
Mehmet Türkmen, sendikacı olarak Gaziantep’teki bir halı fabrikasında işçilerin haklarını savunan bir figür oldu. Fabrikada çalışan işçilerle dayanışma içinde yer aldı ve bu nedenle tutuklandı. Fabrika sahibinin “iktidara yakın” olduğu biliniyor.
Macaristan’da, uzun süre iktidarda kalan Orban yönetimi, sandıkta sona erdi ve tarih sahnesinden çekildi.
Esra Işık, köyünde maden projesine karşı zeytin ağaçlarının, topraklarının ve evlerinin korunması için direnen muhtar bir annenin kızıdır. Bu direnişi nedeniyle tutuklandı. Maden projeleriyle büyüyen büyük holdinglerin de “iktidara yakın” olduğu ifade ediliyor.
Macaristan’da, “kemikleşmiş” Orban iktidarının sandıkta çökmesi, uzun süredir beklenen bir gelişmeydi.
Başaran Aksu, Esra Işık’ın tutuklanmasına tepki gösteren bir sendikacı olarak dikkat çekti ve bu duruma karşı duruş sergiledi. Aksu da tutuklandı. “İktidara yakın bilinen holding” tarafından verilen bir emir gibi bir durum ortaya çıktı.
Macaristan’da Orban yönetiminin son bulması, pek çok gözlemci için sürpriz olmadı.
Doğukan Akan, Başaran Aksu’nun tutuklanmasına da karşı çıkarak tutuklandı. Bu durum, “iktidara yakın holding siparişi”nin çok ötesinde bir etki yarattı.
“Sınıf savaşı” ile iktidar ve kâr odaklı ilişkilerin karmaşası, bu olaylarla daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Macaristan’daki gelişmeler, “kemikleşmiş” Orban iktidarının sona ermesiyle gündemde kalmaya devam ediyor.
Trump’ın desteklediği Orban yönetiminin eriyişi, aslında beklenen bir durumdu; bu durum, “Dünyanın Tozunu Atalım!” adlı kitabımda belirttiğim “yeni dalga” ile ilişkilendiriliyor. Faşizm, bir “heyula” gibi görünse de, dünyanın dört bir yanında, özellikle Avrupa ve ABD’de, karşıt bir hareketin de etkili olduğu gözlemleniyor.
Trump-Netanyahu ittifakının saldırganlığı, Gazze’deki soykırım ve İran’a yönelik tehditler, farklı ülkelerdeki “milli” faşizan hareketlere karşı bir direnişin de ortaya çıkmasına neden oluyor.
Orban rejimi, gazeteciler, sendikacılar, işçiler ve gençlerin tutuklanmasıyla tanınıyordu. Ancak bu durum artık daha fazla dikkat çekmeye başlayacak gibi görünüyor.
Bir “Rektör”ün sözlerine de değinmek istiyorum. Bu kişi Macar değil, Türkiye’den değil ve asla olamaz. Bu konuşmayı, “Prof” unvanıyla kayyum olmaya razı gelenlere, üniversitelerine polis çağırıp öğrencileri ve öğretim üyelerini zorla dağıtanlara ithaf ediyorum.
“Hükümet iflas etti. Siyaseten, ahlaken ve entelektüel açıdan da. Başkan, konuşmamın siyasi olduğunu belirtiyor. Elbette öyle. Polis bir üniversiteye saldırdığında, her kelime siyasi hale gelir.
Bir bakan tabutla tehdit ettiğinde, her direniş de politik bir nitelik kazanır. Memnuniyetsizliğin lideri yok, ama gerekçeleri var.
Gönderdikleri her ‘sopa’ için binlerce öğrenci pes etmeyi reddedecek. Bizi bölemezler.
İktidar, aşağılanmış bir rektör imajı yaratmak istiyor. Ancak karşılarında ayağa kalkan bir halkın imajı var.”
Bu sözler, gençlerin “iktidar yolsuzlukları”na karşı direnişini destekleyen Belgrad Üniversitesi Rektörü, mimar Vladan Dokiç’e aittir.
Vladan Dokiç
Dünyada Orban örneği yok ama Dokiç’ler de var. Önemli olan unvan değil, vicdandır.
Okuyucu Yorumları0
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!



