İktisat ve Felsefe: Dört Yolda Buluşma

Haber MerkeziHaber Merkezi
0 okunma
İktisat ve Felsefe: Dört Yolda Buluşma

Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), Bursa Uludağ Üniversitesi ile Bursa Felsefe Kulübü’nün iş birliği içinde düzenlediği Açık Kapı Toplantıları/Felsefe Söyleşileri 2024-2025 döneminin dördüncü toplantısı, 2024 yılı boyunca dikkate değer bir etkinlik olarak öne çıktı. Bu toplantıda Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü olan Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, “İktisat ve Felsefe: Çatallanan Yollar” başlığında bir sunum gerçekleştirdi.

BURSA (İGFA) – Toplantı, Bursa Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi olan Prof. Dr. Metin Becermen’in moderatörlüğünde yapıldı. Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, sunumunda 1990’lı yıllardan itibaren iktisat ve felsefe kavramlarının birbirleriyle ilişki kurmaya başladığını vurguladı. İktisat kavramının yaklaşık 200-250 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirten Yılmaz, iktisadın sanayi kapitalizmi ile sıkı bir ilişki içinde olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Yılmaz, 18. yüzyılın son çeyreğinde İngiltere’de meydana gelen sanayi devrimini anımsatarak, bu döneme kadar geçimlik ekonomilerin hâkim olduğuna dikkat çekti. Devamında, “Sanayi, insan hayatını dönüştüren bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Seri üretim ile günlük üretimin çok üzerinde üretim imkanları oluşmaya başlıyor. Emeğin, sermayenin ve toprağın kavramları, sanayi devrimi ile birlikte önem kazanıyor” dedi. O, ayrıca, yüksek refah düzeyinin, ekonominin dokunulabilir bir dünya haline gelmesinde önemli bir etken olduğunu belirtti. Geleneksel dünyada, örneğin Çin ile Amerika arasında ekonomik açıdan çok büyük farklar bulunmadığını öne sürdü. Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” adlı eserine atıfta bulunarak, Smith’in zenginliğin kaynağını üretim olarak tanımladığını belirtti.

Sunum sırasında sanayi devriminin ardından ekonomide yaşanan tartışmalara da değinen Prof. Yılmaz, “Marx’tan önce sanayi devriminde insanlar, 14-16 saat çalışarak hapishane düzenine benzer bir yaşam sürerken, Marx sonrası dönemde yüksek refah üretildiğini, ancak bunun belirli bir kesimin yararına olduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, yeni bir ekonomik çatışmayı işaret eder” diye konuştu. Devamında, emeğin değer teorisinin ortaya çıktığını ve iktisadi değerin belirleyicisinin birim emek olduğunu ifade etti. Ancak bu teorinin fiyat sorununu çözmede yetersiz kaldığını aktaran Yılmaz, bu sebeple fayda-değer teorisinin ortaya çıktığını ve bunun da Marx’ın terminolojisini geçersiz kıldığını söyledi.

“İktisat, doğa bilimlerine benzer bir bilim olma yolunda ilerliyor” diyen Yılmaz, marjinal fayda ve fiyatlar arasındaki ilişkiyi açıklamanın mümkün hale geldiğini ifade etti. Ana akım iktisat anlayışının tüketici davranışlarındaki rasyonelliğe dayandırılarak, rasyonel bireylerin çıkar maksimizasyonu peşinde koştuğu bir ortam oluşturduğunu iddia etti. Ancak, bu rasyonellik algısına karşı çıkan, ancak etkisiz kalan diğer bir gelenek de, tüketicilerin rasyonel olmadığını, gösterişçi tüketimden kaynaklanan birimleri ifade eden bir yaklaşıma sahip olduğunu dile getirdi. Sosyal statü ve sınıfın davranış kalıplarına uyma ihtiyacını vurgulayan Yılmaz, bu durumun rasyonel olmadığını ama statüye dair bir eğilim olduğunu belirtti.

Prof. Yılmaz, radikal politik iktisatçıların ise kapitalizmin yüksek refah üretmesine karşın bu refahın adaletsiz

Okuyucu Yorumları0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk görüşü siz paylaşın!

Yeni Bir Yorum Bırakın