari seviyede tutulmalı, teyitsiz ve ham görüntüler dolaşıma sokulmamalıdır” deniliyordu. Notta, saldırının ‘İsrail Başk
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



